Tüm Bilgi Paylaşımlarım

Yökak‘ın Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansları Uluslararası Ağı (Inqaahe)‘na Üyeliği Onaylandı

Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanlığı (YÖKAK)’ın, Yükseköğretim Kalite Güvence Ajansları Uluslararası Ağı (INQAAHE)’na üyeliği onaylandı. Son bir ayda gerçekleşen ENQA, APQN, CHEA (CIQC) ve INQAAHE üyeliği ile Kalite Kurulu,  Türk yükseköğretim sisteminin uluslararası tanınırlığına önemli bir katkı sunmayı hedefliyor.  1991 yılında faaliyete geçen INQAAHE alanındaki en köklü kalite ajans çatı kuruluşu olarak tanınmaktadır. Kuruluşun üyeleri yükseköğretimde kalite uygulamalarının teorik ve pratik alanda uygulayan kalite ajanslarından oluşmaktadır. INQAAHE Ağı aynı zamanda iç ve dış kalite güvencesinde iyi uygulama örneklerini; Guidelines for Good Practice (GGP) adlı standardı ile desteklemektedir. Bunun yanında kalite araştırmaları konu başlığında lisansüstü çalışmalar, araştırma olanakları ve kurslar sunan Marjorie Peace Lenn Center INQAAHE ağının çatısı altında faaliyet yürütmektedir.    Kaynak:https://www.yokak.gov.tr/yokakin-yuksekogretim-kalite-guvence-ajanslari-uluslararasi-agi-inqaahena-uyeligi-onaylandi-130

Sosyal Medya Melek Mi? Şeytan mı?

