Tüm Bilgi Paylaşımlarım

200 Üniversite Tarafından Aklınıza Gelecek Her Alanda Hazırlanmış Toplam 600 Online Ders. Hepsi Ücretsiz.

200 üniversite tarafından aklınıza gelecek her alanda hazırlanmış toplam 600 online ders. Hepsi ücretsiz.   http://bit.ly/2zdYW5n  +   10 Üniversite daha ...Hem de Dünyanın en prestijli üniversiteleri http://bbc.in/2yVUMOt + En İyi Üniversitelerden 1,300 Bedava Ders Listesi: 40,000 Saat  http://bit.ly/2dEDi0T

Herkes İçin Ekonomi ..... Herkes Anlasın Diye!..

Çok ama çok önemli... Piyasalarla ilgilenen herkesin özellikle de Uzman olmayan ekonomi aktörlerine basit anlatımlı açıklamalar çok faydalı. Bu uygulamayı herkesin bilmesinde fayda var.  TCMB'na bu tür bilgilendirme için teşekkürler ... http://herkesicin.tcmb.gov.tr/ hthttps://twitter.com/Merkez_Bankasi/status/931779379826511872 tp://www.tcmb.gov.tr/   http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/tcmb+tr/tcmb+tr/main+menu/duyurular/basin/2017/duy2017-46       

Bitmeyen Sürgün Acısı... Ahıska Türkleri

14 Kasım 1944 Bu tarih üzerinden bugün 73 yıl geçti. Ön söz: “Yaşanmış gerçeklilik anlaşılmadan, yaşanan gerçeklilik anlaşılmaz” "Bu tarih, Türk ve Dünya tarihinin en acı günlerinden birisidir. Ata topraklarım Ahıska bölgesinden, 14 Kasım 1944 yılında 2 saat içinde 90 bin 538 kardeşimiz topraklarından, anılarından, evlerinden, hayatından, eşinden, dostundan zorla kopartılarak hayvan vagonları ile bilinmezliğe doğru sürgün edildi. Bir ay kadar süren bu sürgünde, binlerce soydaşımız yollarda açlık, hastalık ve soğuktan hayatını kaybetti. Zalim Stalin'in aldığı insanlık dışı bu karar halen daha sürmektedir. 73. yılında Ahıska sürgününü acıyla anıyor, bir gün Ahıska topraklarının tekrar öz evlatlarına kavuşmasını özlemle bekliyoruz." Kaan Gündoğdu  https://www.facebook.com/kaan.gundogdu.18?fref=ts     Gazi Üniversitesi  öğretim Üyesi Yunus Zeyrek hoca "Bizim Ahiska" dergisinde http://www.ahiska.org.tr/ Bitmeyen sürgünü bilimsel olarak tüm ayrıntıları ile anlatıyor.Bu yazısının altını çizdiğim önemli satırlarını birlikte okuyalım: "Çarlık Rusyası dönemindeki baskı ve zulümler Sovyet Gürcistan’ı döneminde de devam etti. Onlar hem Rus, hem de Gürcü mezâlimi ile karşı karşıya kaldılar. Türk ve Müslüman olarak yaşamanın bedeli ağırlaşmaya başladı. Bu baskı, Stalin zamanında en yüksek noktaya çıktı. Ahıska Türklerinin önde gelen aydınları, çeşitli düzme suçlarla tutuklanıp ya öldürüldüler, yahut da sürüldüler. Masum insanlar için düzme suçlar icat ediliyordu: Türkçülük, Kemalistlik ve Türkiye taraftarlığı hattaTroçkistlik! Bu yıllar aynı zamanda Gürcü şovenizminin azgınlaştığı bir zamandı. Birçok Türk’ün soyadı değiştirildi: Paşaoğlu,Paşaladze; Alioğlu, Alidze; Dadaşoğlu, Dadaşidze; Zeyneloğlu, Zenişvili… 1938 Sovyet anayasasının kabulünden sonra Ahıskalıların bir kısmını Azerbaycan milleti(!) diye yazdılar. Aynı yıl Ahıska ve çevresine sınır koruması adı altında on binlerce asker yerleştirildi. Bu, yakında çıkabilecek Türk-Sovyet savaşının hazırlıklarıymış! II. Dünya Savaşı yıllarına kadar askere alınmayan Ahıska Türkleri, savaş başlayınca askere alınmaya başlandı. 