Tüm Bilgi Paylaşımlarım

Sürdürülebilir Tarımda Sera Atıklarının Önemi

Son yıllarda çevresel kirliliğin önlenmesi ve atıkların değerlendirilmesi amacıyla bitkisel üretim sonucunda oluşan hasat atıklarının veya hammaddesi tarımsal ürün olan pek çok fabrikasyon atığının tarımsal üretimde girdi olarak kullanılması yaygınlaşmıştır. Böylece tarımsal üretimle elde edilen ürünlerin işlenmesinden arta kalan materyallerin tekrar aynı alanlarda kullanımı ile çevre üzerine olan olumsuz etkilerinin azaltılması sağlanmıştır. Bugün yapılan pek çok çalışma, atık olarak nitelendirilen çoğu materyalin topraklara direkt ilavesi ile organik madde ve bitki besin maddesi kaynağı olabileceğini veya belli oranlarda karışımlar ile yetiştirme ortamı olarak kullanılabileceğini göstermiştir (Aydeniz ve Brohi, 1991., Özenç, 2004., Benito ve ark., 2005a, b). Toprak kalitesinin sürdürülebilirliği için organik atıkların toprağa ilavesi, toprağın organik madde içeriği ve besin maddeleri üzerine çok önemli etki sağlayan tarımsal ve çevresel yaygın bir uygulamadır. Ayrıca organik atıkların toprağa ilavesi, toprakların mikrobiyolojik aktiviteleri, stürüktürü ve hava-su dengesini olumlu etkiler (Aggelides ve Londra, 2000; Chenu ve ark., 2000; Candemir ve Gülser, 2007; Chaturvedi ve ark., 2008). Kompostlaştırma, her yıl üretilen atığın güvenli şekilde bertarafını sağlamaktadır (Ozores-Hampton, 1998). Bitki atıklarının kompostlaştırılması, kullanılmayan organik atıkları kullanışlı bir kompost haline dönüştürmek için organik gübre veya toprak düzenleyicisi olarak kullanılan eski ve ucuz bir yöntemdir (Chang ve ark., 2006). Yoğun sera yetiştiriciliğinin yapıldığı Antalya’da sadece domates seralarından her yıl kuru madde olarak 111.480.99 ton, patlıcan seralarından 15.870.39 ton biyokütle atığının çıktığı bildirilmiştir (Kürklü ve ark., 2004). Bu atıkların içermiş oldukları bitki besin maddesi miktarları bitki türüne göre değişmektedir. Örneğin domates bitkisinin hasat artıklarında depolanmış olarak kalan NPK miktarları 9,5 kg da-1 N; 2,7 kg da-1 P ve 13 kg da-1 K olarak belirlenmiştir (Kaygısız, 1996). Sera atıkları ciddi bir organik madde kaynağı olmanın yanında içerdikleri bazı bitki besin maddeleri açısından da önemli bir potansiyele sahiptirler. Bu materyallerin topraklara geri dönüşümü ile hem organik madde içeriği fakir olan topraklarımızın organik madde içeriği arttırılmış olacak hem de bitki besin maddesi yönünden zenginleşeceği için daha az mineral gübre kullanılmış olacaktır. Sera atıklarının değerlendirilmesinde kullanılacak olan atığın özelliğinin bilinmesi tarımsal üretimde başarı oranını daha da yükseltecektir. Atığın sahip olduğu özelliklere göre, bunların belirli dozlarda toprağa uygulanarak kullanılması mümkün olabilecektir. Son olarak; çevreye gelişigüzel atılan ve çevre kirliliğine sebep olan bu atıklardan organik madde ve bitki besin maddesi kaynağı olarak yararlanılmış olacaktır. Bu atıkların tarımsal üretimde kullanılması ile de ülke ekonomisine katkıda bulunulabilecektir.  

