Tüm Bilgi Paylaşımlarım

Kütahya’nın Çınarları ve Niyazî-i Mısrî

KÜTAHYA’NIN ÇINARLARI VE NİYAZÎ-İ MISRÎ Kütahya’nın pınarları türküsünü bilirsiniz; sözleri ve ezgisiyle dillerdedir. Türkülere konu olmuş bu pınarlar dışında Kütahya’nın bir de çınarları meşhurdur. Tarihimizin, edebiyatımızın, sanatımızın ve kültürümüzün sıkça kullanılan kavramlarından biridir Çınar ağacı.  Çınarlarıyla meşhur kutsal birçok şehrimiz vardır bizim; İstanbul gibi, Bursa gibi, tıpkı  Kütahya gibi…   Kütahya çınar kentidir. Sevgi Yolu, Ali Paşa Camisi, Cumartesi Pazarı, Kütahya Lisesi, Yeşil Cami, Balıklı civarı ve Ulu Cami çevreleri yaşı yüzlerle ifade edilen çınarlarla çevrilidir. Bu yüzden çınar sevgisi çok eskilere dayanır Kütahya’nın çünkü tarihi inaçlarımızla bağlantısı vardır bu çınar aşkının... Kütahya’nın bu yücelerden yüce, ulu mu ulu çınarlarını, şâirler Sultânı Bâkî’nin  “Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan” mısrasıyla başlayan hazân gazelini her okuduğumda, altında tefekkür eden kamillerin sohbetleriyle büyüdüğünü hissederek şâirine ilham, müridine el veren bir mürşide benzetirim.  Çınarlar yalnızdır, yanına yaklaşmak zordur. Çınar çınarın gölgesidir, her bir çınar bir sığınak, bir halvet sığınağıdır. Halvet yalnızlık ve Aşkla, dostla başbaşa kalmak değil midir? Kütahya’nın çınarları da dervişânı gibi galiba yalnızdır, halvet ehli gibi halvettedir.  Halvetî Pîri Ömer Halveti Hazretleri, Horasan/Tebriz coğrafyasında yıllanmış içi boş bir çınar ağacının içinde halvet hayatı yaşamış, çilesini tamamlamış derler…  Çınar bu yüzden Yesevî secdesinde kutsaldır. Yesevi yüzlü Halvet ehlinin vatan ilan ettiği Anadolu’da ulu bir çınar gölgesinde yer alan serin mi serin mescidler belki bu yüzden huzurludur. Belki bu yüzden Halvet ehli yaşadığı her coğrafyayı çınarla donatmıştır ve yetiştirdiği bir çınarın dalında/dârında can vermiştir. Kütahya çok eski inançların yer aldığı bir kavşak. İslâmın, coğrafyadan ve yönetimlerden kaynaklanan farklı yorumları ve meşrepleri şehrimizi bir yol güzergâhına dönüştürmüş. Mevlevîlik, Nakşîlik ve Halvetilik ana yollar.  Halvet ehlinin yaşadığı merkezler çınar ağaçlarıyla donatıldığı için Kütahya çınar halvetgâhı bir şehir… Anadolu’yu ve Anadolu Türkistanı olan Kütahya’yı etkileyen ana yollardan biri Halvetiliktir dedik. Ehl-i beyt inancı ve melami meşrep, Horasan/Tebriz coğrafyasında yaşayan Türk boyları arasında 14. asırda baş gösteren farklılıklar yüzünden Safevilik ve Halvetilik adlarıyla ikiye bölününce Ömerü’l-Halvetî/Ömer Halvetî kendi adıyla anılan bu yolu oluşturdu.  Vefatından sonra bu yol Azerbaycanlı Yahya Şirvani ve halifeleri eliyle Anadolu’ya yayıldı. Yahya Şirvânî Hazretlerinin oluşturduğu Vird-i Settar bu yolun halen devam eden en mühim evrâdıdır. Halvet devrinde vird-i settar denilen ve Yahya Şirvânî tarafından tanzim edilen evrâd söylenir. "Virdi olmayanın vâridi olmaz" diyen Halvet yolcusu bu virdin yanında kıyâmî zikir, devrân ve darb-I tevhîd veya zikr-i darbî çeker. Anadolu’da kırk civarında Halveti yolu meydana gelmiştir. Her yol mürşidine bağlı olarak genel özelliği aynı, yöresel özelliği farklı unsurlar içerir. Seyrini tamamlayan derviş vazifelendirildiği yöreye gider ve halvet irşadına kendi adıyla ve yoluyla devam eder. Bu vazifeyle Halveti merkezlerinden biri olan Kütahya’ya gelen yol mürşitlerinden biri de asıl adı Muhammed olan Malatyalı Niyazî-i Mısrî’dir.  