Tüm Bilgi Paylaşımlarım

Acı...çok Acı !... Çocukları Katletmişler! .. Gazze / Kudüs...

   Yeni Dünya Düzeniyle Yüzleşmek       ( BOP Projesinin ilk Senaryosu:Filistin Topraklarının İlhakı..Ya Sonra !..)   İlk söz: İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (57 Ülke), 29 Kasım 1947’den bugüne Mescid-i Aksa başta olmak üzere tüm bu saldırı, katliam ve işgalleri sadece kınamakla yetinmiş. Görselle ait not:. İsrail 1948'e  Filistin topraklarının toplam yüz ölçümünün sadece yüzde 1'i. daha sonra yüzde 5.5-6, günümüz de ise (2024) yüz de 85'ine el koymuş durumda... İsrail  Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana -191 gündür -düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 33 bin 729'a yükseldi... Acı...Çok acı!...Çocukları katlediyorlar! Dipsiz karanlık. ...Katışıksız kötülük.Acılarla yoğrulmuş bu coğrafyada ,insanlık zamanaşımına çoktan uğradı!..Susmak ve Filistin halkının yanında saf tutup sesini yükseltmemek de insanlık suçu… ..10 km'lik alana sıkışmış 1,5 milyon nüfus ve yüzbinlerce çocuğu, gece ve gündüz aralıksız dünyanın en gelişmiş silahları ve uçaklarıyla tepelerinden bombalanıyor! Uluslararası kurumlar, devletler, aydınlar, akademi, sanatçılar, tüm dünya sessizce seyrediyor ya da seyretmekten başka elinden bir şey gelmiyor! Yüzbinlerce bilimsel keşif yapacaksın yüzbinlerce filmler çekeceksin şiirler yazacaksın ve binlerce insanlık adına yasalar çıkartacaksın ve bu soykırıma sessiz kalacaksın, işte medeniyet denen canavar! Rusya Ukrayna'ya saldırınca Çaykovski dinlemem Dostoyevski okumam diyenler neredesiniz! İnsanlık için ne büyük utanç, koca dünyamız bir buçuk milyon insanın haşere böcekler gibi öldürülmesini sadece izliyor, dün de Irak'ın bombalanmasını izlemişlerdi gün gelir sizin de bombalanmanızı izlerler. Küresel güçlerin özellikle ABD 'desteği ile İsrail, adım adım Kudüs’ü yutarken, Gazze'yi vururken tüm dünya ama özellikle İslam dünyası bunu seyrediyor.. “Gelin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzyıllar önce sahneye konulan Yeni Dünya Düzeni’nin ‘tek din’ ilkesinin ete kemiğe büründürülmesi sürecinden söz edelim. Yeni Dünya Düzeni’nde mevzubahis olan ‘tek din’, Yahudilikle Hıristiyanlığın füzyonu olan Evangelizm’dir. Evangelizm’in ne olduğunu bilmezsek, Amerika Birleşik Devletleri’nin niye bu kadar ısrarla ve kayıtsız şartsız İsrail’i desteklediğini anlayamayız. ABD’nin Irak’ta, Orta Doğu’da, hatta Kara Afrika’da ne yapmak istediğini de doğru okuyamayız. Eski Ahit’te eritilmiş, tevhit edilmiş Hıristiyanlığın temellerinin daha 1867’de kurulan ‘Kiliseler Konseyi’ tarafından atıldığını bilesiniz." .Tüm bu gelişmelerin nedenlerini ve sonuçlarını analiz ederken yanıtlanması gereken sorular şunlardır: i- İsrail'in uluslararası tanınmasına destek veren Müslüman Ülkeler hangileridir? ii-İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliğine üye ülkelerin kaç tanesi Askeri+ekonomik+siyasi ilişkiler kurmuş ve sürdürmektedir? iii- Özellikle Araplar Filistini neden desteklemiyor? Yukarıda ki iki sorunun cevabını birlikte okuyalım:   İsrail, bölgedeki bütün gerici iktidarların İsrail'i yalandan kınayacaklarını ve sözde İsrail'le Askeri+ekonomik+siyasi ilişkilerinin  devam edeceğin bilmiyor olabilir mi? İsrail, Suriye toprağı olan GOLAN tepelerini işgal ettiği halde, İsrail'le değil de Suriye ile savaşıldığını Kuzey Irak'ta   ABD tarafından vadedilen toprakların işgali  (Türkiye'nin Güney Doğusunu 'da içeren  ) için hazırlıkların yapıldığını , ve "Kudüs" kendilerinin başkenti olarak tanındığını çok iyi bilmekte..Tüm bunların sorumlusu   ABD  ( Sözde Yüce Pir'),  Yeni Dünya Düzeni tarikatı iktidarını hızla güçlendirme isteği bu planın ana temasıdır.  Ortadoğuda dolara tapan Suudiler,  BAE kralları  Suriye ve Lübnan'ı parçalamak isteyen yavru emperyalistler. Sessiz kalan AB...(Tarikatı oluşturan vasıl, salik, mürid ve talipler).   Yüce Pir'e biat etmiş bu güçler Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile  "Son Hakikat" dedikleri dünya görüşlerini gezegenin bütününe tebliğ etmekle yükümlüdürler. Dünya halkları ya "Tekleşmiş Varoluş"ta eriyecekler ya da genleri yok edilmek suretiyle mutlak bir biyolojik ölümle karşı karşıya bırakılan Sömürülmezler'in ve Lanetliler''in kaderini paylaşacaklardır. Postmodern Faşizm. "Tek bir dünya, tek bir devlet, tek bir bayrak!" sloganıyla özetlenen çağdaş değerlerini, evrensel medyanın tüm olanaklarını kullanarak dayatmaktadır.. Yüce Pir''in Kutsal Koalisyonu ile baş edebilecek tek bir güç varmıdır?  Bu sorumuzun cevabı şimdilik bizde saklı kalsın... Bu bağlamda; Falih Rıfkı, Zeytindağı’nda (1915)  önemli bir tespitte bulunduğu anımsamakta yarar var.:  “Floransa ne kadar bizim değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz…Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar her şey Arapların veya başka devletlerin.. Yalnız jandarma bizim idi; Bürokrasi bile tam-Arap, yahut yarı-Araptır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türk’e az rastgeliyordum…Suriye, Filistin ve Hicaz’da Türk müsünüz? sorusunun cevabı Estağfurullah idi.”(s. 43) Zeytindağı’nda,  insanın kanını donduran tarihi  süreç  ve imparatorluğun çöküşü yazıldığını hep hafızalarda taze tutmak dilği ile.anlatıma devam edelim. Okuyanınız vardır. Okumayanlar mutlaka okumalıdır.  Özellikle  “Cumhuriyet Arap düşmanlığı üretti” diyenler okumalıdırlar. Çünkü kitap Cumhuriyet öncesi yazılmıştır. Kitapta Mehmetçiğin Yemen’de, Aden’de, Kanal’da, Gazze’de, Arap Çölleri’nde nasıl kırıldığı, yenilgiden sonra bir vagon dolusu mecidiye altınının nasıl bırakıldığı açıklanmaktadır. Şahsen Araplara karşı bir sempati duymadım gelecektede duymıyacağım..Nedeni ise Filistin Cephesinde Mehmet Hüseyin Çavuş'un kaleminden. dökülen bu mısralarda saklı.Birlikte okuyalım :: "Gazze'nin meğer kumundan çokmuş kalleşi, Nasıl vurur insanı sırtından DİN KARDEŞİ! Filistin,Trablusgarp, Yemen illeri. Hangisini kanım ile sulamadım? Gezdim cephe cephe çölleri, Türk'e Türk'ten başka dost bulamadım!" Arapların 1918 yılında esir düşen 16. Tümenin de ki  15.000 Türk askerini  nasıl kalleşçe  arkadan vurduğunu bilimsel olarak bu linkten okuyabilirsiniz http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET001765.pdf...  Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas Çin'in Doğu Türkistan'daki soykırımını desteklese de  Filistinlilere yönelik saldırıları  kabul etmem  mümkün değil. Çünkü Filistin’de neofaşist bir insanlık dramı yaşanıyor. İnsan olan herkes bu katliamı kınamalı ve önlemek için elinden ne geliyorsa yapmalıdır.  Falih Rıfkı, Zeytindağı’da  tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri destan olabilecek, askerin günlükleri,  kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertir. Bu kitabı okumak  bir borçtur, bir  görevdir. Özellikle genç nesiller için. Yakup Kadri Karaosmanoğlu  derki; “…Falih Rıfkı’’nın son eseri Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı’nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felaket devirlerinin en facialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekası bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamayacaktık.” Arap  hayranlığı ile Türkiye bir yere varamaz. Türk düşmanı Suud Krallığı 5 Osmanlı eserini yıkmış, Türkiye tarafından kınanmamıştır. Osmanlı eserlerine yönelik “kültür soykırımı” yapan Suudi yönetimi, Kral Fahd’ın emriyle Türk düşmanı  Thomas Edward Lawrence’in evini müzeye dönüştürmüştür.  Evin kapısına, ‘‘Bu ev, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan Thomas Edward Lawrence tarafından karargáh olarak kullanılmıştır’’ yazısı asılmıştır. Arapların yıktıkları Osmanlı eserleri arasında  en önemlisi Ecyad Kalesi’dir. Kasım 2007’de   Türkiye’ye gelişinde ülkesinin bayrağı göndere çekilerek karşılanan Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Atatürk’ün ölüm yıldönümüne denk gelen 10 Kasım’da ayrılırken kendi bayrağının yarıya çekilmesine izin vermeyince uğurlanışı bayraksız olmuştur.  23 Eylül 1932‘de Suudi Arabistan Krallığı ilan edilmiştir. 10 Kasım 1938’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatında Suudi Arabistan ne yapmıştır?  Bayraklarını indirmemesinin kendilerince makul sebebi vardır ama bir günlük yas ilan edilmemiştir. Evi müze yapılan Edward Lawrence, Filistin Cephesi’nde komuta ettiği Bedevi süvari alayına katliam emri veren  İngilizdir. Filistin Cephesi’nden Anadolu’ya doğru çekilmekte olan Türk ordusu  at arabalarının üstünde giderken, ilkel sedyelerde yaralılar taşınıyordu. Binlerce bedevi atlısı  Türk ordusuna arkadan saldırırken, teslim olmak için el kaldıranlarını da  öldürmüşlerdir.  Ümmet kardeşlerimiz  olan Araplar  Lawrence’in “esir almak yok”  emrine uymuştur.   Filistin Cephesi’nde Lawrence’nin komuta ettiği Bedevi süvari alayından   iki bin Mehmetçik Şam’daki hastaneye yatırılmıştı. Yeterli sağlık personeli, ilaç, narkoz yoktu.  Yaşananları Lawrence  “Lanet olsun bunlara” diyerek Filistin cephesinden ayrılıp Mısır’a dönmüştü. Bedevilerin Türk kanı içme isterisi ile sağlık personeli dahil, kurtulan tek kişi olmamıştı. İngiliz  subayları  bu duruma  isyan etmişti: “Biz Arapları destekledik ama hastane baskını da istemedik ki…” 24 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Rum Lideri Makarios tarafından kurulan cinayet örgütü EOKA Tuğgeneral Nihat İlhan’ın evini basıp eşi ve üç çocuğunu banyoda vahşice öldürdüler. Kıbrıs’a gidenler bu vahşeti görürler.  Lefkoşe’nin Türk mahallerinde 39, Girne’de 7, Baf’da 49, Larnaka’da 21 ve Magusa’da 21  Türk katledilmiştir. O günlerde Yaser Arafat Kıbrıs’a gelerek “Filistin Halkı Kıbrıs Rumlarını ve haklı mücadelelerini desteklemektedir”  demiştir. Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın  “Doğu Türkistan’da Çin haklıdır!..”  açıklaması  kabul edilemez. Filistin ve Arap dünyası Yunanistan’ın yanında yer almıştır. Girit’e Suud uçakları inmiştir: “Pilotlar sizden, uçaklar bizden.”  Biz Türkler balık hafızalıyız. Geçen yıl ABD’de sözde Ermeni soykırımı karar tasarısı ile yaptırım tasarısı Temsilciler Meclisi’nde oylanırken  dikkat çekici  bir durumla karşılaşılmıştır. ABD’deki ara seçimlerde, Demokrat Partili Müslüman adaylar Arap kökenli Rashida Tlaib ve Ilhan Omar ABD’nin Michigan ve Minnesota eyaletlerinden Temsilciler Meclisi üyeliğine seçilmişlerdir. Böylece  Tlaib ve Omar ABD Kongresi’nin ilk kadın Müslüman üyeleri olmuşlardır.  Dikkati çeken  husus, hayır oyu veren 11 Temsilciler Meclisi üyesi arasında iki  Müslüman üyenin bulunmamasıdır. Üstelik bunlardan biri Filistin kökenlidir.  Filistin’e verilen büyük desteğe rağmen Filistin kökenli üyeye  Cumhurbaşkanımızın gösterdiği yakınlığın  bir anlamı olmadığı  ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanımız   BM Genel Kurulu’nda  Filistin haritasını göstererek Filistinlilere sahip çıkmıştır ama  Filistin kökenli Temsilciler Meclisi üyesi Rashida Thalib  Türkiye aleyhine oy kullandığı için Ermeni kuruluşu ANCA tarafından  onurlandırılmıştır. Cumhurbaşkanımız  ile  fotoğraf çektiren  diğer Temsilciler Meclisi üyesi  Ilhan Omar (D-Minn.)  ise  24 Nisan 2020 tarihinde soykırım kararına verdiği desteği tweetlemiştir: “Minnesota ve dünyadaki Ermenilere kayıp yaşamları yas tutmak için katılıyorum ve Ermeni halkının olağanüstü dayanıklılığını onurlandırıyorum.” Filistin konusunda  57 Müslüman ülke arasında  hiçbir dayanışma olmadığı gibi büyük  hizipleşmeler vardır. Suudi Arabistan  Türkiye’ye ambargo uygulamak için girişim  başlatırken  bu ülkenin İstanbul Havalimanında  milli günü kutlanmıştır. “Suudi Arabistan Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin bu ay içinde gerçekleştirilecek olan Falcon Eye 1 tatbikat manevralarına katılan uçağı, Girit Adası’nın Souda Hava Üssü’ne  teknik ve destek ekipleriyle ulaştı. Suudi Hava Kuvvetleri ve Yunanlılar Akdeniz’in gökyüzünde hava harekatı ve ortak tatbikatlar gerçekleştirecekler. Tatbikatın, hava harekatlarının yürütülmesi ve planlanması alanındaki askeri deneyimlerin paylaşılmasının yanı sıra, hava ve teknik ekiplerin becerilerini geliştirmeyi ve geliştirmeyi, hava kuvvetlerinin savaşa hazırlığını artırmayı amaçladığı açıklanmıştır.” (Saudi Press Agency, https://www.saudiarabianewsgazette.com/general/royal-saudi-air-force-group-participating-in-falcon-eye-1-drill-maneuvers-arrives-in-greece/)  Suudi Arabistan jetleri Yunanistan'la ortak tatbikat için Girit'te, burnumuzun dibine gelip  bize karşı tatbikat yapacaklar ve biz sesimizi yükseltmeyeceğiz.  