Tüm Bilgi Paylaşımlarım

Bir Sentor Hikayesi: İktisat ve Matematik

  Bir Sentor hikayesi: İktisat ve matematik (*) Matematik eleştirisi özü itibariyle bir belirsizlik, sosyal olanın kompleksliği ve rasyonalite eleştirisidir. Bir yönüyle de bu Karl Polanyi’nin iktisadın özsel ve formel rasyonalite kavramları etrafında dönen bir tartışmadır. Benim burada ifade etmek istediğim nokta, matematiğin ne kadar kötü bir şey olduğu değildir. Matematik başlı başına değerli bir şeydir. Basitçe söylemek istediğim, matematiğin sosyal bilimlerde yarattığı sorunlara karşı rezervli olmak gerektiğidir. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü tarafından düzenlenen ve değerli hocam Ercan Eren’in riyasetinde gerçekleştirilen online bölüm seminerlerinin birinde Strasbourg Üniversitesi’nden değerli hocamız Ragıp Ege matematik ve iktisat ilişkisine dair etimolojik/arkeolojik nitelikte bir sunum yaptı. Sunumun motivasyonu ile çoktandır yazmak istediğim fakat fırsat bulamadığım bu konu üzerine bir yazı kaleme aldım. Bildiğim kadarıyla, kendi içinde bu kadar metodolojik tartışma yapan “iktisat” dışında başka bir disiplin yoktur. Özellikle matematiğin yoğun bir şekilde kullanılması bu tartışmaların en önemli sebeplerinden biridir. Bu durum bazılarının iktisadı matematiğin uygulamalı bir alt-disiplini olarak görmesine bile neden olmuştur. Matematiğin verdiği analitik güçle iktisat adeta bir sosyal bilim üstü görüntü edinmiştir. Bu yanıyla, akademik iktisatçı Yunan mitolojilerinde rastlanan bir yarı insan-yarı hayvan olan “Sentor”lara benzemektedir. Güçlüdür ama insani değildir. 1870’lerdeki Marjinalist Devrim ile başlayan ve 1950’lerdeki Formel Devrim ile hızlanan iktisatta matematik kullanımı günümüze kadar yayılarak iktisadın her alanına nüfuz etti. Matematiğin bu denli yaygınlık kazanması ciddi reaksiyonları da beraberinde getirdi. Bu reaksiyonları 19’uncu yüzyıl Alman Tarihçi Okulu’na kadar götürebiliriz. Fakat Avusturya Okulu bu konuya daha fazla dikkat çekerek matematiğin iktisatta kullanımını ciddi bir şekilde eleştirmiştir. Avusturya Okulu özünde fizik bilimlerinden öykünerek alınan mantıksal pozitivizm ve onun bir metodu olan matematik ile yaratıcı, amaçlı hareket eden ve kurumlar içinde sürekli adaptasyon içinde evrilen insan davranışlarının yeterince anlaşılamayacağını belirtir. Alfred Marshall ve J. Maynard Keynes de bu eleştiriler doğrultusunda önemli şeyler söylediler. Keynes, özellikle matematiksel formalizmin belirsizliği tanımlamada kullanılamayacağını, ve dolayısıyla matematiksel iktisatçıların yaptığı tek şeyin bu problemi görmemek ve onu olasılık fonksiyonları ile ifade etmekten ibaret olduğunu belirtir. Keynes’in söylediği benim de çok önemsediğim nokta, mantıksal analizin, matematiksel analizden önce geldiğidir. Mantıksal analiz de, sadece mantık kurallarına değil aynı zamanda insani yargı ve sezgiye dayanır. Dolayısıyla, bu yöntemle elde edilen bilginin klasik mantık ve matematikle elde edilemeyeceğini belirtir. Matematiğin bu kadar yaygın kullanımının bana göre iktisat bilimi üzerinde dört temel etkisi olmuştur: (i) Bunlardan birincisi, iktisadın iletişim dilinin matematikleşmesi ile diğer iletişim biçimlerinin ya da dillerinin dışlanmasıdır. Sözel ifade edilen iktisadi argümanların akademik iktisat bilim çevrelerinde ne bilimsel ne de inandırıcılık gibi bir değeri vardır. Fakat aynı düşünceler matematikle ifade edildiğinde daha fazla değer görmektedir. Bu yaklaşımın özünde sözel olanın analitik niteliğine dönük şüphe vardır. Bu durumun oluşturduğu en büyük problemlerden biri de, iktisatçıların kendi aralarında iletişim probleminin artmış olmasıdır. İktisat teorisi çalışanlar uygulamacı iktisatçıların yaptıklarına uzun süre kayıtsız kaldılar. Bu durum, matematik bölümlerinde soyut matematikçilerin uygulamalı matematikçilere dönük üstenci tavırlarına benzemektedir. Matematik dilinin en önemli yararı dayandığı algoritmanın “izlenebilir” olmasıdır. Bu durum daha az formel analiz dillerinin esnek, tutarsız ve polemikçi bir yapı oluşturma potansiyeline karşı bir avantaj olarak görülebilir. Fakat, izlenebilir olmak aynı zamanda aşağıda bahsedeceğim gibi içerik daralmasına neden olabilmektedir. Yani izlenebilir olmak ile içerik arasında bir ödünleme söz konusudur. Bir örnekle ifade etmek gerekirse, yürüyerek (söz) gittiğiniz her yere demiryolu (matematik) ile gidemezsiniz, fakat demiryolu ile gitmenin, sürekli zikzaklar çizen bir yürüyüşe