Nakşî bir ailenin çocuğudur Muhammed Niyazi… Okur, medrese icâzeti almasına rağmen Halveti Şeyhi Hüseyin Efendi’ye intisap eder ve O’nun vefatı üzerine Malatya’dan ayrılarak Bağdat üzerinden Mısır’a geçer. Uzun yıllar burada irşâd faaliyetlerinden sonra 1646 yılı civarında İstanbul’a gelir. Bu yıllar Kadızadeli-Halveti mücadelesinin yoğunlaştığı yıllardır. Onun cezbedâr vaazlarını sevmeyen Kadızadelilerin etkisiyle İstanbul’dan ayrılır. Bursa üzerinden Uşak’a gelir. Şeyh Mehmet Efendi’nin yanında hizmete başlar. Bir süre sonra Çal’da vazifelendirilir. Niyazî-i Mısri Çal’da irşad vazifesine başlar ama sıkıntılıdır, ahâlî ile anlaşmakta zorluk çekmekte ve hakkında iyi şeyler düşünülmemektedir. Bir zaman sonra Şeyhi Mehmet Efendi’ye Kütahyalı Halveti dervişândan bir talep gelir. Kütahyalı halvetiler Şeyh’ten kendilerini irşâd  edecek bir zâtın gönderilmesini isterler. Şeyh Mehmed Efendi Hazretleri haline vakıf olduğu Niyazî-I Mısrî’yi Kütahya’ya me’mûr eder. Kütahya ahalisi Hazret-i Pîr dedikleri Niyazî-i Mısrî’nin  memleketlerine teşrifinden çok memnun kalır. Ahali, bir yılı aşkın Kütahya Balıklı Halveti Tekkesinde halkı irşad eden Mısrî’ye hürmet edip kendisinden istifâde eder. Mısri, Kütahya’nın Çınarları’nda tefekkür eder, onlarla sohbet eder, Cân Dostuna ulu çınarların gölgesinde derdini açar. Kütahya Balıklı Şeyh Muslihiddin Tekkesi’ndeki hizmetten memnun kalan Hazret-i Pîr Niyazî-i Mısrî Hazretleri, bir cuma sohbetinde Çal kasabasında kendisine saygısızca davranan ahali ile Kütahya ahalisini karşılaştırır ve Kütahya’yı öven ve memnuniyetini ifade eden şu cümleleri sarfeder: “Çal kasabası ahâlîsini çalı ile kırmalı, lâkin Kütahya ahâlisini cân u dilden kayırmalı.” Hazret-i Pîr Niyazî-i Mısrî bir yıl civarında Kütahya’ya hizmet ettikten sonra geri döner. Kütahya dönüşü 1655 yılları civarında  Uşak’ta Ümmi Sinan’la karşılaşır. O’na intisap eder.  Hazret-i Pîr Muhammed Niyâzi, Uşak’ta bağlandığı ve ders alıp hizmetinde bulunduğu Ümmi Sinân’ın yetiştirdiği beş önemli halifesinden biri olur. Niyazî-i Mısrî, Ümmi Sinan’ın sevdiği bu beş halifeyle ilgili şu beyti söylemiştir;   Biz beş er idik çıkdık bir demde yola girdik Kırk yılda pîre erdik bu sohbete erince Ümmi Sinan’ın yetiştirdiği beş halifenin ikisi Kütahyalıdır. Bu beş erden biri Kütahya Altıntaşlı olup Afyon’da vefat eden Askerî’dir. Diğeri Uşaklı Şeyh Muhammed’dir. Diğer ikisi Muslihiddin Mustafa Uşşâkî ve Şeyh Ahmed Matlaîdir. Beşinci er Gaybî Sunullah’ın babası Müfti Derviş yani Çavdaroğlu Ahmed Efendi’dir.  Hazret-i Pîr Niyazî-i Mısrî, şeyhi Ümmi Sinan’la birlikte Elmalı’ya gider, O’nun hizmetinde bulunur. Şeyhi’nin vefatı üzerine Bursa’ya döner. Bu yıllar Devran’ın ve zikrin hoş görülmediği yıllardır. Hazret-i Niyazî-i Mısrî  Padişah Avcı Mehmet’le seferlere katılsa da sohbetleri şikayet edilir. 1675 yılları civarında Limni’ye sürülür. Sürülürken yanında yine bir Kütahyalı vardır.   Sürgüne kendisini götüren  Dergâh-ı Âlî Çavuşu Kütahyalı Azbi Baba’dır. Derviş Azbî, yol devam ederken Mısrî’ye hayran olmuş, vazifesinden ayrılarak O'na intisap etmiş ve uzun yıllar boyunca O'nun hizmetinde bulunmuştur.  