Bize göre kurttan post Arap’tan dost olmaz. Eğer olsaydı tüm Arap ülkeleri KKTC’yi resmen tanırlardı. Hıristiyan dünyası Güney Kıbrıs Rum Kesimini  AB hukukunu yok sayarak   tanımış ve AB üyesi yapmıştır. Bu, sözün bittiği yerdir. Nokta. Mazlum bir ülke olarak küresel güçlerin özellikle de ABD+ İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırıları  kabul etmem  mümkün değil Bugün Kudüs’te zoraki bir işgal olsa da bu İsrail’e Filistinlileri yok saymak hakkını vermez.  Küresel oyun kurucular ve  İsrail  her söylemi ve eyleminde Filistin’i de Filistinlileri de yok sayıyor. Ama aynı İsrail kendi yayınladığı kitapçıklarda bu toprakların Filistin olduğunu da teyit ediyor, bu ne menem bir iştir anlamak mümkün değil. İşte İsrail Kaynaklarına göre Filistin : ‘…İsrail, Akdeniz’in güneydoğu kıyısında küçük, dar, yarı-kurak bir ülkedir. Yaklaşık 35 asır önce, Yahudi halkı göçebe hayat tarzını terk edip İsrail toprağına yerleştiğinde ve bir millet olduğunda tarih sahnesine girdi.  Yıllar boyunca, Toprak çeşitli isimlerle tanınmıştır– Eretz Yisrael (İsrail Toprağı); Kudüs’teki tepelerden biri olan ve zamanla hem bu şehri, hem de bir bütün olarak İsrail Toprağını temsil eder hale gelen Sion; Philistia adından türemiş ve ilk defa Romalılarca kullanılmış olan Filistin; Vaat Edilmiş Toprak; ve Kutsal Toprak bunlardan sadece birkaçıdır.  Ancak, bugün çoğu İsrailli için ülkenin adı sadece Ha’aretz, yani Toprak’tır.’ : Bakın İsrail bu kaynakta geçen ‘Romalılar bu topraklara Filistin derdi’ ifadesiyle Filistin’i tanıyor. İşin kritik noktası da burada zaten. Hem tanı hem yok say, işte bu iş bundan dolayı çözülemiyor... Yine burada İsrail önce Tevrat’ı öne sürüp bu toprakları Sion sembolüyle anlatıyor. Buradan kendine Siyonizmin de yolunu açıyor.  Ve aynı İsrail bu kez bu topraklara ‘Romalılar Filistin adını koydu’ diyor ama hemen peşinden kutsal topraklar, vaat edilmiş topraklar diyerek yeniden Tevrat’a dönüş yapıyor. Yani bu İsrail’in kafası karışık. Bu da doğaldır çünkü Tanrı’nın bildiği bir gerçeği Tanrı’ya rağmen tahrif etmeye çalışmak o kadar da kolay olmuyor. İşin gerçeği… Bu toprakların en eski adı Kenan diyarıdır, Tevrat’ta da geçer. Aynı topraklar üzerinde yaşayan halk Filistinli olarak anılır, bu da Tevrat’ta böyle geçer. Peki, İsrailoğulları nedir, bu topraklardaki rolü nedir? Yine Tevrat’a göre onların atası İbrahim kabul edilir. İbrahim, Basra’da Ur kentinde doğmuş, Harran üzerinden Kenan diyarına göç etmiştir. Orada çoğalmış, kıtlık çıkınca Mısır’a göç etmiş, derken Musa’nın öncülüğünde ve İsrail’in Tanrısı’nın yardımıyla yeniden Hebron’a yani Kenan diyarına dönmüştür. Toprağın asıl sahipleri olan Filistinlilere karşı savaşmış ve ilk kez bir devlet kurmuştur. Buna göre, İsrailoğulları Irak’tan Filistin’e gelen göçebe bir halktır.  Bu toprağın adı Filistin, sahipleri de Filistinlilerdir. Kaldı ki bu toprakların adı hiçbir zaman İsrail toprağı diye anılmamıştır ta ki Sion ve Siyonizm çıkıncaya kadar. Sion’a zemin hazırlamış olan ise Tevrat’tır. Müslüman alemi de bu nedenle diyor ki bu Tevrat tahrif edilmiştir. İsrail’in kendi kaynaklarında geçen şifreleri çözmeye devam edelim… ‘İlk defa devlet kurdular’‘ ifadesinde geçen ilk devlet sözü, aynı zamanda Davut zamanındaki Büyük İsrail Krallığı’nı işaret ediyor ki bu da ayrı bir konu.  Şimdi ilk defa devlet kurdular dediğiniz zaman akla gelen ilk şey Davut ve o dönemdeki İsrail krallığıdır. Çünkü bugünkü İsrail’in devlet sembolleri işte o günkü Davut’u işaret ediyor.  Ama Ortadoğu’nun güvenliği açısından bu hiç de yabana atılacak bir siyasi hedef değil, aksine büyük bir tehlikedir!  İsrail’in Nil-Kudüs-Babil ekseninde geçen binlerce yıl öncesindeki eski sınırları işaret edilerek bugünkü İsrail’in hedefi olarak gösterilmesi gerçekten de çok tehlikeli bir mesajdır. Özellikle de kuzey Irakt'ta ABD tarafından  oluşturulmaya çalışılan  oluşum bu minvalde olup  Türkiye için oynan kirli  bir oyundur. Göründüğünden daha karmaşık ve planlıdır...Çok tehlikeli bir oyundur ..Bu böyle biline... Gelin şimdi de, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzyıllar önce sahneye konulan Yeni Dünya Düzeni’nin ‘tek din’ ilkesinin ete kemiğe büründürülmesi sürecinden söz edelim. Yeni Dünya Düzeni’nde mevzubahis olan ‘tek din’, Yahudilikle Hıristiyanlığın füzyonu olan Evangelizm’dir. Evangelizm’in ne olduğunu bilmezsek, Amerika Birleşik Devletleri’nin niye bu kadar ısrarla ve kayıtsız şartsız İsrail’i desteklediğini anlayamayız. ABD’nin Irak’ta, Orta Doğu’da, hatta Kara Afrika’da ne yapmak istediğini de doğru okuyamayız. Eski Ahit’te eritilmiş, tevhit edilmiş Hıristiyanlığın temellerinin daha 1867’de kurulan ‘Kiliseler Konseyi’ tarafından atıldığını bilesiniz." Bu arada FKÖ'yü bitirmek için HAMAS'ı  kim kurdurdu?  ve Hangi  emperyal güçler  desteklemekte? Bu soruların cevabı Filistin haritasının tarihsel gelişiminde saklı... Yanıbaşındaki Mescid-i Aksa'dan gözyaşı akarken milliyetçi bir şarkının "isimleri silinsin" (yimakh shema) bedduası nakaratını söyleyen insanlar. Vicdansız olunca orada bir boşluk mu oluyor? Yoksa nefretle mi dolu orası da vicdan sığmıyor? Vicdan kaskatı olunca neyin üzerine inşa ediyorsun dini ?" insanlar yiterken, kutlamanız da, milliyetçi şarkınızda , bedduanız da yerin dibine batsın….Neo-ortaçağ... --------------------------- (*)1799'dan günümüze Filistin tarihi ve Orta Doğu sorunuhttps://bbc.in/3blLA8V   (**)     Arapların Filistini neden desteklemediğini merak edenlere... Özetle:"Filistin sorunu", yalnızca Ramallah ve Gazze'nin yozlaşmış liderlerini zenginleştirmeye hizmet eden duygusal ve mali bir aldatmaca haline geldi". diye anlatıyor makale.....  https://besacenter.org/do-arabs-hate-palestinians/