40.000 civarında insan, Almanlarla savaşmak üzere silâh altına alınarak cepheye gönderildi. Geride kalan kadınlar ve yaşlılar da, Ahıska-Borcom  demiryolu inşaatında çalıştırıldılar. Bu hat 1944 ekiminde tamamlandı. Ahıskalılar, kendilerini vatana hasret bırakacak trenlerin yolunu, kendi elleriyle yapmışlardı!   15 Kasım 1944 tarihi, yalnız Türk tarihinin değil, insanlık tarihinin de kara sayfasıdır. Zira bu tarih, bir kış gecesi 200′den fazla köy ve kasabada yaşayan binlerce insan, birkaç saat içinde ocağından sökülerek yük ve hayvan vagonlarında, Sibirya, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a sürülmüşlerdir. Sürgün edilenlerin birçoğu yollarda öldü. Sağ kalanlar da, ata vatanından ebedî ayrılığa mahkûm edildiler. Yıllarca dünya kamuoyundan gizlenen sürgünün belgeleri bugün artık sır değil. 31 Temmuz 1944 tarihli “Devlet Savunma Komitesi”nin gizli kaydıyla kaleme alınan kararının altında Gürcü diktatörü Stalin’in imzası bulunmaktadır. Bu karar: “Ahıska, Adigen, Aspinza, Ahılkelek ve Bogdanovka rayonlarıyle Acaristan Özerk SSC’den Türk,  Hemşin olmak üzere toplam 86.000 kişiden meydana gelen 16.700 hanelik nüfustan, 40.000′i Kazakistan SSC’ye, 30.000′i Özbekistan SSC’ye ve 16.000′i de Kırgızistan’a tahliye edilsin.” emriyle başlıyordu. Tahliyenin, SSCB Halk İçişleri Komiseri Beriya tarafından 1944 yılı kasım ayında gerçekleştirmesi isteniyordu. Ahıska Türklerinin malı mülkü de buralara getirilerek iskân edilecek Gürcü ve Ermenilere peşkeş çekiliyordu. Bu hususta şu emirler veriliyordu: “Bölgeye iskân edilen çiftçilere sınır bölgesi için uygun görülmüş miktarlarda arsalar dağıtmak; buradan tahliye edilmiş nüfustan kalan kamu ve hususî bahçe ve bağları yedi yıl vadeli kredi şeklinde yeni gelenlere devretmek; bu bölgeye iskân edilen nüfusu 1945 yılında her türlü vergilerden muaf tutmak; iskân edilenlere Gürcistan Hükûmeti imkân ve fonları çerçevesinde ev hayvanları vermek; boşaltılan bölgeye yeni iskân edilecekleri parasız nakletmek. Taşınma masrafları Gürcistan Hükûmeti’ne özel olarak ayrılmış paralarla karşılanacaktır.