
h-index (ve kardeşi i10-index) gibi metrikler,
en basit anlatımla, bir bilim insanının
dünya genelindeki akademik konumunu,
etkisini ve söz hakkını ölçen göstergelerdir.
Ama bizim gibi az gelişmiş ya da
gelişmekte olan ülkelerde bu sistem,
kafa-kol ilişkilerinin ve çıkar ağlarının
açık bir göstergesine dönüşmüş durumda.
Yüksek lisans ya da doktora tezini yazan asistan,
bilimsel katkıdan çok hocasına ya da
aynı camiadaki arkadaşına jest yapıyorsa,
orada artık metrikler değil, sadakat ve
aidiyet ölçülüyordur.
Bilimsel etik yerine, “bizim çocuk” kontenjanı devreye giriyorsa,
atıf, bilgi değil iyilik hatırlatma aracına dönüşür.
ve
“Atıf çeteleri” eliyle istismar ediliyor!
Yapay atıflar,
karşılıklı pazarlıklar,
şişirilmiş metrikler...
Bilim değil, akademik bir illüzyon üretiliyor.
Gerçek katkı değil, gösteri!"
Atıf Ekonomisi ve Akademik Gösteri Toplumu:
Metrikler, Çeteler ve Gerçek Bilim Arasında Sıkışmışlık"
Gerçek etki mi? Yoksa sadece sayılarla oynanan
bir illüzyon mu?
Bilim kaç yayınla değil, neyi değiştirdiğinle ölçülmeli.
akademik dünyada bir bilim insanının üretkenliği ile etki
gücünü ölçmeye yarayan sayısal göstergelerdir.
h-index, bir kişinin en az "h" kadar atıf almış "h" tane yayını olduğunu gösterir.
i10-index ise kişinin en az 10 atıf almış
yayın sayısını verir (özellikle Google Scholar’da yaygın).
Bu metrikler ilk bakışta oldukça masum ve
nesnel görünür. Ama sorun burada bitmiyor,
hatta esas sorun burada başlıyor.
Atıf Çeteleri: Bilimsel Görünümlü Gösteri Dünyası
Ne yazık ki bazı ülkelerde (ve özellikle akademik
kapitalizmin kol gezdiği, göstergeci performansa tapan sistemlerde)
bu metrikler "atıf çeteleri" ile manipüle ediliyor. Bu çeteler şöyle işliyor:
Gruplaşarak yapay atıf döngüleri kurulur.
Yetersiz ama sayıca bol makalelerle metrikler şişirilir.
Karşılıklı atıf pazarlıkları yapılır:
“Ben sana atıf yazarım, sen de bana.”
“Predatory journals” veya "ucuz dergilerde" bol bol yayın yapılarak istatistik şişirilir.
Bunun sonucunda da ne olur?
Gerçekten bilim üreten değil,
atıf ve yayın üreten bir akademisyen tipi türetilir.
Sayılar parlar, ama bilimsel katkı dibe vurur.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde bu daha da görünürdür
çünkü yönetsel sistemler, niceliği niteliğin önüne koyar.
Yani "kaç yayın?", "kaç atıf?", "kaç puan?" diye sorar,
"ne söyledin?", "neyi dönüştürdün?" diye değil!
Gerçek Bilim Nerede Kalıyor?
Bu durumda sorulması gereken şu:
“Bilim, kimin adına ve ne için yapılıyor?”
Eğer bilim, etki faktörü için yapılıyorsa,
bu “bilimsel bir piyasa” olur.
Eğer bilim, hakikat ve toplum için yapılıyorsa,
o zaman metriklerin ötesine geçmek gerekir.
Çözüm ve Alternatif Yaklaşımlar
Kapsamlı akademik değerlendirme: Yalnızca h-index değil,
araştırmanın topluma katkısı, özgünlüğü ve bilimsel niteliği de göz önünde bulundurulmalı.
Narratif CV modeli: Avrupa’da yavaş yavaş yükseliyor. Yayınların "ne kattığı" yazıyla anlatılıyor.
Toplumsal etki ve etik duyarlılık: Bilimsel bilginin sadece “fazla okunması” değil, “doğru okunması” esas olmalı.