kıyasla bir avantaj içerdiği düşünülebilir. (ii) İkinci etki, matematiğin ana akım iktisadın reel olanla ilişkisini koparmasını kolaylaştıran bir katalizör görevi görmesidir. İktisat teorisi kendisini fiziğin dilinden koparıp aksiyomatik matematiğe dayandırarak soyut ispatlarla ilgilendi. Bu da daha çok Walrasgil gelenekten beslenen soyut matematiksel analiz ile Menger-Marshall-Keynes geleneği diyebileceğimiz matematiğin sınırlı kullanımını ifade eden ve ampiriğe önem veren geleneğin birbirinden daha da ayrışmasına neden oldu. Fakat, bu durumun son yıllarda düzeldiğini düşünüyorum. Artık iktisatçılar kurdukları modellerin geçerliliğini test etmeye ihtiyaç duymaktadırlar. Akademik dergilerin de talebi de bu yöndedir. Matematik kullanımının iktisadi problemleri sosyal olandan koparıp onu daha teknik bir içeriğe indirgediği şeklindeki eleştiriye katılıyorum. Fakat yine de sosyal problemlerin çözümlerinin de bir yanıyla da teknik problemler olduğunu kabul etmek gerekir. Örneğin, fakirlik problemini çözmek dönüp dolaşıp onu nasıl çözebileceğimiz tartışmasına gelir. Bu da, teknik yöntemlerin (oyun teorisi veya mekanizma tasarımı gibi) tüm sorunlarına rağmen, yeniden-dağıtım politikalarının dizayn edilmesinde kullanılmayacağı anlamına gelmez. (iii) Üçüncü etki, matematikleşme sürecinin kendisinin ekonomik kavramların içeriğini dönüştürmesidir. Yani formalleşme iktisatta bir içerik/anlam kaymasına neden olmaktadır. Örneğin, A. Smith’in kendi faydasını düşünen bireyi, ki bu fayda daha sosyal bir içeriğe sahiptir, genel denge modellerinde bu anlamını kaybedip temsili atomistik bencil bireyler şeklinde resmedilmektedir. Benzer bir örnek, J. Maynard Keynes’in belirsizlik altında beklenti oluşturma mantığı rasyonel beklentiler haline indirgenerek daha dar bir anlamda kullanılmaktadır. Kriz anlarında oturup olasılıkları düşünerek bir “beklenen değer” üzerinde hareket etmek ile aniden korku ile harekete geçmenin dinamiği birbirinden çok farklı durumlardır. Matematiksel kullanım araştırmacının “analiz ölçeğini” de etkilemektedir. Matematiksel olarak birey veya firma ile analiz yapmak holistik (bütüncül) yapılarla (toplum, normlar, kurumlar gibi) analiz yapmaktan çok daha kolaydır. Bunda hem matematiksel kolaylık hem de gelişen liberal anlayışın çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Matematiksel kolaylık vardır çünkü analiz birimlerini “mikrolaştırma”, tutarlılık ve optimalite gibi nosyonların matematiğe uygulanabilirliğine daha fazla imkan vermektedir. Holistik yapılar daha bulanık alanlar oldukları için matematikle anlamak ve ifade etmek çok daha zordur. Bu yüzden de matematikle ifade edilemeyen sosyal ve kurumsal bilgiler dışarıda kalmakta ve içerik daralmaktadır. Matematiksel iktisatçıların mikro yapıları “derleşik” hale getirerek makrolaştırmaya çalışmaları ise bütünün basitçe parçaların toplamından daha fazla olduğunu ihmal ettikleri anlamına gelir. Ve bu yüzden de makroiktisadın mikro temelleri diye nitelendirilen problemli dikey hiyerarşik (mikrodan makroya hızlı bir geçiş) bir yaklaşım yaygınlık kazanmıştır. Analiz ölçeğinin küçülmesinde 1980’lerle birlikte artan liberalizmin de etkili olduğunu düşünüyorum. Bireysel olanı öne çıkaran liberal politik düşünce ortamı iktisadi analizin birey ve firma düzeyinde yapılmasını teşvik etmiştir. Bu yanıyla, matematik ve liberalizm arasında bir tür “işlevsel bir dayanışma” ortaya çıkmıştır (matematik kullanan çok sayıda liberal olmayan iktisatçı olsa da, Post-Keynesyenler, Analitik Marksistler, hatta bazı Avusturya Okulu mensupları gibi, matematiği kullanım alanları sınırlıdır). İktisat literatüründe bireysel olanın yanında sosyal olan da pekala matematiksel olarak ifade edilebilir şeklinde bir itiraz gelebilir. Buna kısmen katılırım ama sosyal, kurumsal ve tarihsel olanı bir Yunan alfabesi ile modele dahil etmek anlama olgusunu küçümsemek olur. Çünkü bu tür notasyonlar ve bunların tanımladığı ilişkiler çoğu zaman sosyal olana içkin olan dinamiği es geçip kendisini “ad hoc” (amaca uygun tasarlanmış) olmaktan kurtaramamaktadır. Diğer bir içerik daralma biçimi de matematiğin iktisatçının araştırma yöntemini “parça”lamasıdır. Matematik, diğer pozitif bilimlere benzer olarak iktisatçıyı daha bütüncül çalışma gerektirmeyen “makale” ekseninde çalışmaya itmektir. Bu durum, iktisatçıyı “parça başı” çalışan birine dönüştürmekte ve bütüncül görme niteliklerini zayıflatmaktadır. Bu yüzden karşımızda