Bugün hemen hepimiz sosyal medyanın tehlikeleri üzerine konuşuyoruz. Kişisel bilgilerin paylaşımının kötüye kullanımı, sanal ortamda dolandırıcılık riski, çocuklara olumsuz örnek olabilecek videolar konusunda farkındalık giderek artıyor. Peki tek sorun sadece bunlar mı? Elbette değil… Global Digital’in 2019 yılında yayınlamış olduğu rapora göre 2019 yılı sosyal medya kullanıcıları 2018 yılına göre 288 milyon (%9) artarak 3.48 milyara ulaşmış ve bu kullanıcılar, ortalama olarak Facebook’ta 11 dakika 44 saniye, Twitter’da 9 dakika 14 saniye ve Instagram’da 6 dakika 25 saniye geçiriyorlar. Sosyal medyanın çocuklar, gençler ve hatta yetişkinler üzerinde ciddi zararları var. Her gün farkında olmadan hayatımızı ve davranışlarımızı olumsuz yönde etkileyebilecek birçok unsurla karşılaşıyoruz. Üstelik çoğu zaman bu unsurların tehlikeli olabileceğini aklımıza bile getirmiyoruz. Gelin bu tehlikelerin bir kısmına birlikte göz atalım; Sanal dünyada yaşamak ve zamanla gerçek hayattan kopmak; sanal dünya insanın kendini en rahat ifade edebildiği, kendini olmak istediği gibi gösterebildiği ve rahatsızlık duyulan kusurların rahatlıkla gizlenebildiği bir ortam. Öyle ki artık gerçek ortamda sosyalleşmektense sanal ortamda sosyalleşmek daha eğlenceli. Çocuk yaşta önemsenen kusurların gizlenerek yaşanan sosyal ortam, paylaşılan fotoğraflar, videolar bireyi gerçek ortamda sosyalleşmekten uzaklaştırarak sahte bir dünyanın içine itiyor. Çocukluktan ergenliğe geçişte popüler olma arzusu sanal ortamın daha da cazip hale gelmesine ve bireyin gerçek ortamdan uzaklaşarak kaybolmasına neden oluyor. Yetişkin hale gelen bu birey gerçek ortamda istediği şartlara erişemediğinde ve sosyal medyada yüzlerce sahte mutlu hayatları takip etmeye başladığında gerçeklikten iyice koparak sanal ortamda yalnızlaşmaya ve mutsuzluğa doğru yol alıyor. Sosyal medya bireylerin stres düzeyini arttırıyor. Pew araştırma şirketinin 2015 yılında yapmış olduğu araştırmaya göre sosyal medyanın bireylerde stres oluşturduğu ve kadınların erkeklerden daha fazla olumsuz paylaşımlardan etkilendiği tespit edilmiş. Araştırmaya göre bu stres; sahip olunan geniş Facebook arkadaş ağını korumaktan, sosyal medya ortamında çok iyi görünen yaşamları kıskanmaktan, kısa mesajlara cevap verme taleplerinden, Twitter'daki güncellemeleri, arkadaşların ve ailenin hayatındaki aktivitelerdeki “kaçırma korkusu”dan ve hatta sosyal ortamda yaratılan statüye ayak uydurmaktan kaynaklanabilir. Akran baskısı, hem yetişkinler hem de gençler üzerinde oldukça yoğun hissedilen ancak fark edilemeyen bu bir unsur. Psikiyatrist Alex Anastasiou, sosyal medyanın birbirine bağlı insan gruplarını benzer fikir ve inançları paylaşmaya teşvik ettiğini söylüyor. Beres’e (2020) göre, insan psikolojisi gruplara uyma eğiliminde olduğundan ve sosyal medya, bireylerin uyum sağlayabilmelerine ve sevilmelerine uygun ortam yarattığından zaman içinde bir grubun paylaştığı değerler ve inançlar daha benzer hale geliyor. Bu benzerlik gösteren davranışlar, birçok olumsuz gruplar tarafından kullanılabiliyor. Üstelik bu gruplar bireylerin düşüncelerini bozmakla kalmayıp bireylerin abartılı ve rasyonel olmayan biçimde davranmalarına neden oluyor. Bazen bu davranışlar o kadar üst boyutlara ulaşıyor ki karar verme süreçleri tehlike ile sonuçlanabiliyor (Beres, 2020). Sosyal medyanın bu tehlikelere benzer onlarca tehlikesi var. Ancak, doğru kullanıldığında fayda sağladığı pek çok yönü de var. Örneğin acil durumlarda veya çoklu travmatik olaylarda (deprem, sel, salgın vb.) bir yardım isteme aracı olarak kullanılabiliyor. Ya da ülke yöneticileri bu travmatik olaylarda bireylere doğru bilgileri ulaştırmak için veya bu durumlarda toplumun ruh sağlığını korumak için kullanabiliyor. Örneğin; Vibha ve arkadaşları (2020), COVID-19 döneminde Hindistan’da sosyal mesafe nedeniyle bireylerde oluşan stres, depresyon, uykusuzluk, anksiyete, öfke, can sıkıntısı gibi duygusal durumları azaltmak için Hindistan hükümetinin, bireylerin enerjisini atabilmeleri için, sağlık çalışanları gibi salgın hastalık döneminde dahi görevini yerine getiren bireyleri desteklemek için tüm halkı balkonlara davet ederek kaşık, tencere gibi aletlerle duygularını dile getirmelerini talep etmesini incelemişler. Yapılan gözlem sonunda, bireylerin bu hareketi büyük bir istekle yaptıklarını, bu hareketle heyecan ve mutluluk hissettiklerini görmüşler. Birkaç gün yasaktan sonra yine benzer bir talepte bulunulduğunda bireylerin çoğunun bu aktiviteye katıldığı ve tam bir dayanışma içinde olduğu gözlemlenmiş. Bireylerin bu aktivite sırasında ne hissettiklerini anlamak için sosyal medya paylaşımlarını incelemişler ve psikolojik stres ifadelerinin bu aktivite sırasında olumlu ifadelere döndüğünü görmüşler. Sonuç olarak, sosyal medyanın görünen tehlikelerinin yanında görünmeyen tehlikeleri hakkındaki farkındalığının artması, sosyal medyanın bilinçli kullanılması, çocuklara sosyal medya kullanımı hakkında eğitim verilerek bilinçlendirilmesi, sosyal medyanın faydalı ve insan dostu araçlara dönüşümünde yardımcı olacaktır.      Kaynakça: Anastasiou, A., DO, a San Francisco–based psychiatrist, https://www.psychiatristpleasantonsanramonca.com/about/. Beres, Damon. “10 Hidden Negative Effects of Social Media on Your Brain” https://www.thehealthy.com/mental-health/negative-effects-of-social-media/, Son erişim tarihi: 28.04.2020. Hampton, K., Rainie, L., Lu, W., Shin, I., Purcell, K. “Psychological Stress and Social Media Use”, https://www.pewresearch.org/internet/2015/01/15/psychological-stress-and-social-media-use-2/, Son erişim tarihi: 06.05.2020. Kemp, S. “Digital 2019: Global Internet Use Accelerates”, https://wearesocial.com/blog/2019/01/digital-2019-global-internet-use-accelerates, Son erişim tarihi: 01.05.2020. Vibha, Prabhu, A., N., Kamath, G., B., Pai, D., V. 2020. “Keeping the Country Positive during the COVID 19 Pandemic: Evidence from India”, Asian Journal of Psychiatry, Pre-proof, DOI: https://doi.org/10.1016/j.ajp.2020.102118.