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Mezunlarına İş Olanakları

    İlk söz: "Üniversite sadece bilim için değil, aynı zamanda Hak, Hukuk, Adalet ve Cumhuriyet içinde üniversite gerekli.Üniversite Cumhuriyet'in sahipliğinde."Memleket işlerinde, Millet işlerinde, gerçek işlerde, duyguya, hatıra, kardeşliğe ve dostluğa bakılmaz. " Dünya üniversitesi olma ülküsüne yönelik olarak "Türk Ulusunu” çağdaş uygarlığın en ön safhasına geçme,bilimde, teknikte özgür ve bağımsız olarak hareket edebilme,dünyanın en gelişmiş ülkesi olarak diğer ülkelere liderlik edebilme ve sürekli ilerlemenin bir düşünce-nesnesi olarak somut çıktılar elde edebilmek için Ulusal irade seslenişi yeteneğini, diğer bir deyişle kolektif ruh/irade varlığını çağdaş bilim ve akılcılıkla geliştirmek.Bu bağlamda; beşeri sermayemizin, aydınlık yarınlarımızın umudu olan gençlerimizi ;Fikri, Vicdanı ve İrfanı Hür olarak Kadim değerlere (İnancına, Tarihine , Kültürüne )bağlı analitik düşünen, tartışan , üreten bireyler olarak yetiştirmek. Üniversiteler dünyanın her ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de toplumun en önemli kurumları olmuştur, olagelmiştir. Çünkü üniversiteler toplumun sosyal, siyasal, ekonomik olduğu gibi bilim, teknoloji, katma değer üretimi, çağdaş medeniyet seviyesine erişme, velhasıl topyekûn kalkınmanın tümünü içeren nadir kurumlardır. Toplumun dinamikleridir.  Üniversiteler, bilginin üretildiği, saklandığı, biriktirildiği ve sonra da o bilginin kullanılarak ete kemiğe büründürüldüğü bu kutsal mekânlar, aynı zamanda demokrasi kültürünün yeşertilip büyütüldüğü mekânlardır. Bu sebepledir ki; üniversitelerin bireyden devlet yönetimine ne kadar basamak var ise hepsine dokunan ve ülke geleceğinin inşası anlamında önemi çok büyüktür  Üniversitelerin dün de bugün de üç önemli görevi ve misyonu olmuştur. Öğrenci Yetiştirmek, Bilimsel Faaliyetlerde Bulunmak (Bilim Üretmek) ve Toplumun Sorunlarına Çareler aramak. Aristo’dan günümüze birçok aşamalardan geçen “üniversite” ler, hep bu üçlüye ilişkin faaliyetlerde bulunmuş ve şekillenmişlerdir. Çok genel ama akılda kalır olması için kısa not:Üniversite imajı: Nasıl yaratılır? Reklam kampanyaları ile imajı değiştirme gayretleri boşuna çaba...Sponsor markalardan Uyduruk dizilerin,verimsiz futbolcuların ve yeteneksiz yöneticilerin fonlanmasını değil bilim insanlarını sponsorluğunu istemek en ussal yol...Bu bağlamda; Üniversite Enstitülerinde ki araştırma projelerine sponsor olmamış hiçbir marka, futbol sponsorluğu yapamamalı......Yerel yönetimler de kendi şehirlerinde ki üniversitelerin kalitesinin artmasının şehirlerine getireceği katma değeri hesaba katarak üniversitelere gerekli desteği vermeli.... "Sürdürülebilir Kalkınmanın Pusulası  Üniversitelerdir(*) Toplumun gelişimi ve dönüşümü üzerinde önemli etkisi bulunan üniversitelerin, nitelikli insan gücü yetiştirmeleri ve araştırma çıktıları üretmeleri temel görevleri. Ancak görevleri bununla sınırlı değil. Üniversiteler aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmanın zorluklarına karşı üretilecek yeni çözümler için gerekli olan yeni bilgi ve becerileri kazandırma ve toplumun bilinçlendirilmesinden de sorumlular. Geleceğin liderlerini yetiştiren üniversiteler, amaçlara ulaşmak için gerekli stratejilerin geliştirilmesinde yol gösterecek değer yaratan kurumların başında geliyor. Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve İklim Değişikliği Konferansı (COP) kararları doğrultusunda üzerine düşen sorumluluğu alarak Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni (UNGC) imzalayan dünyadan 169, Türkiye’den ise 9 üniversitenin olduğunu görüyoruz. Üniversiteler verdikleri bu karar ile sürdürülebilir çevre, ekonomi ve sosyal yaşam için kalkınma hedeflerine ulaşmayı tüm faaliyetlerinde öncelikleri arasına alıyor. Türkiye’de kamu üniversitesi olarak ilk BM Küresel İlkeler Sözleşmesi imzacısı olan Yıldız Teknik Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde “Entegre Faaliyet Raporu” yayımlayarak Türkiye’deki ilk, dünyada ise sayılı üniversiteler arasında yerini aldı. YTÜ Entegre Faaliyet Raporu’nun önsözünü yazan Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC) Onursal Başkanı, Prof. Mervyn King, raporu “Bir yükseköğretim kurumunun hesap verme yükümlülüğü alanında nasıl liderlik edebileceğinin mükemmel bir örneği” olarak ifade ederek aslında bunun ne anlama geldiğini tam manasıyla aktarmış oldu. Üniversitelerin temel görev ve sorumlulukları çerçevesinde tüm paydaşları ve toplum için yarattıkları değerin ve ne yaptıklarının anlatılması da önem taşıyor. Entegre düşünce ve bu temele dayanan entegre raporlama düzeni, üniversitelerin tüm faaliyetlerini gözden geçirmelerinde; vizyon, misyon ve stratejik hedeflerine entegre edilmesinde önemli bir araç niteliğinde. Entegre düşünce ve iş yapma şekli, disiplinlerarası faaliyetleri ve işbirliğini teşvik ederek tüm kaynakların çok daha verimli kullanılmasını sağlarken, raporlama bunun daha geniş bir kesim tarafından anlaşılmasını ve yaratılan değerin dış algısının kuvvetlenmesini sağlıyor. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılmasında pusula görevi gören üniversitelerin, sürdürülebilirlik yaklaşımını benimsemeleri, entegre düşünceyi içselleştirmeleri, tüm toplumun gelişimi ve dönüşümü açısından önem taşıyor. Yükseköğretim alanında kurumları yönlendirecek ve cesaretlendirecek iyi örneklerin sayısının artması için onları teşvik edecek mekanizmalar ve düzenlemelerin geliştirilmesi, bu yolda atılması gereken en önemli adımların başında geliyor Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi İşsizlik değil mesleksizlik..