fazla kitap okumayan (kitap okumak önemli çünkü ilgili konunun tüm yönlerini görme imkanı veriyor), sadece ilgili alanın temel makaleleri üzerinden hareket eden, ve parçalı düşünmeye teşne bir iktisatçı profili çıkarıyor. İktisatçılar bu yüzden kitap yerine dergi makalesi yayınlamayı daha fazla tercih ediyorlar. (iv) Son olarak ifade edeceğim etki, matematiğin bizzat kendisinin reel iktisat içinde yer alması ve onu yönlendirmesidir. Örneğin, finansal piyasalarda (özellikle türev piyasalarda) fiyatlandırma gelişkin matematiksel modellere dayanmaktadır. Piyasa aktörleri doğrudan matematiksel modellerin belirlediği fiyatlara göre hareket etmektedirler. Dahası finansal ürünleri bizzat matematiğin kendisi üretmekte ve piyasaya sürmektedir. Yani matematiksel model bu anlamda bir finansal üründür. Matematik olmadan ne bu tür ürünler ne de onların karmaşık fiyatlandırılması söz konusu olacaktı. Fakat 2008’deki global krizin ortaya çıkmasında matematiksel modellerin sistemik riskin olduğundan daha düşük gösterilmesinde ve daha iyimser bir hava oluşmasında katkısı oldukça fazladır. Copula formülleri, VaR risk modelleri, Black-Scholes opsiyon ve benzeri fiyatlandırma modelleri oldukça başarısız bir sınav verdiler. Fakat şurası da bir gerçek ki, krizler iktisat bilimini olgunlaştırıyor ve matematiksel modeller konusunda daha ihtiyatlı olmamız gerektiğini gösteriyorlar. Bu anlamda, global kriz, matematik kullanımının yarattığı anlama sığlığına ve anlam gasbına yapılmış en büyük eleştiridir. Global kriz, “Büyük Moderasyon” diye nitelendirilen nispeten az krizin yaşandığı 1980 sonrası dönemin görünmez kıldığı, baskıladığı ve ana akım iktisadın matematiksel modellerin konusu olmayan çok sayıda konuyu gün ışığına çıkarmıştır. Yani global kriz ana akım iktisadın hem içerik hem de yöntemlerini ciddi anlamda tartışılır kılmıştır. Matematiğin kullanımı, yukarıda belirttiğim etkilerin yanında iktisatçılar arasında bir takım davranış kalıplarının ve eğilimlerinin de ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Axel Leijonhufvud’ın “Econ” kabilesi diye nitelendirdiği iktisatçıların “iktisat yapma biçimleri” üzerine yaptığı çalışmasından da esinlenerek ben de bir takım gözlemlerimi sizle paylaşmak istiyorum. (i) İktisatçılar arasında, iktisadi bilgi ediniminin matematiksel metodu bilmenin doğal ve zorunlu bir sonucuymuş gibi yaygın bir algı mevcuttur. Matematik öğrenildi mi iktisadi bilgi üretme de beraberinde gelecekmiş gibi bir algı bu. Oysa benim gözlediğim şey, matematik veya sayısal metotların aslında anlamlı iktisadi bilgi ediniminde tam tersi bir etkiye neden olabileceğidir. Matematiği öğrenme sürecinde disiplinize olan akıl, iktisat nosyonlarını anlama ve geliştirmede bir zihinsel tembelliğe neden olabilmektedir. Yani matematik bilmek iktisatta daha düşük bir anlama kapasitesine karşılık gelebilir. Çünkü dış dünyayı anlamak özünde bir kavramsallaştırma sürecidir. Bu da başka meziyetler gerektirir. Bunu matematik direkt sağlamaz, ancak formal bir dille ifade etmemize imkan verebilir. Asıl olan kavramsallaştırmadır, bu da sosyal nosyonları iyi bilmekle ilişkilidir. Matematik kullanmadıkları halde hâlâ Adam Smith veya diğer önemli iktisatçılara dönüp kavramlarını kullanıyorsak, bu onların kullandıkları analiz dilinin kavramsal kapsayıcılığından ve analitik gücünden dolayıdır. (ii) İktisadi hayat düne nazaran bugün çok daha girift ve komplesktir. Bu, yapılardaki “düzenlilik eğilimlerini” görmenin de buna paralel olarak daha da zorlaştığı açıktır. Doğal olarak bu kompleksliği anlamak için daha analitik metotlar gerekebilir. Bu bilimsel gelişmenin doğasında da vardır. Fakat ben iktisatçılar arasında anlama kaygısının ötesinde ekstradan bir kompleksleştirme ve yöntemsel güç yarışı olduğunu düşünüyorum. Bu da bir “Sentor etkisi” yaratıyor, iktisatçıyı insani olmaktan çıkarıyor, güçlü görünmek pahasına onu “primitif” bir hale sokuyor. (iii) Matematik kullanımı, diğer yandan, iktisadi bilginin paylaşımını ve edinimini de sabote edebilir. Matematiksel yöntemlere aşina olmayan akademisyenlerin matematikle ifade edilen iktisadi bilgiyi sorgulama gücü ve cesareti ellerinden alınmaktadır. Bir seminerde kurduğu bir matematiksel modeli anlatan araştırmacıya ama buradaki varsayım veya sonuç “çok saçma” demek güçleşmektedir. Tartışma, matematiksel modeli kuranın monoloğuna dönüşebileceği gibi manipülatif yorumlarına teslim olma riski taşımaktadır. Bu yanıyla, matematiksel