Mısrî’nin Limni’de vefat etmesi üzerine İstanbul’a dönen Kütahyalı  Mustafa Azbî Baba, Üsküdar’a bağlı Merdivenköy’de bulunan Şahkulu Sultan Bektaşî Dergâhı’na gelerek, Şeyh Elvan Efendi’ye  intisap eder  ve bu dergâhta  Bektaşî postnişini  olur. Azbî Baba, Mısrî Dîvânı’nı aşk ile tahmis etmiş bir samimi bir derviştir. Hazret-i Pîr Niyazî-i Mısrî’yi Limni’de ziyaret eden Dede şeyhlerden biri de o yıllarda İzmir’de bulunan Sâkıb Mustafa Dede’dir. 1678 yılında Mevleviliğe intisap eden Sakıp Dede, Edirne Mevlevihanesinde çilesini tamamlar ve Dede olur.  Sakıp Dede, Galata Mevlevihanesinde sohbet ve irşat vazifesinde bulunur. 1680’li yıllarda İstanbul’da Beşiktaş Mevlevihânesi’nde Avcı Mehmet’le görüşen Dede, semayı yasaklayan devlet adamlarından biri olan Müneccim Ahmet Dede’nin hışmına uğrar ve Rumeli taraflarına uzaklaştırılır. Bir süre Rumeli’de irşat vazifesinde bulunan  Dede, Mısır üzerinden  Limni’ye uğrar, Mısrî ile görüşür. Sakıp Dede’nin Mısri ile görüşmesinden anlıyoruz ki tekkeler  üzerindeki baskılar devam etmektedir. Sakıp Mustafa Dede, Limni’ye varınca Mısrî’yi ziyaret etmek ister. Mescitte mücahede ve  vaaz eden  Mısri’yi görmek ister. Kapı görevlisi olan Mısri’nin karındaşı vakti yok diyerek Sakıb Dede’ye izin vermez. Bu esnada Sakıp Dede kalede çalan Nevbete/gülbanka uyup semâ’ya başlar. Dışarıda bir dervişin yasak olmasına rağmen Semaya başladığını haber alan Mısrî dışarı çıkarak zevkle bu semâ’yı seyre dalar.  Semâ’dan sonra Sakıp Dede’ye “Derviş, Feyzullah Müfti Efendi’nin  ulu’l emrin bâ-fermân nehy/yasak ettiği emri niçün edersin” der. Sakıp Dede “Bir kimse emre itaat etmese ne lazım gelir” diye sorar. Mısri Efendi “Dervişan ve ulemadan olursa nefy/sürgün olunmak lazım gelir, Avamdan olursa te’dip lazım gelir” diye cevap verir.  Bunun üzerine Sakıp Dede tebessümle “ İşte biz ayağımız ile Limni’ye gelmişiz” der. Sakıp Dede, niçin korkmadan sema yaptığını, sürgünse zaten sürgün yeri olan Limni’de olduğunu, bu yüzden korkmadan sema yaptığını ifade ederek Mısri’yi memnun eder. Bir müddet Limni’de kalan ve Mısri’yle özge sohbetlerde  bulunan Sakıp Dede, 1687 yılında Avcı Mehmet’in tahtan uzaklaştırılması üzerine İstanbul’a döner. 1690 yılında II. Bostan Çelebi tarafından  Kütahya Arguniyye Mevlevihanesi Şeyhi olarak görevlendirilir. Sâkıb Mustafa Dede, Arguniyye Mevlevihanesinde uzun yıllar şeyhlik yaptı. 1735 yılında vefat etti ve Hazirede Argun Çelebi’nin sağ yanına defnedildi.  Niyazi Mısrî, uzun yıllar sürgün kaldığı Limni’de 1692 yılında affedildi. Bursa’ya döndü ama Devrân/Vücûd düşüncesi Medrese ve Müftülük tarafından sert eleştirilere uğrayınca yeniden Limni’ye döndü. 1694 yılında Limni’de vefat etti ve Sohbet verdiği Mescidinin haziresine defnedildi. Kütahya, Anadolu'ya kök salmış bir çınardır, gölgesinde demlenilen, tefekkür edilen, her gönüle açık bir çınar, bu çınarın dalları altında her insan evladı korunmuş, kollanmıştır. Bu yüzden çınarlarımız dualıdır, dualarımız evrâdlı… Niyazî-i Mısrî büyük bir mutasavvıf, onlarca cilt eser yazan bir inanç çerağıdır. Anadolu’nun birçok şehrinde izi vardır. Coğrafyamızın bu sürgün şeyhi, bir süre kaldığı kutsal şehir Kütahya’da  halvet ehline samimi hizmetlerde bulunmuş ve Kütahya’nın inanç atlasında yerini almıştır. O’nu minnet ve  rahmetle analım, Ulu cami çınarlarının gölgesi altında niyaz ve tefekkür ederken Mısri’yi de analım, Fatihalardan eksik etmeyelim Efendim…

Şeyh Gâlib’in Kütahya Rubâîsi