“ Bu karar gereğince, 14 kasımı 15′ine bağlayan gece, Türk köyleri askerler tarafından kuşatıldı. Kapılar dövüldü. Birkaç saat içinde, küfür, tüfek ve dipçiklerle köy meydanlarına toplanan halk, kamyonlarla demiryolu boylarına getirilerek hayvan vagonlarına dolduruldu. İnsanlar, haftalar sürecek bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar. Gittikleri yerlerde yıllar sürecek  zorbalıklara ve acılara maruz kaldılar. Sürgünü gerçekleştiren L. Beriya, 28 Kasım 1944 tarihli yazıyla, icraatını Stalin’e rapor ediyordu: “Türklerin ve Hemşenlilerin Gürcistan SSC sınır bölgesinden tahliye işlemleri tamamlanmıştır. Türkiye’nin sınıra yakın kısmındaki nüfusla akrabalık bağları bulunan söz konusu halkın önemli bir çoğunluğu kaçakçılık yapmakta olup muhaceret eğilimi gösteriyor ve Türkiye istihbarat makamları için casus angaje etme ve çete grupları oluşturma kaynağı teşkil ediyordu. Tahliye işlemlerine hazırlık tedbirleri bu yılın 20 Eylül gününden 15 Kasım gününe kadar alınmıştır. Nitekim tahliyeye tâbi tutulan kişilerin sınırı geçmesini önlemek için Türkiye ile devlet sınırımızın korunma ve gözetimi azami şekilde takviye edilerek kuvvetlendirilmiştir. Adigen, Aspinza, Ahıska, Ahılkelek ve Bogdanovka rayonlarında tahliye işlemleri 15-18 Kasım; Acaristan Özerk Cumhuriyeti’nde ise 25-26 Kasım günlerinde gerçekleştirilmiştir. Toplam  91.095 kişi tahliye edilmiştir. Tahliye edilenleri taşıyan katarlar hareket hâlinde olup Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’daki yeni iskân yerlerine doğru yol almaktadırlar. Tahliye işlemleri düzenli ve olaysız bir şekilde tamamlanmıştır. Adı geçen sınır rayonlarına Gürcistan’ın toprak sıkıntısı çekilen bölgelerinden 7.000 köylü hanesi iskân edilecektir.“ 1944 sürgününün tahminî rakamları şöyledir: Ahıska: 64 köy, 30.000; Adigön: 72 köy, 40.000; Aspinza: 59 köy, 35.000; Ahılkelek: 11 köy, 5.000; Bogdanovka: 2 köy, 5.000 olmak üzere 208 köyle birlikte toplam 115.000 kişi sürgüne gönderilmiştir.   Stalin bu sürgünü, Kars ve Ardahan’ı Gürcistan’a ilhak etmek için bir hazırlık mahiyetinde gerçekleştirmiştir. Batılı gözlemciler de bu kanaattedir: “Onların sürgün sebebi, Sovyetlerin, Türkiye üzerine yapmayı düşündüğü bir saldırıda, stratejik önemi olan bu bölgeyi Türk unsurundan temizleme maksadıydı.“ Nitekim Sovyet yönetimi, sürgünden hemen sonra bu talebini açığa vurmuş, iki Gürcü profesörüne sözde ilmî yazılar yayınlatmıştır. Stalin’in de bir Gürcü olduğu hesaba katılırsa sürgünün esas sebebinin bu olduğu söylenebilir.     Stalin, Ahıska Türklerini Orta Asya’ya sürerken onların Orta Asya Müslüman Türk boyları arasında eriyip gideceklerini, böylece tarihî kahramanlıkları, Rus askerî arşivlerini dolduran halkın tarihe karışıp gideceğini hesaplamıştı. Hâlbuki onlar dil, din, kültür ve geleneklerini bırakmadı, nerede yaşarsa yaşasın asimile olmadılar.    Savaştan dönen gaziler ve madalyalı kahramanlar, köylerine döndüklerinde ailelerini bulamadılar. Boş evlerde, kimsesiz sokaklarda akrabalarını aradılar! Onların sürgüne gönderildiklerini öğrenince, Orta Asya yollarına düştüler. Bu çile de yıllarca sürdü. Birçoğu aradıkları yakınlarına hiç kavuşamadılar.    