Vermikompost ve Tarımda Kullanımı

        Geleneksel tarım sistemlerinde hayvansal ve bitkisel çiftlik atıklarının gübre olarak kullanımı ve bu uygulama ile elde edilecek ürün arasında var olan ilişki kimyasal gübreleme endüstrisinin gelişimi ile düşük maliyetle bitki besin elementlerinin sağlanması fırsatı yaratıldığından geri planda kalmıştır. Modern tarımsal uygulamalar çevre kirliliği, toprak organik maddesinin azalması, tuzluluk gibi olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Kimyasal gübrelemenin bu olumsuz etkilerine karşı geleneksel gübrelemede ise özellikle hayvansal atıkların kompostlaştırılmadan topraklara uygulanması kötü koku ve bazı kirlilik problemleri oluşturmaktadır (Garg ve ark., 2005).         Vermikompost; Kırmızı California Solucanı adıyla bilinen Lumbricus rubellus ve Eisenia fetida toprak solucanı türlerinin, organik olarak yetiştirilmiş büyükbaş hayvanların dışkıları ve organik bitkisel materyallerin fiziksel ve kimyasal yapılarını değiştirmeleri temeline dayanarak ürettikleri bir toprak düzenleyici ve bitki besleme materyalidir. Vermikompost işleminde organik artık/atıklar ortamdaki solucanların sindirim sisteminden geçerken hızlandırılmış bir humifikasyon ve detoksifikasyon işlemine tabi tutulmaktadır ve açığa çıkan ürün vermikompost adını almaktadır. Vermikompostlama, etkin bir vermikompostlama için gerekli olan organik atığın en iyi oranda ve optimal nemde olduğu durumda endüstriyel atıkların farklı tiplerinin kompostlanmasında başarıyla kullanılmaktadır (Edwards ve Bohlen, 1996; Elvira, 1998).         Vermikompost yaklaşık 50 yıldır başta Amerika olmak üzere bir çok Avrupa ülkesi tarımsal işletmeleri tarafından üretilmekte ve kullanılmaktadır. Vermikompost İşlemini Gerçekleştiren Solucan Türleri Eisenia fetida (tiger worm) Eisenia andrei (red tiger worm) Dendrobaena  veneta, Lumbricus rubellus (red worm) Perionyx excavatus (Indian blue worm) Eudrilus  eugeniae (African nightcrawler) Ticari amaçla kurulan vermikültür/vermikompost işletmelerinde en fazla tercih edilen tür ise Eisenia spp. ve sonra Lumbricus rubellus ’tur. Eisenia spp’nin en fazla tercih edilen tür olmasının sebepleri;   1) Hızlı besin tüketmekte ve daha yüksek üreme ve populasyon artış oranlarına sahiptirler.   2) Adaptasyon yetenekleri yüksektir.   3) Uygun çevre koşulları ve kolay ulaşılan yeterli miktarda besin kaynağı mevcut ise, populasyon artışı çok hızlı olmaktadır.   4) Dünya çapında dağılım gösterirler ve çoğu organik atıklarda doğal olarak kolonize olabilirler.   5) Sıcaklığa toleranslıdırlar ve nem içeriği yüksek tüm organik atıklarda yaşayabilirler (Edwards ve ark., 1996). Vermikompostun besin element içeriği ve bazı özellikleri: Azot: % 1.5 – 2.5; Fosfor: % 0.9 – 1.7; Potasyum: % 1.5 – 2.4; Kalsiyum: % 0.5 – 1.0; Magnezyum: % 0.2 – 0.3; Kükürt: % 0.4  - 0.5 (http://assamagribusiness.nic.in/) Toplam Organik Madde : % 21.4; pH aralığı: 6.5-7.5 (http: //www.bionat.com.tr) İdeal bir vermikompost için; Solunum için: % 60-70 nem  Sıcaklık:10-35 C Optimum pH aralığı: 6.5-7.5   İyi bir havalandırma ve drenaj Solucanlara yataklık ve beslenme ortamı Karanlık bir ortam sağlanmalıdır (Edwards, 1995).