ŞEYH GÂLİB’İN KÜTAHYA RUBÂÎSİ Yaşadığımız coğrafya yaklaşık yedi bin yıllık bir medeniyetten unsurlar taşımakta ve her asırdan çok önemli eserleri gözümüzün önüne sermektedir. Kütahya gibi merkez şehirler yol güzergâhı oldukları dönemlerde maddi ve manevi yönden zenginleşmiş ve çevresinde derin kültürel izler bırakmışlardır. Osmanlı medeniyetinin sanat ve edebiyat şehirlerinden biri olan Kütahya hem maddi hem manevi özellikleri bir arada yaşatan kentlerimizden biridir. Evliyâ Çelebî’nin zikrettiği iki yüz elli üç şehir içinde kültürel anlamda altıncı kent olan Kütahya, maddi olarak bir milyon akçelik bir Beylerbeyliğidir. Maddi zenginlik ve refahın dışında manevi zenginliğin de kuşattığı bir kenttir Kütahya… Bir inanç atlasıdır bu kutlu şehir. Germiyanlılar ve Osmanlı Devleti döneminde Halvetîliğin, Nakşîliğin, Bektaşiliğin ve özellikle Mevlevîliğin Batı Anadoludaki ilk üç merkezinden biridir Kütahya… Osmanlı, inanç merkezlerini genel olarak dört grup içerisinde değerlendirmiştir: Mevlevîlik, Bektâşilik, Kadirilik ve Bayramilik, bu değerlendirme ışığında Muhammed Celâleddîn Mevlânâ, Hacı Bektaş Velî, Abdülkâdir Geylânî ve Hacı Bayram Velî vakıflarını müstesna vakıf saymıştır, dolayısıyla Arguniyye Mevlevîhânesi de müstesna vakıflardandır. Mevlevîlik, Osmanlı coğrafyasına Kütahya’nın da içinde olduğu üç şehirden yayılmıştır: Konya, Afyon ve Kütahya. Bu üç şehrin Mevlevîleri Çelebî’dir yani Mevlânâ soyundandır. Konya’dan sonra Çelebîlik makamı Kütahya’ya hastır. 1330’lı yıllarda  Mevlânâ’nın torunu Celaleddin Argun tarafından Asitâneye dönüştürülen Arguniyye Zaviyesi, Çelebî Mevleviliğinin hangâhı olmuştur. Celâleddin Argun Çelebî’nin torunu Abapûş Velî eliyle de Çelebîlik Afyon Mevlevîhânesi’nde devam etmiştir. Kütahya Arguniyye Mevlevîhânesi sadece Kütahya’da etkili olmamıştır. İstanbul Mevlevîhânelerini uzun süre yöneten Mevlevî Dedeleri Kütahyalıdır. İstanbul’un önemli beş mevlevîhânesinden biri olan Yenikapı Mevlevîhânesi, Kütahyalı Seyyid Ebubekir Dede ve evlatları eliyle 1746 yılından 1925 yılına kadar yüz yetmiş dokuz yıl Kütahyalı Şeyhler eliyle yönetilmiştir. Köprüviran/Köprüören köyüne on dördüncü asırda yerleşen ve Pîr Baba Sultân-ı Horasânî soyundan olan Seyyid Ebubekir Dede, 1705 yılında bu köyde doğdu. Medrese eğitiminden sonra Tavşanlılı Mevlevî Esîf Dede’den dersler aldı. Bir süre sonra Kütahya Arguniyye Dergâhında Mustafa Sâkıb Dede’nin ve akabinde Ahmet Halis Dede’nin yanında çilesini tamamladı ve hilâfet aldı. 1736  yılında Konya’ya giden Seyyid Ebubekir Dede Perdedâr olarak hizmete başladı. Yaklaşık on yıl Konya Mevlevihânesinde hizmette bulunan Seyyid Ebubekir Dede, 1746 yılında bir meşihatnâmeyle birlikte İstanbul Yenikapı Mevlevîhânesine Dede olarak görevlendirilir.  Ebubekir Dede aynı yıl kardeşi Seyyid Ömer Dede’nin beş yaşındaki oğlu Seyyid Sahih Ahmet Dede’yi de yanına alır, talim ve terbiyesiyle ilgilenir. Divân şiirinin son büyük şâiri kabul edilen Şeyh Gâlib’in Kütahyalı bu aile ile tanışması 1765’li yıllara rastlar. Şeyh Gâlib’in dedesi Kûçek Muhammed Dede Kırımlıdır ve Bâb-ı Cedîd yani Yenikapı Mevlevihânesinin on ikinci şeyhidir. Yenikapı dergâhında bir yıl civarında Post-nişînlik yapan, Şeyh Gâlib’e Muhammed Es’ad adının verilmesini vefatından önce oğlu Mustafa Reşid Efendi’ye nasihat eden Kûçek Muhammed Dede, 1746 yılında vefât edince yerine Kütahyalı Seyyid Ebubekir Dede vazifelendirilmiştir.  