Dikkat! Alışveriş Yapmak Keyifli mi Geliyor?

Yapılan çalışmalar, alışveriş gibi davranışların beyindeki ortak haz ve zevk alanlarının kimyasalı dopamin salgısı ile doğrudan ilişkisi olduğunu ortaya koyuyor (http://bayder.com.tr/beyin-ve-bagimlilik/). Dolayısıyla, her alışveriş sonrası duyulan rahatlama hissi ve haz zamanla kişiyi bağımlılığa doğru sevk ediyor. Çoğumuz hiç ihtiyacımız olmadığı halde onlarca ürün satın alıyoruz. Sezon dışı indirimlerde çılgın gibi alışveriş yapıyoruz ancak bu ürünler aylarca dolap bekledikten sonra onları giymek istemiyoruz. Çünkü ya modası geçmiş oluyor ya da yeni sezon ürünlerle kombinleyemiyoruz. Bir tane bakım kremi işimizi görebilecekken farklı kollardan gelen referanslarla ikna olarak (ya da ikna olmak istiyoruz) farklı markanın kremlerini de alıp deniyoruz ve bir kenara atıyoruz. Aynı renk göz kaleminden veya birbirine çok yakın tonlardaki ojeden onlarcasını alıp çekmeceye yığıyoruz. Aylar sonra dolaplarımızı ya da çekmecelerimizi düzenlediğimizde birçok ürünün etiketini dahi sökmediğimizi veya o ürünü aldığımızı hatırlamadığımızı görüyoruz. Kredi kartı limitlerimiz tükeninceye kadar alışveriş yapıyor, limitimiz kalmadığı için depresyona giriyor ve mutluluk hormonu salgılatan alışveriş için borçlanmak zorunda kalıyoruz. Bu durum bizi zamanla kısır bir döngünün içine itiyor. İşte bu noktada alışveriş bağımlılığı çanları çalmaya başlıyor… Bugün artık ürünlere ulaşmak çok kolay. Tam zamanlı çalışıyor olsak da bir tıkla her türlü ürüne saniyeler içerisinde ve uygun fiyatla ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla, her gün alışveriş iştahımız artıyor. Zamanla büyüyen tatmin isteği, alışveriş rejimini zorlaştırıyor. Üstelik biz ürün arayışı içinde olmasak bile online ortamda sadece bir ürünün tıklanması ve incelenmesi yeterli. İlk aramadan sonra her gün onlarca reklamın tacizinden kaçmak imkansız hale geliyor. Yapay zeka yöntemlerini kullanarak sosyal medyalarımızı, paylaşımlarımızı, arkadaş çevremizi, hareket haritamızı takip eden bu reklam firmaları yüksek olasılıkla bizi cezbedebilecek ürünleri karşımıza çıkarıyor. Bu nedenle, online ortamda gelen cazip tekliflere karşı koyabilmek çok zor olabiliyor. Peki ne yapmalıyız? Kendimizi değerli hissedebileceğimiz farklı alanlara yönelmeliyiz. Arkadaşlarla bir araya gelerek sosyalleşmeliyiz veya sosyal sorumluluk çalışmalarında yer alarak ruhumuzu doyurmalıyız. Farklı bankalardan gelen kartlardan “gelecekte lazım olabilir ya da acil bir durum olabilir” düşüncesine kapılmadan kurtulmalıyız. Giyim eşyası ya da kozmetik ürünleri gibi ürünlerde taksit yaptırmaktan kaçınmalıyız. Bizi günlük hayatın stresinden arındıracak hobiler edinmeli ve düzenli olarak spor yapmalıyız. En önemlisi ise yaşantımızı kıyasladığımız arkadaşlarımızın da sanal dünyada mutlu bir hayat yaratıyor olabildiğinin farkına varmalı ve bu sahte hayatı yakalamaya çalışmamalıyız….