Üniversite kontenjanlarının neden boş kaldığı sorusunun cevabı da burada saklı..Bu sorunun çözümü, İş dünyasına yönelik daha uygun yetkinlik ve beceri bazlı kaliteli eğitim (Metafordan Gerçeğe Üniversite)Türkiye'nin en büyük problemlerden bir taneside Akademik Çalışmaların ülke ekonomisine ( Üretimine ) ne kadar katkı sağladığı ile ilgili..   Ülkemizin en önemli sorunlarından birisi İşsizlik değil mesleksizlik.. Bu sorunun çözümü, İş dünyasına yönelik daha uygun yetkinlik ve beceri bazlı eğitim.. Türkiye'nin gerçek sorunu ! 19 - 25 yaş arası "vasıfsız" genç nüfus.. "İşsizlerin içinde en yüksek oran Üniversite mezunlarında..." Çözüm, İş dünyasına yönelik daha uygun yetkinlik ve beceri bazlı eğitim. Türkiye, üniversiteye giren herkese bir şekilde üniversite diploması vermek zorunda değil. Öğrenci gereken düzeyi tutturamıyorsa, elenmeli. Bu yaklaşım, tüm meslek dalları için de geçerli. Üniversite mezunu sayısı, uluslararası istatistik yönünden bir ülke için elbette önemli ama, layıkıyla değilse bir devleti, toplumu ,kurum ve kuruluşları kemiren bir iç hastalık. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin tüm bölümleri son derece önemli ama değeri, Türkiye’de bilinmeyen bölümler. Gerçek değerleri anlaşılsa ve doğru şekilde öğretilip, iş dünyasına yönelik daha uygun yetkinlik / beceri bazlı eğitim yapılsa, mezunları bir çok sektörde iş bulur. İşletme Okumak İçin 5 Neden i. Geniş İş Alanı Ülkemizde ne yazık ki işletme okuyorum demek alay konusu haline geldi. Öğrenciler işletme okuduklarını söylediklerinde klişeleşmiş söylemlerle karşılaşıyorlar. Ancak alan seçme konusunda ki şansı tartışılamaz bir gerçek. Büyük bir şirketten tutun da küçük bir esnaf lokantasında dahi iş bulma imkanınız var. Yöneticilik vasfına sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bu alana yönelebilir, ben kimse için çalışamam diyorsanız hayalinizdeki işi kurabilirsiniz. Demem o ki siz hangi yöne gitmek isterseniz işletme sizi destekler. İster halkla ilişkilerde kariyerinizi planlayın ister muhasebe departmanında.   ii. Bitmeyecek Eleman Gereksinimi Ülkemizde pazar alanının genişlemesiyle şirketlerin işletme mezunu eleman ihtiyacı da artıyor. İş bulma sitelerine girdiğimizde eleman konusundaki açlığı net bir şekilde görebiliyoruz. Durum böyleyken işletme mezunları iş bulma konusunda diğer bölümlere oranla daha şanslı. Siz istemedikçe işsiz kalmanız epey zor görünüyor. iii. Yükselme Şansınız Bazı bölümlerde yükselme konusunda sınırlar vardır. Çok az kişi o sınırları aşarak yükselir. Fakat işletme mezunuysanız okuldan sonra her çalıştığınız iş yükselmeniz için basamak niteliğindedir. Yani işletmede yerinizde saymazsınız. Meslekte geçirdiğiniz her gün sizi hep bir adım öne taşır. Elbette bu süre zarfında kendinizi geliştirmek için çaba da göstermelisiniz. iv. Dünya İnsanı Olmak Hayalinizde sık sık yurtdışına çıkmak varsa işletme bu isteğinize de cevap veriyor. Bölümünüzün yanına bir de yabancı dil eklerseniz yurtdışıyla bağlantıları olan bir şirket için aranan aday olabilirsiniz. Hem iş hem tatil yapma fikri bölümü sevmek için büyük bir neden. Ben tamamen yurtdışına yerleşeceğim diyorsanız yurtdışındaki bir şirkette iş bulma şansınız da var. Çünkü dünyada da aranan bir bölümden mezunsunuz.  v. Her Zaman Hayatın İçinde Olmak İşletme okumanın bir diğer artısı da hayatın içinden bir bölüm olması. Öğrenme eylemi meslek hayatı boyunca devam ettiğinden güncel olaylardan her daim haberdar olmanız mümkün. Böylelikle çevrenizdeki kişilerle sohbet edebileceğiniz konuyu rahatça bulabilirsiniz. Çünkü her alandan bilgi sahibi olmanızı isteyen bir bölümün mezunusunuzdur. 'CEO olmaya giden yol İİBF'den geçer. Özellikle İşletme bölümünü bitirenler, yönetim için gerekli donanımla mezun olur' İİBF'nin herhangibir bölümünü özelliklede  İşletme bölümünü bitirmenin en büyük avantajı siz hayatta ne yapacaksanız yapın bu yeteneğe ihtiyacınız var. O size bu yetenekleri veren bir bölüm. Muhasebeden, iktisattan, ticaret kanunu, ekonomik sistemler, hayata dair altyapıyı sağlayan bir bölüm. İş Olanakları: i-TİKA uzman yardımcısı , (29.12.2018)https://bit.ly/2AmuF3L ii-Dışişleri Bakanlığı memur (29.12.2018)https://bit.ly/2EWkgPT iii-Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu uzman yardımcısı alımı için ilana çıkmış (29.12.2018)(https://www.tihek.gov.tr/duyurular/index.html ) İktisadi İdari Bilimler Fakültelerinin tüm bölümleri özellikle  "İşletme" bölümü son derece önemli ama değeri, Türkiye’de bilinmeyen bir dal. Gerçek değeri anlaşılsa ve doğru şekilde öğretilip, iş dünyasına yönelik daha uygun yetkinlik / beceri bazlı eğitim yapılsa, mezunları bir çok sektörde iş bulur İktisadi ve idari bilimler fakültesi öğrencilerinin okula başladıkları andan itibaren en çok karşılaştıkları soru: Mezun olduğunda hangi mesleği yapacaksın? Sorusudur. Bu soru henüz bölümünü dahi tanımayan bir öğrenci için oldukça anlamsız ve bir o kadar da bilinmezdir. Bu nedenle  İİBF  bölümlerine yeni başlayan  ve mezunlara bir katkı sağlamak /rehberlik yapmak  için bu yazı kaleme alınmıştır. Bir İİBF mezunu kamuda bir çok alanda çalışma olanağına sahiptir. Kaymakamlıktan, Müfettişliğe, Denetçilik, Uzmanlık. SPK Meslek Personel Yardımcılığı http://www.spk.gov.tr/Duyuru/Goster/20170405/0 Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir Yeminli Mali Müşavir varıncaya kadar bir çok kariyer meslekte çalışma olanağı olan İİBF mezunlarının düz memur olarak da çalışmalarının önü açık. Bir çok İİBF mezununun hayalinde olan mesleklerden biri ise, İdari Hakim olabilmektir. Dış İşleri Bakanlığı'nın konsolos ve ihtisas memurluğu mesleği ise kendisini yabancı dil konusunda iyi yetiştirmiş bir İİBF mezununun olabileceği mesleklerdir. İİBF Mezunları İçin Kariyer Meslekler  İİBF  bölümlerinde okuyan bir öğrenci için girilebilecek kariyer meslekler şunlardır: Kaymakamlık, İdari Hakimlik, Sayıştay Denetçiliği, Merkez Bankası Uzmanlığı, Bakanlık veya Bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlarda Müfettişlik, Uzmanlık ve Denetmenlik.   Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir Yeminli Mali Müşavir SPK Meslek Personel Yardımcılığı http://www.spk.gov.tr/Duyuru/Goster/20170405/0 Bunlar içerisinde, çalışma olanaklarının en ideal olduğu, maaş ve özlük hakları açısından diğerlerinden daha iyi durumda olan meslekler sırasıyla: Merkez Bankası Uzmanlığı, Sayıştay Denetçiliği, İdari Hakimlik,  Kaymakamlık TİKA uzman ve Uzman yardımcısı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu    Müfettiş veya Uzman olmaktır. Bir çok kamu kurum ve kuruluşunda Müfettiş ve Uzman vardır. Bakanlıkların yanı sıra, bakanlıklara bağlı, ilgili veya ilişkili kurumlarda da müfettiş veya uzman olunabilir. Bununla birlikte Belediyelerde de Müfettiş olabilme imkanı söz konusudur. Maaş ve özlük hakları açısından Müfettişler uzmanlara göre bir adım daha öndedir. Uzmanlık mesleği iki kısma ayrılır: Birincisi meslek uzmanlık, ikincisi ise taşra uzmanlığı. Merkez uzmanlığı, Müfettişler ile aynı haklara sahipken,i taşra uzmanlarının özlük hakları biraz daha düşüktür.  Kariyer mesleklerde aynı şeyi ifade ettiği düşünülen oysa çalışma yeri, özlük hakkı ve maaş açısından birbirinden ayrılan mesleklerdir. Sayıştay haricinden kamu kurum ve kuruluşunda yer alan denetçiler merkez kadro olarak çalışırlar. Maaşları ve özlük hakları merkez uzmanları ile eşit durumdadır. Oysa, denetmenlerin maaş ve özlük hakları taşra uzmanları ile eşit düzeydedir. Ayrıca, denetmenler taşra kadrosuna bağlı olarak çalışır.  Bununla birlikte kontrolörlük mesleği vardır. Bu meslekle denetçilik ile aynı haklara sahiptir.  Kamuda istihdamın en fazla yapıldığı meslek olan memurluk, veri hazırlama kontrol işletmeni ve bilgisayar işletmeni aslında bu meslekleri icra edenlerin hepsi aynı işi yapar. Kamu kurum ve kuruluşlarında taşra veya merkez kadrosunda çalışırlar. Maaş ve özlük hakları kariyer mesleklere göre oldukça düşüktür. Genellikle, bürokrasideki yazışma ve ilgili kanun hükümlerine göre iş tanımının gereği işleri yapar. Kariyer ve yükselme imkanları sırasıyla: Şef, Müdür Yardımcılığı, Müdür, Bölge Müdür Yardımcılığı ve Bölge Müdürü şeklinde düzenlenmiştir.  Memur statüsü dışında bir de meslek memurlukları vardır. Bunları kariyer mesleklerin altında, memurluğun ise üstünde değerlendirmek gerekir. Gümrük memurlukları, Devlet Hava Meydanları memurlukları, Ptt memurlukları, Et ve Süt Kurumu memurlukları, EİAŞ ve TEiAŞ memurlukları, Belediye memurlukları gibi. Bunların özlük hakları memurlarla aynı iken, maaşları kariyer mesleklere yakındır.  Merkez Bankası Uzmanlığı Sayıştay Denetçiliği Kaymakamlık İdari Hakimlik TRT Yönetim Uzmanlığı ve TRT Denetçiliği Konsolosluk ve İhtisas Memurluğu Bakanlık Müfettişliği Bakanlık Uzmanlıkları Bakanlıklara Bağlı, İlgili veya İlişkili Kurum veya Kuruluş Müfettişliği Bakanlıklara Bağlı, İlgili veya İlişkili Kurum veya Kuruluş Uzmanlığı Belediye Müfettişliği veya Uzmanlığı Denetçilik Kontrolörlük Bakanlık veya Bağlı Kuruluş Denetmenliği Bakanlık veya Bağlı Kuruluş Taşra Uzmanlığı Bakanlık Meslek Memurluğu Diğer Meslek Memurlukları Memur, VHKİ veya Bilgisayar İşletmenliği ---------------------------------- i-Yeni üniversite mezunları mutlaka okuyun: "Tahsiliniz bugün bitmiyor, bilakis bugün başlıyo" diyen Peyami Safa'nın, Yeni Mecmua gazetesinde 20 Haziran 1942 tarihli yazısı... ... https://bit.ly/2kPRwLR ii-Yetenekleri temel alan bir eğitim modeli : A-Meslek Okulu (Hauptschule) B-Meslek ve Eğitim Okulu (Realschule) C-Akademik Lise (Gymnasium) D-Geçiş Okulu (Gesamtschule)... E-Ortaöğretim 2. Kademe(Gymnasium Oberstufe) F-Yüksek öğretim Gymnasium eğitimi ve ABITUR Academic Ranking of World Universities’in her sene belirlediği 500 üniversite sıralamasında 45 üniversite... Ve Dünyayı ben yöneteceğim deklarasyonu "Endüstri 4.0" Son söz: Çok genel ama akılda kalır olması için kısa not: Üniversite imajı: Nasıl yaratılır? Reklam kampanyaları ile imajı değiştirme gayretleri boşuna çaba Bu bağlamda Üniversite Enstitülerinde araştırma projesine sponsor olmamış hiçbir marka futbol sponsorluğu yapamamalı... Yerel yönetimler de kendi şehirlerinde ki üniversitelerin kalitesinin artmasının şehirlerine getireceği katma değeri hesaba katarak üniversitelere gerekli desteği vermeli. Nasihatname’ dediğim kalıp, bu yolda bir temrin aslında. Elim henüz kalem tutarken, tecrübemi tecrübenize, bildiklerimi bildiklerinize, hadi lafı dolandırmayayım, ömrümü ömrünüze katarak, 21. yüzyıldaki yolculuğunuzda size belirli bir avans sağlama gayreti. İsterim ki, elinizden geleni değil, yapılması gerekeni yapın, dünyaya bir de benim pencerelerimden bakın. İstemediklerinizi kapatın, yenilerini açın.  İstihkâmlarınızı güçlendirin, zor zamanları fırsata çevirin. Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olamadığım kadar hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olun. (Sözlük kullanmayı da âdet edinin.) Aziz ülkemize gelince; ille bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekisinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı âdet edinin. Unutmayın ki, düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır Türkiye’nin. Batmaz. Batarsa, okyanuslar taşar.”   ------- Referanslar: (-)Yükseköğretim Kurulunca (YÖK), adayların üniversite ve meslek tercihlerini yaparken daha bilinçli karar vermesini sağlamak amacıyla geliştirilen "YÖK Atlas"a "Meslek" ve "Tercih" listesi modülleri eklendi. Adaylara adeta dijital kariyer rehberliği hizmeti sunan ve önlisans ve lisans seviyesindeki olası tüm tercihler ile ilgili tablolara erişim imkanı sağlayan modüllere  https://yokatlas.yok.gov.tr/ adresinden ulaşılabilecek.. .                