Şeyh Gâlib 1757 yılında bu mevlevihâneye yakın bir evde doğdu. Talim ve terbiyesini başta babası olmak üzere döneminin önemli hocalarından ve bu hocalardan biri olan Hoca Neş’et’ten aldı. Bu yılların Muhammed Es’ad’ı eğitimini yanında sanatla ve şiirle de ilgilenir ve on dört yaşlarından itibaren şiir yazmağa başlar. Şeyh Gâlib on sekiz yaşında iken 1775 yılında Seyyid Ebubekir Dede vefât eder ve yerine on üç yaşındaki oğlu Ali Nutki Dede geçer. Yaşı küçük olan Ali Nutki Dede’nin yerine bir süre amcasının oğlu Sahih Ahmet Dede vekalet eder. Ali Nutki Dede’nin küçüklüğünden itibaren talim ve terbiyesini üstlenen Sahih Ahmed Dede bu yıllarda ailenin ser-hâcesidir. Şeyh Gâlib, Mevlevî talîminin dışında kaleme aldığı şiirlerle yirmi dört yaşında divânını tertiplemeye başlar. Hüsn ü Aşk’ı kaleme aldığı 1783 yılı sonlarında aniden Konya’ya gider ve Çile’ye girer. Konya’ya giderken Kütahya’ya uğrar, Arguniyye Âsitânesini ziyaret eder ve bir süre Kütahya’da misafir olur. Şeyh Gâlib‘in Seyyid Ebubekir Dede’ye ve oğlu Ali Nutkî Dede’ye bağlılığı Kütahya’ya ilgisinin ana sebebidir. Dîvânında yer alan bir gazelinde silsilesini Kütahya’ya, Argun Çelebî’ye ve Sâkıb Dede’ye bağlar: Feyz-i nigâhı cânib-i Sâkıb'dan almışam Bedrü't-tarîka Hazret-i Argun'a uymuşam Şeyh Gâlib’in Kütahya Arguniyye Mevlevîhânesine sevgisi ve bağlılığı sadece bu şiirle kalmaz. Arguniyye Mevlevîhânesinin orta sütunlarında yer alan sekiz beyitlik manzûm hatların ilk iki beyti olan Rubâî’yi kaleme alır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda bu Rubâî’nin kimliği ve yazılış nedeni açıklığa kavuşmamıştı. Geniş anlamıyla ilk defa bu yazıyla detaylandırdığımız bu bilgi Kütahya Arguniyye Mevlevîhânesi için önem arz etmektedir. Mevlevîhânede sekiz defa tekrar edilen bu Rubâî, Şeyh Galib’in Divanı’nda yer alan sekizinci Rubâîdir. Bu Rubâî sonraki yıllarda başta Yenikapı Mevlevîhânesi olmak üzere bazı âsitânelerde de kullanılmıştır. Şeyh Gâlib’in Kütahya Arguniyye Mevlevîhânesi’nde yer alan ve Hezec’in Ahreb kalıbında kaleme aldığı Rubâî şudur: mef’ûlü/mefâ’îlü/mefâ’îlü/fe’ûl [fâ’]                                              Ey kâşif-i esrâr-ı Hudâ Mevlânâ Sultân-ı fenâ şâh-ı bekâ Mevlânâ Aşk etmededir hazretine böyle hitâb Mevlâ-yı gürûh-ı evliyâ Mevlânâ   “Ey Allah’ın sırlarını keşfeden, Fenâ’nın Sultânı Bekâ’nın Şâhı olan Mevlânâ; Aşk, Hazretine, yani sana “Evliyâlar Cemâ’atinin Efendisi olan Mevlânâ” diye hitâp etmektedir.   Şeyh Gâlib’in bu Rubâîsi,  Ali Nutkî Dede’nin yetiştirdiği Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi’nin öğrencisi olan ve klasik mûsıkînin son büyük bestekârı kabul edilen Zekâi Dede'nin Sûz-i Dil Âyîn-i Şerîfi’nin Üçüncü Selâmında yer alan son rubâîdir. 1897 yılında vefat eden Zekâi Dede, Seyyid Ebubekir Dede’nin torunu, Abdülbaki Nasır Dede’nin küçük oğlu ve 1887 yılına kadar Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi olan Osman Selahaddin Dede’ye bağlı bir bestekârdır.   Bu yazımızda da Şeyh Gâlib ve Kütahya Mevlevîliği üzerine yazılar kaleme alan hizmet adamlarının detaylandırmadığı ve değinmediği bir konuyu açıklığa kavuşturarak Üniversitenin şehrin kültürüne katkısının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Rubâî’yi Kütahya adıyla zikretmemizin sebebi de şehrin tanıtımına katkı sağlamaktır. Önümüzdeki yazılarda Arguniyye Mevlevîhânesiyle ilgili bazı yanlışlıkları daha kaleme alacağız ve tespitlerde bulunacağız.