Dünya‘da ve Türkiye‘de Jeotermal Enerji

Jeotermal enerji, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklıkları sürekli olarak bölgesel atmosferik ortalama sıcaklığın üzerinde olan ve çevresindeki normal yeraltı ve yerüstü sularına göre daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen sıcak su ve buhar olarak tanımlanmaktadır (Çetin, 2014; Çerçioğlu ve Şahin 2016). Jeotermal kaynaklar; elektrik enerjisi üretimi, merkezi ısıtma ve soğutma, sera ısıtması vb. ısıtma/soğutma uygulamaları, proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar, karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi, termal turizmde kaplıca amaçlı kullanım, düşük sıcaklıklarda (30 oC’ye kadar) kültür balıkçılığı, mineraller içeren içme suyu üretimi gibi uygulama ve değerlendirme alanlarında kullanımlar gerçekleştirilmektedir (Tunçbilek, 2015; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Çin, Amerika Birleşik Devletleri, İsveç, Türkiye ve Almanya doğrudan kullanım kurulu kapasitesinin büyüklüğüne göre ilk beş ülkedir. Toplam 46620 MWt kapasiteye sahip bu beş ülke, dünya kapasitesinin % 66.28’ini oluşturmakta olan bu ülkeler yıllık enerji kullanımında dünya kullanımının % 63.6’sını kapsamaktadır (Lund ve Boyd, 2015; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Dünya’da 34 ülkede yapılan jeotermal sera ısıtılmasında lider ülkeler ise Türkiye, Macaristan, Rusya, Çin ve İtalya’dır. Seralarda üretilen ana ürünler sebze ve çiçeklerdir. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ağaç fideleri ve İzlanda’daki muz bahçeleri gibi uygulamalar bulunmaktadır (Lund ve ark., 2011; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Jeotermal enerjinin tarımsal amaçlı kullanımında Macaristan, Makedonya, Bulgaristan, Sırbistan gibi Avrupa ülkeleri dikkat çekmektedir (Popovski ve Vasilevska, 2003; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Dünya’daki bazı jeotermal seralara ait toplam alanlar içerisinde en yüksek alana sahip ülke Amerika Birleşik Devletleri iken, Türkiye bu sıralamada 16. olarak yer almıştır. Almanya, Portekiz ve Belçika ise en az alana sahip ülkeler olmuştur. (Günerhan, 2011; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Jeotermal enerji, Türkiye için önemli bir yenilenebilir enerji kaynağıdır. Ülkemizin jeolojik durumunun uygun olması nedeniyle yüksek bir jeotermal enerji potansiyeli vardır. İlk jeotermal çalışmalar Türkiye’de 1960’lı yıllarda başlamış olup günümüze kadar 227 jeotermal alan çalışması yapılmıştır. Bu alanlarda 1500’e yakın sıcak ve mineralli su kaynağı ve arama-işletme kuyusu bulunmaktadır. Türkiye’deki mevcut jeotermal kuyular ve kaynakların toplam jeotermal kapasitesi 8000 MWt değerinde olduğu hesaplanmış, potansiyel ise 60000 MWt değerinde olduğu bilinmektedir (TJD, 2015; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Türkiye’de, sıcaklığı genellikle 70 oC ve üzerinde olan jeotermal kaynaklar seracılıkta kullanılmaktadır (Titiz, 2004;  Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Güney Ege Kalkınma Ajansı tarafından hazırlanan bir rapora göre Türkiye’de 2811 dekar alanda jeotermal seracılık yapılır (Güney Ege Kalkınma Ajansı, 2012; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Ege bölgesi jeotermal enerji açısından zengin bir potansiyele sahip olup jeotermal seracılıkta ilk sırada yer alır (Kendirli ve Çakmak, 2010; Çerçioğlu ve Şahin, 2016). Kütahya’nın Simav ilçesi 2014 yılına göre Türkiye’deki jeotermal sera alanlarının %8.8’ine sahiptir. Günümüzde Simav Belediyesi, tamamı Eynal bölgesinde ve toplam sayıları 15 olan jeotermal kuyularından sağladığı jeotermal akışkanı, ilçe merkezinde bulunan konutların ve Eynal bölgesindeki sera ve kaplıcaların ısıtılmasında kullanmaktadır (Çerçioğlu ve Şahin, 2016) Şekil 4’te üreticilerin seralar için belediyeye ödedikleri metrekare birim fiyatlarının yıllara göre değişimi, Şekil 5’te ise ısıtılan sera alanlarına ait yıllık değişim gösterilmiştir. 2005 yılında yaklaşık 120.000 m2 sera alanı jeotermal enerji ile ısıtılırken, 2015 yılı sonu itibari ile yaklaşık 280.000 m2’lik sera alanının jeotermal enerji ile ısıtıldığı belirlenmiştir. Böylece son on yıl içerisinde yaklaşık 2.5 katlık bir artış olduğu gözlenmiştir. Simav yöresi zengin bir potansiyele sahip olmasına rağmen bu sayılar yeterli değildir. Yörede kurulacak olan organize sera bölgesi sayesinde daha bilinçli ve modern seralar ile üretim yapmak mümkün hale gelecektir. Bu hem yöre ekonomisine hem de ülke ekonomisine önemli bir katma değer sağlayacaktır.
Arkadaş Listem