Kütahya Dumlupınar Üniversitesi                İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi                            İşletme Bölümü Dünya Çapında İşletme Eğitimini Savunmak https://www.aacsb.edu/            İŞLETME BÖLÜMÜ İşletme Lisans programımız, kuruluşundan bugüne kadar öğrencilerimizin ulusal ve uluslararası rekabette değişen koşullara uyum sağlayabilecek, özel sektör ve kamu kesiminin gereksinim duyduğu yönetici, uzman ve araştırmacı niteliklerine sahip olarak yetişmeleri için eğitim öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. Sosyal Bilimler Enstitümüzce İşletme Tezli ve Tezsiz Yüksek Lisans Programı eğitimi altında gerek bölümü mezunları, gerekse diğer bölüm dışı mezunları ile özel ve kamu işletme yöneticilerine kariyer olanaklarını sağlayacak genel işletme konuları dahilinde lisansüstü eğitim olanağını da sağlanmaktadır. Bölüm, kamu ve özel sektöre yönetici ve eleman yetiştirmek amacını güden eğitim öğretim faaliyetlerini sürdüren bir bölümdür. İşletme Bölümünde eğitim süresi 4 yıldır. Verilen eğitim müfredatı ile öğrencilerimizin istihdam edilecekleri işletme ve kuruluşların her alanda verimini artırmak amacıyla planlama,çalışmaları yönetme, denetleme ve analiz gücüne dayanan düşünce disiplinine sahip olması amaçlamaktadır. Ders programları hazırlanırken bu hedef göz önüne alınmakta olup öğrencilerimize matematik, istatistik, sosyoloji, ekonomi, hukuk daha ileri yıllarda ise üretim yönetimi ve pazarlama, yönetim ve organizasyon, yöneylem, muhasebe ve finansman, hukuk, bilgisayar gibi dersler verilmektedir.İşletmeci olmak isteyen bir kimsenin analitik düşünce yapısına sahip olması ve vizyonunun geniş, hayata bakış açısının pozitif olması gerekmektedir.İşletme mezunu olan öğrencilere "Lisans Diploması" verilerek işletmeci unvanı ile kamu ve özel sektöre ait kurum ve kuruluşlarda aldıkları eğitim disipliniyle kişisel yetenekleriyle bağlantılı olarak çeşitli yönetici pozisyonlarında çalışırlar. İşletmeci çalıştığı kuruluş ya da, kurumun sahip olduğu para, insan gücü araç ve gereçten en iyi biçimde yararlanmayı sağlayacak çalışma düzenini planlar; çalışmayı denetler. Bir işletmeci çalıştığı kurumda planlama, teşkilatlandırma, yönetme, düzenleme, denetim gibi genel görevler yanında ürünün iyileştirilmesi, üretimin artırılması ve ürünlerin satışı için planlar yapmak, kuruma para kaynakları sağlamak ve kurumun mali olanaklarını en ekonomik biçimde dağıtmak, kurumun insan gücünü en verimli olacakları alanlarda çalıştırmak ve en uygun elemanları bulup işe almak gibi görevlerinden sorumludur. Bölüm mezunları, kamu ve özel sektör kuruluşlarında müfettişlik, hesap uzmanlığı kontrolörlük vb. görevler yanında işletmelerin çeşitli departmanlarında meslek elemanları ve yönetici olarak çalışma olanağına sahiptirler. Bağımsız iş kurabilme nitelikleri kazanan bölüm mezunlarının serbest muhasebeci ve mali müşavir olarak da çalışmaları mümkündür. BÖLÜM ÖSYM BİLGİLERİ İşletme (Türkçe) Puan Türü : EA Eğitim Dili : Türkçe Eğitim Süresi : 4 Yıl Eğitim Türü : Ö.Ö. / İ. Ö. Yabancı Dil Hazırlık : İsteğe Bağlı Yüksek Lisans : Var Doktora : Var Mevcut Toplam Öğrenci Sayısı :1162 BÖLÜM YÖNETİMİ Bölüm Başkanı : Prof. Dr. Orhan Elmacı Bölüm Başkan Yardımcısı : Doç.Dr. Kadir Tutkavul Bölüm Başkan Yardımcısı : Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Arık Bölüm Sekreteri : Memur Tuncay Kulak,Memur Mustafa Tambur   ANABİLİM DALLARI (ABD) İTİBARİYLE AKADEMİK KADRO İşletme Bölümünde 6 ABD mevcut olup  Kooparatifçllik ABD ve Ticaret Hukuku ABD dışında  4'ü aktif konumdadır. Bu ABD akademik kadroları Ünvanlar itibariyle aşağıdaki şekildedir : Muhasebe ABD  Prof. Dr. 6 Doç. Dr. 2 Dr. Öğr. Üyesi  1 Arş. Gör. Dr. 2 Öğr. Gör. - Uzman - Okutman - Arş. Gör. -   Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD  Prof. Dr. 2 Doç. Dr. 1 Dr. Öğr. Üyesi  1 Arş. Gör. Dr. 2 Öğr. Gör. - Uzman - Okutman - Arş. Gör. -     Yönetim Organizasyon ABD  Prof. Dr. 1 Doç. Dr. 1 Dr. Öğr. Üyesi  1 Arş. Gör. Dr. 2 Öğr. Gör. - Uzman - Okutman - Arş. Gör. -     Sayısal Yöntemler ABD  Prof. Dr. 1 Doç. Dr. - Dr. Öğr. Üyesi  1 Arş. Gör. Dr. - Öğr. Gör. - Uzman - Okutman - Arş. Gör. -         10 Profesör, 4 Doçent, 3 Doktor Öğretim Üyesi, 4 Arş. Gör. Dr. ve 0 Araştırma Görevlisi’nin bulunduğu bölümümüzde eğitim ve öğretim faaliyetleri Türkçe İşletme lisans programı olarak yürütülmektedir. AKADEMİK KADRO TALEBİ Öğretim üyesi yükseltme ve ataması ve norm kadro yönetmeliği çerçevesinde Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünde 2021 yılında Doçentlik kadrosundan Profesörlük kadrosuna 1 öğretim üyesi ve Dr. Öğretim Üyesi Kadrosuna 4 Arş.Gör. Dr. yükseltilmesi  ayrıca herbir ABD  2, Muhasebe ABD 3, toplamda 13 Araştırma Görevlisi alımı   planlanmaktadır. Kadro ataması planlanan anabilim dalları ile ilgili kadro gerekçelerimiz şu şekildedir.İşletme Bölümü bünyesinde verilen eğitimler çerçevesinde 6 Anabilim Dalıyla Lisans,yine anabilim dalları kapsamında 8 adet yüksek lisans ve doktora eğitimleri dahil eğitim öğretim faaliyeti yürütmektedir.      Lisans Eğitim-Öğrenimi  Muhasebe ve Finansman ABD  Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD  Yönetim ve Organizasyon ABD  Sayısal Yöntemler ABD  Ticaret Hukuku ABD  Kooperatifçilik ABD     Lisans Üstü Eğitim-Öğretimi  Muhasebe ve Finansman ABD (Tezli Yüksek Lisans Programı)  Muhasebe ve Denetim ABD (Tezli Yüksek Lisans Programı)  Finans (Tezli Yüksek Lisans Programı)  Üretim Yönetimi ve Pazarlama ABD (Tezli Yüksek Lisans Programı)  Yönetim ve Organizasyon ABD (Tezli Yüksek Lisans Programı)  Sayısal Yöntemler ABD (Tezli Yüksek Lisans Programı)  İşletme (Tezsiz Yüksek Lisans Programı) (ABD ortaklaşa)  İşletme Doktora (ABD ortaklaşa)  İşletme Bölümü kadrosunda bulunan öğretim üyeleri; Dumlupınar Üniversitesi İİBF dışında Mühendislik Fakültesi, Uygulamalı Bilimler YO, Tıp Fakültesi olmak üzere diğer fakülte birimlerindeki bölümlerde, Finansal Yönetim, Pazarlama, İstatistik,Girişimcilik, Maliyet Muhasebesi gibi dersleri de yürütmektedir.