Kütahya'nın Sorunları Üzerine Değerlendirmeler

KÜTAHYA’NIN SORUNLARI ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER Günümüz Türkiyesi’nin en yerleşik kurumlarından biri üniversitelerdir. Üniversiteler bulundukları şehirlere değer katmakta, şehir için maddi ve manevi zenginlik üretmektedir. Üniversitenin birinci görevi bilim üretmektir. İkinci görevi eğitim ve öğretimdir. Üçüncü görevi de bulunduğu şehre fayda sağlamaktır.  Kütahya elli bini aşkın öğrencisiyle artık bir üniversite şehridir ve bu şehre her yönüyle katkı yapacak ilk kurum üniversitedir. Üniversitenin bulunduğu şehre fayda sağlaması ve bulunduğu şehrin her sorununa çözüm üretmesi gerektiğine inanan bir öğretim üyesi olarak Kütahya’nın sorunları ve bu sorunlarla ilgili öneriler hususunda şunları söyleyebiliriz: Öncelikle Kütahya, sadece ve sadece “Bizim Kütahya” kavramı etrafında bir araya gelmelidir.  Bizim Kütahya kavramına bütün sivil toplum dinamikleri destek vermeli, bu kavram etrafında çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Bugün sivil toplum bir araya gelmekte dağınık, isteksiz ve Kütahya’ya destek vermekte yetersizdir. Temel sebep siyaset ve siyasallaşmanın gereğinden fazla öne çıkmasıdır. Sivil kurumlar daha çok dini kavramlar etrafında yoğunlaşmakta, şehre katkı sağlamakta geri plana düşmektedirler.  Siyasetle içli dışlı olan dini veya siyasi sivil toplum unsurları birlik ve beraberlik kavramlarını kendi değerleri dışında kabullenememektedirler. Siyasallaşmayı çözmenin yollarından biri yeni kavramlar yaratmaktan geçmektedir. Biz bu kavramlardan birinin “Bizim Kütahya” kavramı olacağı düşüncesindeyiz. Kütahyadaki bütün sivil kurumları “Bizim Kütahya” adlı tek bir çatı altında toplamak gerekliliği artık zorunlu hale gelmiştir. Bizim Kütahya kavramına ilçelerimiz ortak edilmeli, nerelisiniz sorusuna Tavşanlılı, Gedizli, Simavlı değil Kütahyalıyız cevabı veren bir yapı oluşturulmalıdır. Şehrimize siyaseti kendi emrine alan, siyasete hizmet eden değil siyaseti Kütahya’ya hizmetkâr kılan Kütahyalı özelliği kazandırılmalıdır. Kütahya hangi alanlarda gelişeceğine karar vermeli ve gelişme alanlarını daraltarak coğrafyasına ve kültürüne uygun alanları öne çıkarmalıdır. Bize göre Kütahya için öne çıkarılması gereken alanlar çini-seramik, termal turizm, kültür ve güzel sanatlar olmalıdır. Kütahya yol güzergâhları üzerinden çıkmak üzeredir. Marmaradan Akdenize seyahat eden binlerce insanımıza Afyondan önce dinlenilecek bir mola yeri yaratılmalıdır. Ilıca civarında Porsuk’a hakim ve Frig vadisiyle komşu yol üstü alanlarda yapılacak termal tesisler ve alışveriş merkezleri yeni turizm alanları olarak düşünülmelidir. Kütahya’nın alanında başarılı, donanımlı ve iyi eğitilmiş elemanı azalmaktadır. Bu açığını ya kendi içerisinden yetiştirerek, ya başarılı Kütahyalı gençlerin şehrine dönüşünü sağlayarak veya taşradan Kütahya’ya başarılı gençleri davet ederek veya üniversitemizden mezun başarılı gençlere iş alanı açarak ve bu gençlerimizi Kütahya’da tutarak kapatma yolunu seçmelidir. Kamu kuruluşlarını elinden çıkaran Kütahya, vergi üretmede ve zenginlik yaratmada yetersiz kalmaya başlamıştır. Yoksulu ve emeklisi artmıştır. Emekli ve memurlardan sağlayacağınız vergilerle bir şehri kalkındıramazsınız. Noterin vergi rekortmeni olduğu bir kentin zenginlik üretmesi düşünülemez. Vergi üretecek ve geliri Kütahya’da kalacak iş alanları yaratılmalıdır. Kütahya’da sanat faaliyetleri sevgi kavramı etrafında amatör ve özellikle emekli sanatçılar vasıtasıyla yol almaktadır. Sanatçılarımızın