yöntem bir şiddet aracına dönüşüp, bilgi edinimini terörize etme potansiyeli taşımaktadır. Bunu çoğu seminerde görüyorum ve sadece bu yüzden de eleştirel pozisyon aldığım olur. Akademik iktisat seminerlerine katılanların ruh hallerinde ve kullandıkları dillerde temelde üç alt-metin vardır. Matematiği kullananlar (birinci grup), matematik bilmeyenleri analitik olmamakla, matematik bilmeyenler (ikinci grup) de, karşı tarafı iktisadı bilmemekle suçlamaktadır. Bir diğer grup da, matematiği iyi bilmemekten dolayı kendini yetersiz hissedenler ve her matematiksel notasyonun ardında bir keramet arayanlardır. Bu yüzden bu tür iktisat seminerlerin önemli bir kısmında gerçek anlamda bir anlama sürecinden ziyade, yöntem üzerinde bir ayrışma ve gruplaşma yaşanır. (iv) Matematik, iktisatçıların normatif olandan kaçınmanın bir aracına dönmüş durumdadır. Matematik, yaptıkları araştırmaların daha pozitif, bilimsel ve değer-nötr olduğunu göstermeye dönük bir kılıf işlevi görmektedir. Değer yüklü ifadeler akademik iktisatçıları ürkütmekte, bilimsel bir şey yapmıyor görüntüsü vermek onları rahatsız etmektedir. Modelin değer yükü, matematik kalkanı ile gizlenmek istenmektedir. Bu durum, ABD’de McCarthy döneminde iktisatçıların politik düşüncelerini saklamak için matematiğe daha fazla başvurmalarına benziyor. O dönemde bu, politik bir baskının sonucuydu, fakat şimdiki daha çok gönüllü ve mesleki bir alışkanlığa dönüşmüş durumdadır. Aslında matematiksel modellerin varsayımlarından tutun her aşaması değer yüklüdür. Bunu görmemek, kabul etmemek ve saklamak iktisatçıları sosyal olanı daha derinlemesine kavramaktan alıkoymaktadır ve onları daha sığlaştırmaktadır. Sonuç olarak, matematik eleştirisi özü itibariyle bir belirsizlik, sosyal olanın kompleksliği ve rasyonalite eleştirisidir. Bir yönüyle de bu Karl Polanyi’nin iktisadın özsel ve formel rasyonalite kavramları etrafında dönen bir tartışmadır. Benim burada ifade etmek istediğim nokta, matematiğin ne kadar kötü bir şey olduğu değildir. Matematik başlı başına değerli bir şeydir. Basitçe söylemek istediğim, matematiğin sosyal bilimlerde yarattığı sorunlara karşı rezervli olmak gerektiğidir. Matematik bir çok girift yapıyı daha iyi görmemize yardımcı olabilir ve izlenebilir bir dil sunması daha mantıklı düşünmemize yardımcı da olabilir. Fakat bazı şeyleri örttüğünü ve görmemizi engellediğini de unutmayalım. Bu, aynen toplumu bir makine metaforu ile anlamaya çalıştığımızda, bunun bir takım ilişkileri görmemizde bize yardımcı olması mümkündür, fakat toplumu makine gibi görmenin kurumları, düşünceleri ve organik değişmeleri anlamamızı zorlaştırdığı da açıktır. Matematiksel yöntemlere ve kötü kullanımına itraz etmenin yolu matematik öğrenmemek değil, sosyal nosyonları daha analitik düzeyde bilmekten geçer. Matematik bilmenin bize kazandıracağı şey anlama aracı kutusuna iyi bir alet eklemektir. Bu aletle açacağımız kapılar olacaktır. Yani kısaca yöntemde çoğulculuk bence oldukça gerekli ve önemlidir, yeter ki “yöntem dürüstlüğünü” unutmayalım. ---------------------------------- (*) Ensar Yılmaz-Öğretim Üyesi, Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat bölümü https://bit.ly/2FLEeyy  

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İİBF Öğrencilerine Dijital Dersler

2020-21 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Yarıyılı Hakkında Öğrencilerimize Duyuru  (https://bit.ly/33k26kX)   Sevgili öğrencilerimiz, Üniversitemiz Senatosu’nun 10/09/2020 tarihli toplantısında, COVID-19 küresel salgın sürecinin ilerleyişi, salgının toplum sağlığı ve 2020-2021 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılı faaliyetleri üzerindeki muhtemel etkileri, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 13.08.2020 tarihli “Yükseköğretim Kurumlarımızdaki 2020-2021 Eğitim ve Öğretim Dönemine Yönelik Açıklama Metni”, 04.09.2020 tarihli ve 55362 sayılı “Yeni Korona Virüs Salgınında Eğitim Öğretim Süreçleri” konulu yazısı ile 29.07.2020 tarihli ve 47739 sayılı yazısı ekinden alınan “Küresel Salgında Yeni Normalleşme Süreci Rehberi”nde yer alan ilkeler de göz önünde bulundurularak ulusal ve uluslararası öğrencilerimizin sayısı, hareketliliği, yurt ve barınma olanakları, kent içi ve dışı ulaşım faaliyetleri gibi kritik etkenler de dikkate alınarak çok yönlü bir şekilde değerlendirilmiştir.  