Üniversite ve Birim Kalite Komisyon Üyeleri İçin Bilgi Portalı

Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK), Üniversite ve Birim Kalite Komisyonlarına klavuzluk edebilecek bir bilgi portalı hazırladı. https://portal.yokak.gov.tr/ adresinden ulaşabileceğimiz bu portalda aşağıdaki başlıklarla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak mümkün; Kalite Güvence Sistemi, Ar-Ge Süreçleri, Eğitim-Öğretim Süreçleri Toplumsal Katkı Süreçleri, Kurumsal Yönetim Süreçleri, Uluslararasılaşma, Kurumsal Dış Değerlendirme.

Kurum İç Değerlendirme Raporlarına Göre Üniversitelerin Durumu

Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) 2015 yılında yayınlanan yönetmelikle yükseköğretimde kalite güvencesi çalışmalarına başlamış ve 2016-2018 yılları arasında 77’si Devlet, 36’sı Vakıf ve 2’Sİ Vakıf MYO olmak üzere toplam 115 üniversite Kurumsal Dış Değerlendirme Sürecine tabi olmuştur. Kurumsal Dış Değerlendirme klavuzuna göre üniversitelerin; - Kalite Güvence Sistemi, - Eğitim-Öğretim Süreci, - Araştırma-Geliştirme Süreci, - Yönetim Sistemi değerlendirilmiştir. Kurumsal Dış Değerlendirme Sürecinden önce yükseköğretim kurumlarından yıllık Kurum İç Değerlendirme Raporları (KİDR) talep edilmiş ve üniversitelerden durumlarını ve faaliyetlerini her bir süreç için 1’den 5’e kadar puanlamaları istenmiştir. Buna göre; 1: Kurumda hiçbir uygulama yoktur, henüz fikir aşamasındadır, 2: İlgili bazı uygulamalar mevcuttur; fakat henüz olgunlaşmamıştır veya olması gereken bütün alanları kapsamamaktadır. 3: Uygulama mevcuttur, henüz ilgili tüm alanlara uygulanmış olmasa da uygulamadan bazı sonuçlar elde edilmiştir. 4: Olgunlaşmış uygulama mevcuttur ve ilgili tüm alanları kapsamaktadır. Zaman içerisinde öğrenme gerçekleşmiş ve iyileştirmeler yapılmıştır. 5: Örnek uygulamadır.   KURUM İÇ DEĞERLENDİRME SÜRECİ Kalite Güvence Sistemi Şekil 1’e göre, Kalite Güvencesi Sistemi ana başlığına ait her üç ölçütte bir önceki yıla göre uygulamalardaki iyileştirme çabalarının devam ettiği, ulusal düzeyde farkındalığın geliştiği, kalite güvencesi kültürünün giderek yaygınlaştığı görülmektedir.   Şekil 1: Kurum İç Değerlendirme Süreci Kapsamında 2017 ve 2018 Yılına ait KİDR’lerde Kalite Güvencesi Ölçütlerine İlişkin Olgunluk Düzeyinin Karşılaştırılması   Eğitim-Öğretim Süreci “Eğitim-Öğretim” başlığı kapsamında tanımlı süreçlere ilişkin uygulamalar gözlemlenmekle birlikte tüm alanları kapsayacak olgunluk düzeyine ulaşılmadığı görülmektedir. Programların tasarımı ve onayı sürecinde yürütülen tanımlı süreçler programların izlenmesi ve güncellenmesi sürecinde yeterli olgunluk düzeyinde değildir. PUKÖ çevrimlerinin tamamlanması için eğitim-öğretim süreçlerinin gözden geçirilerek iyileştirmelerin yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. KİDR değerlendirmelerinde, “öğrenci merkezli öğrenme, öğretme ve değerlendirme” ölçütü ile “öğrenme kaynakları, erişilebilirlik ve destekler” ölçütü kapsamında iyi uygulama örnekleri gözlemlenmiştir. Şekil 2’de verilen “Eğitim-Öğretim” ana başlığına ilişkin 2017-2018 karşılaştırma değerleri incelendiğinde, tüm ölçütlerin bir önceki yıla göre artış göstermesine rağmen kurumların