profesyenel anlamda kendini yenilemeleri ve teknolojiyi kullanarak evrenseli yakalamaları sağlanmalıdır. Şehirde yürütülen sanat faaliyetleri tek merkezden yürütülmeli, sanat dernekleri konfederasyona dönüştürülmelidir. Sanatçılarımızın kendi kişisel çevreleriyle oluşturduğu dernek ve  kurumların birbirlerine üstünlük sağlama çabası Kütahya sanat camiasının beraberliğine ve gücüne zarar vermektedir. Alanıyla ilgili bir sanat eğitiminden geçmemiş, sanat okulundan mezun olmamış, emeklilikten sonra kendini meşgul etmek için sanata yönelmiş amatör ruha sahip samimi sanatçılarla sanat faaliyetleri yürütülmektedir. Samimi ve saygın ama amatör bir ruhla  çalışan bu sanat erbâbının profesyonel bakış açısıyla yönlendirilmeleri önemlidir. Devlet kurumlarında bürokratı yok denecek kadar az olan Kütahya, her hizmeti devletten ve vekillerinden beklemekte, elini taşın altına koymaktan kaçınmaktadır. Kütahya, devlet kademelerinde bürokrat sayısını çoğaltmalıdır. Vekillerimiz Kütahya’ya kalıcı istihdam yaratacak alanlar için kaynak üretmeli, özellikle kültür ve sanat alanlarına devlet katkısı sağlamalıdır. Kütahya’nın önemli sorunlarından biri de nüfus azlığıdır. Doğurganlık oranı azalan Kütahya bir süre sonra genç nüfus sıkıntısına düşecektir. Aile ile ilgili çözmesi gereken acil sorunlarından biri de boşanmalardır. Konuyla ilgili çözümlere acil olarak el atılmalıdır. Yaşlı nüfusu artan, üretim potansiyeli düşen Kütahya’da sorumluluk alan ve  riske giren insan profili azalmaktadır. Kütahya çok sayıda genç emeklisini yeniden üretmeye yönelik projelerle çalıştırma yolunu açmalıdır. Sivil kuruluşlarda üniversite akademisyenlerine yer verilmeli  ve bu kuruluşlar üniversiteden faydalanma yolunu bulmalıdır. Üniversitemizde görev yapan Kütahyalı bilim insanlarının envarteri oluşturulmalı, şehre katkıları sorgulanmalı ve  Kütahyalı akademisyen hocalarımız bir araya getirilerek şehrin sorunlarına çözüm üretmeleri istenmelidir. Üniversite öğrencilerini yarım gün çalıştıracak ve emek/iş üretecek alanlar yaratılmalıdır. Özellikle yirmi bini aşkın ikinci öğretim öğrencilerinin zamanını şehre katkı sağlayacak işlerle değerlendirebilmeleri için üniversitemizle ortak projeler üretilmelidir. Kütahya’ya ikinci üniversite olarak -vakıf veya devlet üniversitesi olabilir- Ahmet Yakupoğlu Güzel Sanatlar Üniversitesi düşünülmeli, bu üniversite içerisinde Müzik Fakültesi, Çini-Seramik Fakültesi, Tasarım Fakültesi gibi Kütahya’ya uygun fakülteler açılmalıdır.  Fakültelerimiz ve bölümlerimiz bazı derslerini restore edilmiş konaklarda yürütmelidir. Saray mahallesi ve Taş köprü civarındaki konaklar restore edilerek alternatif bir konak sokağı düzenlenmelidir. Bu çevredeki çürük binalar yıkılarak yeşil alanlar yaratılabilmelidir. Vatandaşımızın bu civardaki konakları hibe para verseniz bile restore ettirmesi mümkün değildir. Bu konakların bir dernek vasıtasıyla restore edilip bazı şartlarla sahibine teslim edilip işletilmesi düşünülmelidir. Bazı kamu kurumlarının bu konaklarda hizmet vermesi düşünülebilir. Bir sanat kenti olan Kütahya sanatçılarına sahip çıkmalıdır. İsimleri Kütahya ile özdeşleşmiş sanatkârların Kütahya’da kalıp sanatlarını icra edebilmeleri için her türlü katkı sağlanmalıdır. Kamu veya belediyenin Kütahya’yı ilgilendiren toplantı ve panellerine farklı düşünceden bilim insanları çağrılmalı, eleştiriden korkmadan eleştiri alınmalıdır. Şehir çalıştaylarına her düşünceden Kütahyalı ve Kütahya yazarları davet edilmelidir. Sanayide, iş kurumlarında kalifiye eleman sıkıntısı çekilmektedir. Sadece