Öğretim faaliyetlerinde Üniversitemiz üzerine düşen en önemli sorumluluğun, COVID-19 salgınının yayılmasını önlemek için gerekli tedbirleri almak olduğuna inanıyoruz. T.C. Sağlık Bakanlığının yaptığı uyarılar, Bilim Kurulu’nun aldığı tavsiye kararları ve Yükseköğretim Kurulunun salgına dair hazırladığı raporlar bize salgın dolayısıyla yüz yüze eğitim-öğretim usulünün 2020-2021 yılı güz döneminde öğrencilerimiz, öğretim elemanlarımız, personelimiz ve diğer paydaşlarımız için önemli bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, 2020-2021 eğitim öğretim yılı güz yarıyılında Üniversitemizdeki tüm akademik birimlerin ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarındaki ders, uygulama ve sınav faaliyetlerinin dijital imkânlarla ve uzaktan öğretim yöntemleriyle yapılmasına karar verilmiştir. Derslerin teorik ve uygulamalarının nasıl yapılacağı ile ilgili açıklamalar daha sonra detaylı olarak açıklanacaktır. Ayrıca, 2020-2021 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılı derslerinin eğitim şekli pandeminin seyrine bağlı olarak tekrar değerlendirilecektir.  Küresel salgın sürecinde öğrencilerimizin sağlığı açısından eğitim-öğretim faaliyetlerinin en verimli şekilde yürütülmesi için elimizden gelen tüm gayreti gösteriyor; kısa sürede sınıflarımızda tekrardan buluşmayı diliyoruz. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Rektörlüğü   Dpu senoto kararı gereği eys.dpu.edu.trüzerinden uzaktan eğitim yoluyla yürütülen tüm derslere ilişkin ölçme değerlendirme yöntemleri olarak online çoktan seçmeli, online açık uçlu kullanılarak elektronik ortamda gerçekleştirilecektir. Ara sınav konuları Maliyet Muhasebesi ve Yönetim Muhasebesi Ayrıntılı Ders programında belirtilen ( Syllabus) ilk 7. ünitenin sonuna kadar sorumlusunuz.. Final sınavı Tüm konulardan (ara sınav üniteleride dahil) yapılacak. Derslerinizin vize sınavları İlgili tarihlerde saat 09:00 da öğrencilere açılacak 14:00 te kapanacak.Öğrenciler bu zaman aralığında istediği anda sınav oturumuna katılabilecekler.Sınavın görünümünü sınav aktivitesinin üzerine tıkladıktan sonra açılan pencereden önizleme butonuna basarak görüntüleyebilirsiniz. Sınav süresi 30 dakikadır. Sınav 20 adet çoktan seçmeli sorudan oluşmaktadır. Her soru 5 puan değerindedir. İlgili dersin vize sınavının ortalama ağırlığı %40,00 final sınavının ortalama ağırlığı ise %60,00 olarak belirlenmiştir. Sınav sorularının tamamının ya da bir kısmının fotoğraflarının çekilerek ya da diğer yollarla çoğaltılması suç ve yasaktır. Bu yasağa uymayanlar gerekli cezai sorumluluğu kabullenmiş sayılmaktadır. Sınav yönergesi ve açıklamalar Dumlupınar Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim Öğretim Yönetmeliği ve Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği referans alınarak hazırlanmıştır. Hazırlanan yönergenin ve açıklamaların ilgili yönetmeliklerle uyumsuzluk gösterdiği durumlarda ya da ilgili yönetmeliklerde olup bu yönergede olmayan hususlarda ilgili yönetmeliklerin maddeleri uygulanır. Sınav puanlarının öğrenci bilgi sistemine son giriş tarihi 16.08.2020 olarak belirlenmiştir.                                                                                                                                             Başarılar dilerim.                                                                                                                                   Prof. Dr. Orhan ELMACI       Üniversitemizde 2019-2020 Yaz Okulu'nda açılan derslerin tamamı http://eys.dpu.edu.tr adresinde hizmet vermekte olan Öğrenim Yönetim Sistemi üzerinden yürütülecek olup bu sisteme OBS'ye giriş için kullandığınız kullanıcı adı ve şifrenizi kullanarak erişebilirsiniz. Sistemin kullanımı hakkında hazırlanan eğitim videosu ve dökümanları aşağıda bulunan "Öğrenci İşlemleri" menüsünden ulaşabilirsiniz. Derslerinizde başarılar dilerim. Üniversitemiz Öğrenci Bilgi Sistemi (obs.dpu.edu.tr) Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Öğrenme Yönetim Sistemi Platformu (eys.dpu.edu.tr) Bizleri öğrencilerimizle buluşturan başta UZEM Müdürü / Enformatik Bölüm Başkanı  Dr.. Öğr. Üyesi Durmuş Özdemir'in şahsında tüm Uzem merkezi çalışanlarına  ve  bu projede emeği geçenlere  teşekkür ....İyi İnsanlar iyi işlerin yanında.. Nerede iyi işler var ise orada iyi insanlar var... Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Uzaktan Eğitim Dersleri ile İlgili Sık Sorulan Soruların cevapları https://bit.ly/2JbLvpQ   https://yokdersleri.yok.gov.tr/   Sevgili Öğrenciler; Hepinizin bildiği üzere küresel boyut da bir salgın (Pandemi) vakasıyla karşı karşıyayız. Dünya üzerindeki tüm kesimler gibi akademi dünyası da bu durumdan derin bir biçimde etkilenmiş durumda. “Eğitime ara “ başlığı ile verilen 3 haftalık kesinti kararının daha fazla uzatılıp uzatılmayacağını bilmiyoruz. Tüm Üniversiteler gibi biz de eğitimimizi aksatmadan on line Ortamda devam ettireceğiz. Eksikliklerimiz olabilir bunları zaman içinde sizlerin de pozitif katkılarınızla gidereceğimizden emin olabilirsiniz. Sizlerin yardım ve işbirliğinize ihtiyacımız var. Her zamankinden daha fazla çalışmak ve birbirimizle dayanışma içinde olmak zorundayız. Sizlere sanal sınıflar da on line ders  anlatacağız. Normal hayata geçiş sürecinde de telefi derslerle akademik takvimi tamamlayacağız. Sizlerden eğitimin dışında tek ricam ve beklentim bu hastalığa karşı Sağlık Bakanımızın uyarılarına harfiyen uyarak bağışıklık sisteminizi güçlü tutmanız. Maalesef bu genç yaşta bazılarınız kendinizden çok büyüklerinizle ilgilenmek durumunda kaldınız. Yaşam alışkanlıklarınızdan vazgeçtiniz. Sizleri korumak, kollamak ve büyütmek için cansiperane etmiş büyükleriniz için şimdi sizler yapmak durumundasınız. Üstelik sadece kendinizi ve sevdiklerinizi değil, başkalarının sevdiklerini de sizler korumak zorundasınız. Bu kuşkusuz büyük bir sorumluluk, ama sizlere inanıyor ve güveniyorum. Bir Üniversite öğrencisi olarak çevrenizdekileri   Sağlık Bakanımızın direktifleri doğrultusunda bilinçlendirerek hurafelerden, asparagas / manipülatif haberlerden uzak durmanız. Bu eğilimde olanları uyarmanız ve yetkililere bildirmeniz .Şarlatanlara ve Komplo Teoricilere, Bilimsel kanıt olmadan konuşanlara, Bilimi ve Bilim insanlarını küçümseyenlere, "Şu ülkenin cezası şundan veriliyor" diye konuşanlara, Her konuda politik fanatiklik ile hareket edenlere ve Resmi makamların dışındaki haberlere itibar etmeyin.  Herkes kararlarında özgür ama toplumsal sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağınızı unutmayın.Toplumsal Sorumluluklarımızdan kaçınabiliriz, ama kaçınmanın sonuçlarından kaçanamayacağımızdan şüpheniz olmasın. "Sağlık Bakanlığ'ının " evde kal" direktiflerine harfiyen uymamanın 4 sonucu olacağını söylemek için kain olmaya gerek yok. Tahmin edebileceğiniz gibi bu s:onuçlar: i) Sağlık sistemlerinin kitlenmesi ii) İşsiz kalacak insanların feryatları iii) ABD başta olmak üzere karşılıksız basılan paraların ve yatırım araçlarının (menkul / gayrimenkul ) pul olması iv-Toplumsal alt ve üst yapının bozulması Bu 4 aşamayı yaşamamak için Sağlık Bakanlığ'ının tüm direktiflerine harfiyen uymak zorundayız.. https://bit.ly/2U0PACk İçişleri Bakanlığı'nın 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı gelmiş olması, sokakların daha genç yaştakilere kalması anlamına gelmiyor. Herkes olabildiğince evde kalmalı. Zaruri olmayan haller dışında sokağa çıkmak salgının yayılmasına hizmet etmektir.Evinizde kalın Hayata pozitif bakmak zorunda olduğumuzu unutmayın. Ümitsizliğe kapılmayın. Bugünler geçeceğinden hep birlikte Fakültemize döneceğimizden hiç şüpheniz olmasın . Hepiniz sağlıcakla kalın.. Prof.Dr. Orhan Elmacı -------------------------------------------------- Not: YÖK Dersleri Platformu (Yükseköğretim Kurumları Dersleri) aşağıda ki linkden ulaşabilirsiniz : https://yokdersleri.yok.gov.tr/ --------------------------------------- Bugün öğrendiklerimiz, geleceğin yeni normalini şekillendiriyor (*) Dünyanın şu an karşı karşıya bulunduğu küresel kriz, insanlığın, kurumların, sistemin, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların verdiği çok zor bir sınav. Üstelik ne bireyler, ne kurumlar ne de devletler, hiç birisi buna hazırlıklı değil. Bu süreçte atılacak her adım, verilecek her karar ve uygulama hem bugünü hem de geleceğimizi etkileyecek. Daha şimdiden bu krizi yönetmeye çalışan farklı ülkelerin, farklı karar ve davranışlarının sonuçlarını ve etkilerini görebiliyoruz. Bazı ülkelerin bu krizi önemsemeyip önlemleri almakta gecikmesinin çok ağır sonuçlarına tanık oluyoruz. Üstelik sağlık sisteminin ve altyapısının bu küresel salgına tamamen hazırlıksız olduğu da görülen pek çok ‘gelişmiş’ ülkede, vatandaşlar ne yazık ki bunların sonucunu hayatları ile ödüyor. Öğrendiklerimiz, hatırladıklarımız… Bir taraftan kendimizi koruyarak bu durumu nasıl yöneteceğimizi konuşurken, diğer yandan krizden aldığımız dersler, öğrendiklerimiz ve gelecekteki ‘yeni normal’in ne olacağı konusunu konuşuyoruz. Aslında sürekli koşturmaca içinde