Bu trajik olayın kahramanlarından biri Hatem Kurbanoğlu’dur. Onun yaşadığı uzun macerayı özetleyelim: “1916′da Aspinza’nın Van köyünde doğdu. Pedagoji Enstitüsünü bitirip öğretmen oldu. Nişanlandı. Düğüne bir hafta kala 1939′un karakışında askere çağrıldı. Savaşın en çetin safhalarına katıldı, yaralandı. Birçok madalya aldı. Savaş bittikten bir yıl sonra 1946′da terhis edildi. Son iki yıl boyunca evinden haber alamamıştı. Sürgünden haberi yoktu. Tiflis’e geldiğinde, “Bölgede karışıklık var!” denilerek Ahıska’ya bırakılmadı. Sürgün haberini aldı. Orta Asya’da aylarca ailesini aradı. Nihayet buldu ve bollukta nasip olmayan düğün, sürgünde, darlıkta yapıldı. Yeniden Rus dili tahsili yaptı. Öğretmen oldu. Çocuklarının, “Baba madem bu madalyaları kazanacak başarılar gösterdin, niçin sizi sürdüler?” sorularına cevap veremedi. 1987′de emekliye ayrıldı. Kazakistan’da Çimkent’te yaşayan Kurbanoğlu ailesi, ölmeden önce vatana dönmek istiyor.“  1956 yılına kadar hiçbir Ahıskalı oturduğu köyü terk edemez, akrabasını görmek için komşu köye bile gidemezdi! Stalin’in sürgüne gönderdiği Karaçay, Balkar, Çeçen, İnguş ve Kalmuk gibi Kafkasya halkları, Komünist Partisi’nin XX. Kongresinden sonra ana yurtlarına dönme izni aldılar. Kırım Türkleri ile Ahıska Türklerine dönüş izni çıkmadığı gibi eski vatanlarını ziyaret etmeleri de yasaklandı. 31 Ekim 1956′da Yüksek Sovyet, gizli polis teşkilâtının kontrolünde devam eden sıkı rejim şartlarını kaldırdı. Fakat yurda dönüş izni vermedi. Ellerinden alınan malları da iade edilmedi. Ahıska Türklerinin temsilcileri, 1957′de Moskova’ya gelerek vatana dönmek için ilk müracaatlarını yaptılar. Kendilerine, “Siz Azerîsiniz! O hâlde Azerbaycan’a dönebilirsiniz…” diye cevap verildi. 1958′de, bazı aileler bunu kabul ederek, kendi vatanlarına yakın gördükleri Azerbaycan’a geldiler. Buradan Ahıska’ya geçmek kolay olur diye düşünüyorlardı. 1964 Şubatında Taşkent’te yapılan Halk Kongresine diğer sürgün bölgelerinden de gelen 600 civarında delege katıldı. Burada  “Millî Hakların Müdafaası İçin Türk Birliği”  kuruldu. Başkanlığına da Enver Odabaşev seçildi. 1968 Nisanında Taşkent yakınlarındaki Yengiyol’da yapılan gösteri yüzünden yüzlerce kişi tutuklandı. Ahıska Türklerinin sürgünü konusunda -açıkça olmasa da- yapılan ilk açıklama, SSCB Yüksek Prezidyumu’nun 30 Mayıs 1968 tarihli kararnamesidir. Böylece Stalin’in cinayetlerinden biri daha su yüzüne çıkmış oluyordu. Bu garip belgede, devletin kusurundan bahsedilmemekte, Sovyetlerin böyle bir meselesi yokmuş gibi bir üslûp kullanılmaktadır! 