yaptıkları öz değerlendirmede “öğrenci merkezli öğrenme, öğretme ve değerlendirme” ölçütünde ilerleme olmadığı hatta bir miktar gerileme olduğu gözlenmektedir   Şekil 2: Kurum İç Değerlendirme Süreci Kapsamında 2017 ve 2018 Yılına Ait KİDR’lerde Eğitim ve Öğretim Ölçütlerine İlişkin Olgunluk Düzeyinin Karşılaştırılması   Araştırma-Geliştirme Süreci “Araştırma-Geliştirme” başlığı için de uygulamaların var olduğu; ancak bu uygulamaların her alanı kapsamadığı ve PUKÖ (Planla-Uygula-Kontrol et-Önlem al) çevriminin kapatılması noktasında gelişmeye açık bir durumun bulunduğu gözlemlenmiştir. Yükseköğretim kurumlarında araştırma stratejisi ve hedeflere ilişkin genel olarak tanımlı süreçler bulunmaktadır. Ancak araştırma-geliştirme performansının hangi yöntemlerle izlendiği, değerlendirildiği ve araştırma-geliştirme performansının nasıl iyileştirildiği hususlarında tanımlı süreçlerin olgunluk düzeyi oldukça düşüktür. Araştırma kadrosunun işe alınması, atanması ve yükseltilmesi süreçlerinde tanımlı süreçler genel olarak bulunmaktadır. Ancak araştırma kadrosunun yetkinliklerinin izlenmesi ve değerlendirmesi konusunda iyileşmeye açık alanlar bulunmaktadır. Şekil 3’e göre 2018 yılı KİDR raporlarında ise ilgili kurumların araştırma ve geliştirme başlığının ölçütlerine ilişkin öz değerlendirme puanları göz önüne alındığında tüm ölçütlerde anlamlı düzeyde artış olduğu gözlenmektedir   Şekil 3: Kurum İç Değerlendirme Süreci Kapsamında 2017 ve 2018 Yılına Ait KİDR’lerde Araştırma ve Geliştirme Ölçütlerine İlişkin Olgunluk Düzeyi   Yönetim Sistemi “Yönetim Sistemi” başlığı kapsamında kalite güvencesi uygulamaları bulunmakta ancak tüm alanları henüz kapsamamaktadır. Yönetim ve idari birimlerin yapısına ilişkin yükseköğretim kurumlarında tanımlı süreçler bulunmakla birlikte bu süreçlerin tanımına uygun olarak yürütülmesi noktasında iyileştirme ihtiyaçları bulunmaktadır. Yükseköğretim kurumlarında entegre bilgi yönetim sistemlerinin kurulması, kurumlardaki tüm süreçlerin daha etkin ve etkili sürdürülmesini ve değerlendirilmesini sağlayacaktır. Entegre bilgi yönetim sistemlerine ilişkin yükseköğretim kurumlarındaki farkındalık düzeyi ise önceki yıllara göre artış göstermiştir. Bu kapsamda entegre yönetim sistemlerinin oluşturulması yönünde çalışmalar hız kazanmıştır. Bununla birlikte, mevcut mevzuatın kurum dışından tedarik edilen hizmetlerdeki olgunluk düzeyini artırdığı düşünülmektedir. “Yönetim sistemi” ana başlığına ilişkin 2017 ve 2018 yıllarına ait öz değerlendirme puanlarının sunulduğu Şekil 4 incelendiğinde, “yönetim ve idari birimlerin yapısı”, “bilgi yönetimi sistemi”, “yönetimin etkinliği ve hesap verebilirliği” ölçütlerinde iyileşmeler gözlenirken, “kaynakların yönetimi” ve “kurum dışından tedarik edilen hizmetlerin kalitesi” ölçütlerinde bir miktar gerileme yaşandığı görülmektedir.   Şekil 4: Kurum İç Değerlendirme Süreci Kapsamında 2017 ve 2018 Yılına Ait KİDR’lerde Yönetim Sistemi Ölçütlerine İlişkin Olgunluk Düzeyi Kaynak: YÖKAK- 2018 Yükseköğretim Değerlendirme ve Kalite Güvencesi Durum Raporu, https://api.yokak.gov.tr/Storage/AnnouncementFiles/15-07-2019/67/2018_durum%20raporuu.pdf
Arkadaş Listem