nefes almadan sürdürdüğümüz hayata bir virüs ile bir anlamda mola verdik. Bu virüsün hiçbir fark gözetmediğini gördük. Bu dönemde çoğunluğumuzun bireysel olarak düşünceleri, hayata bakışı değişti ve çok şey öğrendik. Çaresizliğin ne demek olduğunu, paranın her şeyi satın almaya yetmediğini, ailenin anlamını, birlikte olmanın önemini ve hep birlikte evde kalmayı öğrendik. Dayanışmayı, yardımlaşmayı, hatır sormayı hatırladık. Bazı işlerimizi yapmak için işyerlerinde olmaya gerek olmadığını, sokağa çıkamadığımız için gardıroplarımızda bulunan kıyafetlere, çantalara, ayakkabılara ihtiyacımız olmadığını, kuaföre gitmeden de yapabileceğimizi fark ettik. Günlük hayatın devamı, sorunların çözümü için teknolojinin gücünü, hayatımıza katkısını, geleceğimize artık teknolojinin yön vereceğini öğrendik. Küresel ısınma ve karbon salınımını düşürmek için bu kadar konuşurken sadece Çin’in bir süre üretime ara vermesinin etkisini gördük. En önemlisi herkesin sadece kendini düşünmesinin hayatta kalmaya yetmediğini, kendimizi kurtarmanın yolunun aynı zamanda başkalarını da düşünmek olduğunu anladık. Sorunların önlenmesi için ilk adım, yanlış kurgulanan sistemlerin revizyonu olmalı Böylesi büyük bir krize maruz kalmamız ve çaresizliğimiz, bir anlamda sistemin yanlış kurgulanması ile ilgili sorunları da gözler önüne seriyor. Bunu daha iyi anlamaya yardımcı olacak bir kaç rakam; tüm dünyadaki ilaç harcamaları için yapılan harcama 1.1 trilyon dolar ve hastalıkların tedavisi için yapılan harcamalar ise 7.9 trilyon dolar tutarında iken, hastalıkların önlenmesi için yapılan harcamalar sadece 0.2 trilyon dolar düzeyinde. Yani koruyucu sağlık önlemlerine, hastalıkların tedavisi için yapılan harcamaların sadece 40’da biri oranında kaynak tahsis ediliyor. Bu aynı zamanda daha sonra ortaya çıkabilecek daha büyük sorunların önlenmesi için nereden başlamamız gerektiğine dair çok önemli bir gösterge. Dünyada toplam askeri harcamaların tutarının 1.8 trilyon doların üzerinde olduğunu da not etmek lazım. Şimdi işbirliği ve güç birliği zamanı! Özenle alınan kıyafetler, sosyal toplantılar bir süre daha bekleyecek. Zira şu an sadece ve sadece sağlıklı kalmaya ve yaşam için gerekli temel ihtiyaçlara muhtacız. Bu süreçte, sürdürülebilir kalkınma amaçlarından “Amaçlar için ortaklıklar ve işbirliği” en önemli yol haritamız olmalı. Zaman, insanlığın sağlığı ve sürdürülebilirliği için işbirliği ve güç birliği yapma zamanı. Sorunun başka türlü üstesinden gelebilmek mümkün değil. -------------------- (*) Referans : Prof.Dr Güler Aras  

Akademisyenlerin Gözünden Üniversiteler 2020

Akademik Ekoloji: Akademisyenlerin Gözünden Üniversiteler 2020   Akademik ekoloji gerçeği arama, tanımlama, anlama, açıklama, yayma ve öğretme faaliyetlerinin özgürce yeşerebildiği bir alanı ifade eder. Bu çalışma, belirli sınırlıklarıyla beraber üniversitelerde bu ekolojinin varlığının işaretlerini arama çabasıdır. Hangi üniversitelerimizde akademik faaliyetlere elverişli bir ekolojinin öne çıktığını görebilme uğraşısında, akademisyenlerin düşüncelerinden hareket ederek, bu olguya kısmi bir ışık tutma amaçlanmıştır. Bu tür bir uğraşıda, ülkemizin entelektüel kapasitesi en yüksek kesiminin gerçeği aramada başvurulabilecek uygun bir veri kaynağı olduğu varsayımından hareketle bulgularımızın oldukça değerli olacağına inanıyoruz. Akademik faaliyet kendini destekleyebilen bir ekoloji içinde gerçekleşir. Akademik faaliyetlerin ekolojisi sadece üniversite içinde izole koşullarda gerçekleşmez. Ülkenin ekonomik öncelikleri, özgürlükler, demokrasi, uluslararası bilgi üretim normları, eğitim ve insan yetiştirme politikaları gibi pek çok sistem bu ekolojiyi belirler. Bu çalışma akademik ekolojinin sınırlı bir bölümünü incelemekle ileriki yıllarda planladığımız bir dizi rapor ve teorilendirme çalışmalarının başlangıcını ifade etmektedir. Böyle bir araştırma girişiminde incelemeye tabi tutulabilecek sayısız değişken mevcuttur. Bu çalışmada üniversitedeki akademik özgürlük düzeyi, akademisyenlerdeki tükenmişlik, üniversitenin akademik kültürü önemseme ve destekleme seviyesi, üniversite yönetiminden akademisyenlerin hoşnutluğu, üniversitedeki akademisyenlerin kurumu benimsemesi ve adanmışlığı, üniversitedeki akademisyenler arası işbirliği, kurum ortamındaki ilişkisel toksidite, algılanan öğretimin kalitesi, üniversite yönetiminin siyasi angajmanından rahatsızlık gibi değişkenleri seçtik. Bu incelemedeki kavramsallaştırmalarda