1968 Kasımında Sovyet KP Merkez Komitesi Sözcüsü B.P. Lakovlev, kendisine gelen Türk temsilci heyetine, vatanları olan Ahıska yöresine dönüşlerine müsaade edileceğini vaad etti. Bu vaade sevinerek Ahıska’ya hareket eden yüzlerce Türk ailesi, mahallî yöneticilerin engellemeleriyle karşılaştılar. Çalışma belgeleri verilmedi, askerlik problemi çıkarıldı ve taşınmak için vasıta verilmedi. Azerbaycan’dan gelenler de Gürcistan hududunda durduruldular. Eşyalarını bırakarak girenler de Gürcü idareciler tarafından sınır dışı edildiler. Ahıska Türkleri vatana dönüş hareketinin lideri Enver Odabaşev, arkadaşları Muhlis Niyazov, İslâm Kerimov, T. İlyasov’la birlikte Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği’ne müracaat ettiler. 2 Mayıs 1970′te “Biz Türküz!” diye başlayan bir beyannameyi açıkladılar. Bu beyannamede şu görüşlere yer veriliyordu: SSCB yetkili adli makamları ve Bakanlar Kurulu bir tahkikat yapmalı ve biz Türkleri sürgüne gönderenleri cezalandırmalıdır. Yüksek Sovyet Prezidyumu, Türklerin kendi yurtlarına iskân ve milletlerin mevcut determinant haklarını vererek, başkenti Ahıska olmak üzere bir Türk Muhtar Cumhuriyeti veya Özerk Vilâyeti kurulmasını kabul etmelidir. Sürgünden dolayı uğranılan zarar ziyan tazmin edilmelidir. Eğer bu talepler yerine getirilmeyecekse Türkiye’ye göç etmemize müsaade edilmelidir. Bu tebliğin yayınlanması çok önemlidir. Zira o güne kadar Batı âlemine ulaşan en aydınlatıcı belge budur. Ayrıca millî kimliklerini en açık şekilde dile getirmeleri de mühimdir. Şu var ki, Sovyet makamları bu tebliğe yanıt vermemiştir. Yine 1970 yılı içinde  vatana dönme teşebbüsleri, Gürcistan yetkililerince şiddetle engellenmiştir. O zamanın İçişleri Bakanı olan Eduard Şevardnadze yönetimi, Ahıska’ya dönmek üzere Tiflis’e gelen binlerce Ahıska Türkü’nü cop, basınçlı su vs. ile geri çevirmiştir. 1972 yılında hareketin yeni önderi Reşit Seyfatov, Sovyet KP Sekreteri Brejnev, BM Genel Sekreteri Waldheim ve Türkiye Başbakanı Ferit Melen’e müracaat etti. Bu müracaatlardan da yazık ki, sonuç alınamadı...". Gazi Üniversitesi  öğretim Üyesi Yunus Zeyrek hoca'nın "Bu Yolda" şiir kitabından geçmişte yaşanan ve hala devam eden tüm acıları dile getiren  "Ben Ahiska’yım" şiirini birlikte okuyalım:  "Bayraksız direğim, ezansız minarem, Susmakta şimdi Kars, Erzurum, Ardahan, Ki her biri eski ciğerpârem. .............................. Dost hain çıktı, düşman zalim Ümitleri örümcek ağında örülen benim. ...................... Son söz:     Arif Nihat Asya'nın şiirinden bir kaç satır:   "Biz,kısık sesleriz minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız; Ve vatansız bırakma Allah’ım !...." 73 yıl önce sürgünde şehit olan kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Nurlarda Yatsinlar Cennet Ehli onlar!.... Saygılarımla. Sağlıcakla kalın! Günleriniz hep aydınlık olsun! Yüreğinizde sevgi daim olsun! Yüreği "Berkehan" kadar temiz olanların!

