
1974 yılındaki barış harekatından sonra Kıbrıs adası fiili olarak ikiye bölünmüş ve 1975 yılında yapılan nüfus mübadelesi anlaşmasıyla birçok insan güneyden kuzeye ve kuzeyden güneye yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulmasıyla oluşturulan anayasada adanın kuzeyinden güneyine geçen Rumların sahip oldukları gayrimenkuller üzerinde mülkiyet hakları ortadan kaldırılmamış, denetimi Kıbrıs Federe Devleti’ne bırakılmıştır. Ancak güneydeki mülklerini terk edip kuzeye gelen vatandaşlara terkedilen gayrimenkuller üzerinde kesin “tasarruf hakkı” verilmiştir. Benzer uygulamaları Rumlar da güneyde gerçekleştirmiştir.
Mülkiyet konusu iki kesimlilik gerçekleştikten sonra birçok kez problemlere konu olmuş ve gerek ulusal gerekse uluslararası mahkemeler mülkiyetle ilgili yargımalar yapıp çeşitli kararlar almışlardır. Bu problemlerden biri de yakın zamanda sonuca bağlanmış olan Orams davasıdır. Davaya konu olan şey Rum Meletis Apostolidis’in KKTC topraklarında bulunan arazisinin İngiliz Orams çiftine satılmasıdır. Bunun üzerine davacı Meletis Apostolidis konuyu 2005 yılında Rum mahkemelerine taşımıştır. Mahkeme arazi üzerine yapılan taşınmazın yıkılması ve tazminatla birlikte Meletis Apostolidis’e iade etmesine karar vermiştir. Ancak kararı uygulatamayan Meletis Apostolidis konuyu İngiliz mahkemelerine taşımış ve red cevabıyla karşılaşmıştır. Daha sonra konuyu İngiliz istinaf mahkemesine taşımış mahkeme de dava hakkında Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’ndan görüş istemesiyle dava devletler ölçeğinde etki doğuracak kadar önemli sonuçlar doğurmuştur.
Bu davayı benzersiz kılan şey, AB mevzuatının askıda olduğu Kıbrıs’ın kuzey tarafındaki bir araziyle ilgili kararın uygulanması için Kıbrıs’taki mülkiyet sorununun yasal yönleriyle ilgilenmek amacıyla AİHM değil, AB üzerinden çare arayışına gidilmiş olmasıdır.
Orams Davası yaklaşık 5 yıl sürmüş ve İngiltere İstinaf Mahkemesi nihai kararını vererek Meletis Apostolidis’i haklı bulmuştur. Karar ambargolarla narenciye ticareti kısıtlanan KKTC üzerinde siyasi ve ekonomik anlamda önemli etkileri olmuştur. Özellikle yabancıların yatırım yapmaları bu şekilde baskı altına alınmış, bu yüzden karar Yunanistan ve GKRY tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.
Sonuç olarak bu karar uluslararası hukukun devletlerin egemen eşitliği ilkesine, devletlerin iç işlerine karışmama ilkesine ve doğal kaynaklar üzerinde sürekli egemenlik ilkesine aykırıdır. KKTC bağımsız ve egemen bir devlet olduğuna göre sahip olduğu toprak parçası ve onun üzerindeki her türlü taşınır taşınmaz mülk üzerinde tam ve münhasır bir egemenliğe sahiptir. Aksi halde bir devletin temel kurucu ögelerinden olan ülke, nüfus, egemen ve bağımsız otorite şartları yerine getirilmemiş olacaktır. Özetle bu olay ve dava sonucu verilen karar siyasi olarak KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasının önünde duran en önemli engellerden biri olmuştur.