sınavla öğrenci alan kamu veya özel Endüstri Meslek Liseleri açılmalıdır. Meslek lisesi denilince akla sadece bir lise gelmemeli, bu  liselerden mezun öğrencilerin yarın iş istediğinde hangi işe yerleştileceğine şimdiden karar verilmelidir. Yirmi yıl önceki ifrat bugün tefrite dönüşmemelidir. Açtığımız okullardan mezun öğrencilerimizin iş kurumuna başvurduğunda, mesleğiniz ne sorusuna nasıl bir cevap vereceği şimdiden düşünülmeli ve yerel okullaşma buna göre düzenlenmelidir. Ulusal basın oluşturulmalı,  ulusal bir kanal ve medyaya yönelik eğitim kurumları açılmalıdır. Gelir korkusu yaşamayan, Kütahya merkezli düşünen basın teşvik edilmeli, basın sesini daha net ve gür çıkarabilmelidir. Kütahya Arguniyye Mevlevihanesi acil olarak faaliyete geçirilmelidir. Bugün bu coğrafyada açılamayan tek mevlevihane Kütahya Arguniyye Mevlevihanesidir. Halveti Muslihiddin Efendi-Balıklı Tekkesini hizmete açanlara şükranlarımızı sunar, aynı açılışın Arguniyye Tekkesi için de hızlandırılmasını arzu ederiz.  Şehrin önemli isimleri eserleriyle zihinlere işlenmelidir. Eskişehir bir tek Bizim Yunusla reklam üretirken Kütahya Bizim Evliya, Bizim Şeyhi, Bizim Pesendi demeli ve reklamını yapabilmelidir. Kütahya dışında yaşayan iş adamları, bürokratlar, siyasetçiler, sanatçılar ve bilim insanları guruplar halinde Kütahya’ya davet edilerek şehre katkıları sağlanmalıdır. Şehir sempozyumlarıyla Kütahya’nın değerleri ilmin ışığında tartışılmalıdır. Üniversite öğrencilerine yönelik “Bizim Kütahya” kulüpleri kurulmalı ve üniversitedeki Kütahyalı öğrenciler şehirleri için harekete geçirilmelidir. Üniversite fakülteleri ve bölümleri kardeş köy projeleri üreterek merkez köylerimizin kalkınmasına katkı vermelidir. Öğrenci faaliyetleri yürüten dini yapılanmalar, öğrencileri Kütahya’ya hizmet konusunda devreye sokmalıdır.             Kütahya kendine has marka yaratmak zorundadır. Mesela Kütahyanın merkez lokantalarında yöresel marka isimlerle yemek bulmak çok zordur. Çini vazo çevresinde yer alan lokantalarda her gün farklı birkaç çeşit Kütahya’ya ait yöresel yemek yapılması zorunlu hale getirilmelidir. Kütahya kendine özgü renk yaratmak zorundadır. Çini rengi Kütahya’ya uygun bir renktir. Şehrin Afyon ve Eskişehir girişlerindeki kaldırımlar, binalar açık-koyu mavi renklerle boyatılmalı, her sitenin anayola bakan kesimleri çiniyle kaplanmalı, şehrin girişlerine renkli Germiyan Kapıları yapılmalı, masrafını belediyemizin üstleneceği bu çalışmalarla şehir kendi rengini yakalamalıdır. Bursa’nın yeşili, Adana’nın turuncu, Bodrum’un beyazı gibi Kütahya mavisi ve “Kütahya Mavi Şehir” markası meydana getirilebilmelidir.             Şehrin acil olarak çözülmesi gereken önemli sorunlarından biri de trafik akışı ve park sorunudur. Özellikle hafta sonu trafik sorunu çileye dönüşmekte, tur otobüsleri park yeri bulamamaktadır. Park çalışmaları sevindiricidir ama vatandaşın park yerlerine girmesi zorunlu olarak sağlanmalıdır.             Bizim Kütahyalılar; şehrimiz bize küstü sevilmediğini hissediyor, sokakları, konakları göz yaşı dökmekte ve bizi terketmek üzere. Şehrin uyarılarını duyalım, şehri sevelim, Kütahya’yı sevelim, Bizim Kütahya diye seslenelim, şehrimizle ilgilenelim, ilgileniyorsak pratik çözüm üretelim, konuşmaktan ziyade uygulayalım. Ben bilirim, ben böyle düşünüyorum demek yerine biz diyelim, pratik çözüm üreterek yazalım, bireysel kalitenin artmasını sağlayalım, dedikoduya değil üretilene, söze değil esere bakalım, bizden biri diyelim ama bize hizmet edene sahip çıkalım. Ve’s-selâm…
Arkadaş Listem