Akademik Üretkenliğe Göre En Üretken Üniversiteler

1-2010-2015 temel bilim alanlarında yayın sayısında ülke sıralamaları: -Türkiye 1966’da Kore’nin önünde . -İran’a dikkat -Çin 2020lerde liste başı olması olası - https://goo.gl/HvQNj3 2- QS Dünya Üniversite Sıralamaları’nın verilerine göre https://www.topuniversities.com/university-rankings dünyadaki ilk bin üniversite içerisine Türkiye’deki 186 üniversiteden sadece 10’u girebildi. Yapılan sıralamaya göre Türkiye, finans, sanat ve tasarım, iletişim, diş hekimliği, tarih, hukuk, sahne sanatları, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi alanlarda dünya ile rekabet edebilecek düzeyde değil. Ancak 10 üniversite, inşaat, makina, elektrik mühendisliği, tıp, siyaset bilimi gibi alanlarda dünyada ilk 400 yükseköğretim kurumu arasında. Değerlendirmede Boğaziçi Üniversitesi ile ODTÜ, ilk beş üniversite arasında yer aldı. Türkiye, QS’in dünyadaki üniversiteler için belirlediği 46 alanın sadece 23’ünde rekabet edebilecek düzeyde kaldı. Türkiye’nin “iyi” olduğu alanlarda, “akademik verimlilik” puanları, 100 üzerinden ortalama 50-60 puan bandında. Türkiye’de, dünya sıralamasına giren 10 üniversite ve 23 alanın sıralamalarından bazıları şöyle:   - Ziraat ve Orman - İstanbul Üniversitesi - 251-300 bandında - Mimarlık - İTÜ - 101-150 bandında - Mimarlık - ODTÜ - 101-150 bandında - Kimya Mühendisliği - ODTÜ - 201-250 bandında - İnşaat Mühendisliği - İTÜ - 101-150 bandında - İnşaat Mühendisliği - ODTÜ - 101-150 bandında - Bilgisayar Bilimi ve Bilişim Sistemleri - Boğaziçi Üniversitesi - 251-300 bandında - Ekonomi / Ekonometri - Boğaziçi Üniversitesi - 351-400 bandında - Eğitim - İstanbul Üniversitesi - 251-300 bandında - Makina, havacılık ve imalat mühendisliği - Boğaziçi Üniversitesi - 301-350 bandında - Tıp - Hacettepe Üniversitesi - 251-300 bandında - Tıp - İstanbul Üniversitesi - 251-300 bandında - Tıp - Ankara Üniversitesi - 401-450 bandında - Tıp - Ege Üniversitesi - 451-500 bandında - Maden Mühendisliği - İTÜ - 31. sırada - Maden Mühendisliği - ODTÜ - 45. sırada - Fizik ve astronomi - ODTÜ - 301-350 bandında - Fizik ve astronomi - İTÜ - 351-400 bandında - Fizik ve astronomi - Boğaziçi Üniversitesi - 451-500 bandında - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler - Bilkent Üniversitesi - 151-200 bandında - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler - Koç Üniversitesi - 151-200 bandında - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler - ODTÜ - 151-200 bandında - İstatistik - ODTÜ - 151-200 bandında. Alan bazında ABD birinci Sanat ve beşeri bilimler alanında listeye ABD’den 95, İngiltere’den 59 üniversite girerken, bu alanın sıralamasına Türkiye’den dört üniversite girebildi. Mühendislik ve teknoloji alanında da listede ABD’den 81, İngiltere’den 38, Türkiye’den dört üniversite yer aldı. Sosyal bilimler alanında ABD listeye 87, İngiltere 56, Türkiye ise dört üniversitesini soktu. Tıp alanında ABD’nin 121, İngiltere’nin 41 üniversitesi sıralamada yer alırken, Türkiye’den iki tıp fakültesi listeye girebildi.    3-Üniversitelerimizin 2017 Yılı Dünya Genel Sıralamalarındaki Durumu 29 Aralık 2017 URAP (University Ranking by Academic Performance) https://goo.gl/DtgWum 4-‘Türkiye’deki Üniversitelerin Araştırma Çıktıları Üzerine’ yapılan araştırmaya göre, öğretim üyesi başında düşen yayın ve atıf sayılarında Bilkent, Koç ve Sabancı üniversiteleri üst sıralarda yer aldı. Devlet üniversitelerinde ise en iyi performansı ise Gebze Teknik, ODTÜ, Hacettepe ve Boğaziçi gösterdi. https://goo.gl/2acw5t  

Dijitalleşme Sürecinde Değişen İş Hayatı ve Muhasebe Mesleğinin Yeniden Yapılanması “Yerel/küresel Meseleler, Küresel/yerel Çözümler”

  "kongre" Birlikte yürümek, birlikte adım atmak, birlikte mücadele etmek anlamında Latince bileşik bir kelime... Öyle yazıyor kitaplar... https://goo.gl/FrLBWP  
Arkadaş Listem