akademisyenlerin algısıyla hareket edilmiştir. Raporun tüm verileri, akademisyenlerin bize sunduğu geri dönütlerin olgulara ilişkin dolaylı bir işareti olarak kabul edilmelidir. Bulgular akademisyenlerin algısını temel almaktadır. İfadelerin tümü de “akademisyenlere göre” bize rapor edilenler şeklinde algılanmalıdır. Diğer çalışmalarımızda olduğu gibi bilgiyi toplumla paylaşma, alana yeni bir perspektif sunarak yapıcı tartışmalara katkı sunmayı amaçladık. Bilginin global aktörlerce kontrol altında üretilmesi, yayılmasının kısırlaştırılması ve yaygın etkisinin zayıflatılmasının karşısında fil dişi kuleden kafasını uzatıp seslenmeye çalışan “ÜniAr” uyuyan devlere ninni söylemek ya da ürkütmekten ziyade motivasyon ve bakış açısı sunmaya devam ediyor. Akademik ekoloji insanlık ve kamu menfaati adına titizlikle kurgulanması, korunması ve desteklenmesi gereken bir sistemdir. Bu ekoloji emin ellere teslim edilmek zorundadır. Bu ekolojinin korunması tüm toplumun refahı adına önemlidir. ----------------- Referans:https://bit.ly/3iGuNi1

“Üniversite Adaylarına Üni-veri İstihdam Endeksi ..“

Üniversite adaylarına 'Üni-Veri' hizmeti Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi, tercih dönemindeki üniversite adaylarına rehberlik amacıyla "Yükseköğretim İstihdam Endeksi (Üni-Veri)" çalışması .. Üniversite tercihini yapacak  adaylar için! Geleceğinizi şekillendirirken kararlarınızı objektif kriterlere göre verebilmeniz için hazırlanan, YÖK ve SGK verilerine dayalı Üni-Veri'ye https://t.co/wDQUK9FXye'den ulaşabilirsiniz.     Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları  ofisinin resmi internet sitesi "univeri.cbiko.gov.tr" ayükseköğretim kurumlarının istihdamla ilgili performansını ortaya koymak ve üniversite tercihi yapacak adayların bölümler hakkında nitelikli bilgi edinmeleri amaçlanıyor. YÖK mezun verisi ve SGK istihdam verileri analiz edilerek, bölümlere göre "ücret", "iş bulma süresi", "istihdam oranı", "nitelik uyuşmazlığı" ve "kamuda işe yerleşme oranı" gibi göstergeleri ortaya koyan ulusal bir araştırma olan Üni-Veri ile tercih dönemindeki üniversite adayları, hangi bölümlerin iş bulmada daha avantajlı olduğu, mezuniyet sonrasında eğitimine ne kadar uygun seviyede iş bulunabildiği gibi konularda bilimsel metotlarla hazırlanan verilerden faydalanabilecek. Adayların kendileri için en uygun bölüme yönlendirilmesinin amaçlandığı Üni-Veri aynı zamanda eğitim kurumları, rehber öğretmenler ve ebeveynler için de bölümler hakkında objektif bilgi edinebilecekleri bir kılavuz niteliği taşıyor.   

Mezunları En Kolay İş Bulan Üniversiteler Listesi....

 Mezunları En Kolay İş Bulan Üniversiteler Listesi.... İngiliz eğitim danışmanlık şirketi Quacquarelli Symonds (QS), mezunlarının iş bulma oranının en yüksek olduğu üniversiteleri belirledi. Listede Türkiye’den hiçbir üniversite ilk 100’de yer bulamadı.   300 üniversitenin yer aldığı listede MGU ve MGİMO 101-150 aralığında, Bilkent Üniversitesi151-200 aralığında yer aldı. Araştırmanın tamamına aşağıdaki linkten ulaşmak mümkün: http://www.iu.qs.com/university-rankings/ger/ Her yıl üniversite ve bölüm tercihi yapmak durumunda kalan 2 milyonun üzerinde lise ve dengi okul öğrencisinin daha doğru tercih yapmalarına katkı olması için 2017 yılı başında Türkiye'de ulusal bir araştırma yürütülmüştür. Bu araştırmanın sonucuna göre, Türkiye'de eğitim veren devlet ve vakıf üniversiteleri olmak üzere toplam 200'e yakın üniversite içerisinden mezunları en hızlı ve en kolay iş bulan 10 üniversite aşağıda sıralanmıştır:http://calibre.kyyd.org.tr/EniyiUniversiteler.aspx 1) Sabancı Üniversitesi  2) Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)  3) Boğaziçi Üniversitesi  4) İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)  5) Koç Üniversitesi  6) Yıdız Teknik Üniversitesi  7) Gebze Teknik Üniversitesi  8) TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi  9) Acıbadem Üniversitesi  10) Bilkent Üniversitesi     Ülke genelindeki tüm üniversite mezunlarını kapsayacak şekilde yapılan ulusal araştırma, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Salim Atay http://www.kyyd.org.tr/   tarafından gerçekleştirildi. Bu araştırmanın sonuçlarının, başta üniversiteler ve bölümler olmak üzere halen yükseköğretindeki öğrencilere ve genç mezunlara işgücü piyasasının beklentilerini karşılamaları, daha iyi bir kariyere sahip olabilmeleri için yol gösterici olması umut ediliyor.  
Arkadaş Listem