İşletme Bölümü kadrosunda bulunan öğretim üyeleri; Dumlupınar Üniversitesi İİBF dahilindeki diğer bölümlerde de (Maliye Bölümü, Kamu Yönetimi Bölümü, Ekonometri Bölümü, İktisat Bölümü, Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü, Siyaset bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü) Genel İşletme, Pazarlama, Maliyet Muhasebesi, Girişimcilik, Üretim Yönetimi, Finansal Yönetim, Genel Muhasebe, Yönetim Muhasebesi şeklinde dersler yürütmektedir. Ayrıca İşletme Bölümündeki Öğretim Üyeleri, Üniversite paydaşları ile de ortaklaşa çalışmalarda bulunmakta ve İşkur ve Ticaret Odası Bünyesinde programlanan KOSGEB Uygulamalı Girişimcilik Dersleri ile Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler odası çerçevesinde Bağımsız Denetim Uygulamaları ile ilgili eğitimler yürütülmektedir.İlgili kadrolarla ilgili anabilim dallarına ilişkin dağılım aşağıda tabloda gösterilmektedir. Tablo 1: İşletme Bölümü için Yükselme ve Atama Planlanan (Talep Edilen) Anabilim Dalları Anabilim Dalları Mevcut Kadro Sayı Planlanan Kadro Muhasebe ve Finansman Dr öğretim Üyesi. 1  Muhasebe ve Finansman Arş. Gör. Dr. 1 Dr. Öğr. Üyesi Üretim Yönetimi ve Pazarlama Doç.Dr. 1 Prof. Dr. Yönetim Organizasyon  Dr. Öğr. Üyesi   3 Arş. Gör. Dr. 3 Tablo 2: Öğretim Elemanı Talep Edilen Birimin Mevcut Akademik Kadro Durumu* Bölüm Adı: İşletme Unvan Sayı Prof. Dr. 10 Doç. Dr. 4 Dr. Öğr. Üyesi  3 Öğr. Gör. - Uzman - Okutman - Arş. Gör. Dr. 4 Arş. Gör. ------ Tablo 3: Anabilim Bazında Akademik Kadro Durumu (Anabilim Dalı Bazında) Muhasebe-Finansman Üretim Yönetimi ve Pazarlama Yönetim Organizyon Sayısal Yöntemler Ticaret Hukuku Kooperatifçilik Tablo 4: Öğretim Elemanı Talep Edilen Birimin Son 3 Yılının İİBF Toplam Öğrenci Sayısı Normal Öğretim 4637 İkinci Öğretim 3757 İşletme Bölümü Toplam Öğrenci Sayısı Normal Öğretim 777 İkinci Öğretim 633 Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans (Tezli-Tezsiz) ve Doktora Öğrenci Sayıları Muhasebe ve Finansman YL 49 Muhasebe ve Denetim YL 65 Üretim Yönetimi ve Pazarlama YL 117 Yönetim ve Organizasyon YL (1. Grup) 124 Yönetim ve Organizasyon YL (2. Grup) 168 İşletme ABD YL Toplam 523 Yüksek Lisans (Tezsiz) 384 İşletme Doktora 59 Toplam 966 Öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısı (lisans) (1410/19=74,2)* 74,2 Öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısı (Yüksek lisans) (907/19=47,7) 47,7 Öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısı (Doktora) (59/19=3,10) 3,10 Bölümde yürütülen ders sayısı (normal + ikinci öğretim) 162 İİBF İşletme Bölümü Dışında Diğer bölümlerde yürütülen ders sayısı (normal + ikinci öğretim) 160 Diğer Fakülte ve Yüksekokullarda Yürütülen Ders Sayısı(Normal + İkinci öğretim) 20 Akademisyen başına düşen öğrenci sayısı Türkiye’deki üniversitelerde lisans seviyesinde 15 ile 35 arasında değişmektedir. Tabloda da görüldüğü üzere Öğrenci başına düşen öğretim üyesi sayısına bakıldığında işletme bölümünün ortalamaları 2018 Türkiye ortalamalarının çok çok üstünde kalmaktadır. Bu da öğretim üyelerinin iş yükündeki fazlalık ve öğretim üyesi sayısal yetersizliği açısından önemli bir göstergedir. Lisans yükü bu kadar çok olan akademisyenlerin Ar-Ge ye ve kendilerinden beklenen asli vazifelerine istenen zamanlarını ayırabilmeleri için yeni gelecek öğretim üyeleri ile iş yüklerinin azaltılması gerekmektedir. Akademisyenlerin, Lisans öğrenci sayısı ve öğretim üyesi üzerinde ders yükü azaltılmadan Ar-Ge ve bilimsel yayın için çalışmaları da imkânsızdır. Üniversitelerimizin bazı konulardaki eksiklerini görüp kendilerini geliştirerek belirli bir süre içinde dünya sıralamalarında daha üst sıralara yükseleceğine inanıyoruz. Halen, üniversitelerimizin dünyadaki yeri çok sayıda Avrupa üniversitesinden daha iyidir. Üniversitelerimiz, tüm maddi sıkıntılara ve kadro sorunlarına karşın uluslararası sıralamalarda dünyanın en iyi üniversiteleri arasında yer almak için gereken özveriyi göstermektedir. YÖK’ün başlatmış olduğu üniversitelerde kalite değerlendirme süreç çalışmaları ile daha fazla derse girmeye değil, ‘daha fazla ve daha kaliteli yayın yapmaya’ ve ‘daha az ve daha kaliteli ders vermeye’ teşvik edilmektedir. Her akademisyen sadece uzmanlık alanlarıyla ilgili belli sayıda derse girmelidir. Bunun için de akademisyenler, zorunlu ders yükü azaltılmalı ve daha fazla derse girmekten kurtarılmalıdır. Böylece derslerin ve yayınların kalitesi dolayısıyla da mezun öğrencilerin de kalitesi artırılmış olacaktır. İSTEK VE ÖNERİLERİMİZ İŞLETME BÖLÜMÜNÜN İŞLETME FAKÜLTESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ne bağlı olarak 12 Ekim 1974 tarihinde "Kütahya Yönetim Bilimleri Yüksekokulu" adı altında kurulmuş olan ve 4 Aralık 1974 tarihinde öğretime başlamış olan bölümdür.15 Şubat 1979 tarihinde "Kütahya Yönetim Bilimleri Fakültesine" dönüştürülmüştür. 20 Temmuz 1982 tarih ve 41 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile "Kütahya İdari Bilimler Yüksekokulu" ve 3389 sayılı kanuna eklenen bir madde ile Anadolu Üniversitesi "Kütahya İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi" haline getirildiği tarihte de tek bölüm olma özelliğini sürdürmüştür. Son olarak 3 Temmuz 1992 tarihinde Dumlupınar Üniversitesi'ne bağlı Kütahya İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin bir bölümü olarak Eğitim-Öğretim faaliyetlerini sürdürmektedir. Bölüm kurulduğundan beri işletmelerin sürdürülebilir olarak yönetilmesi konusunda hem yerel hem bölgesel hem de ülke bazında, işletmecilik biliminin geliştirilmesi, bölge ve ülke bazında ;şletme bilimine yönelik disiplinler arası uluslararası çalışmalar yapmaktadır. Halen 8 Profesör,4 Doçent, 7 Doktor Öğretim Üyesi, 2 Arş. Gör. Dr. ve 4 Araştırma Görevlisi ile eğitim öğretim ve araştırma geliştirme çalışmalarını yürüten bölüm akademik kadrosu ile adeta bir fakülte görevi üstlenebilecek potansiyele sahiptir. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin bulunduğu bölgenin özel konumu; TR33 Bölge illerinin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamalarında çevre illerin gerisinde ve ülke geneline göre orta sıralarda yer aldığı görülmektedir. Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘İllerin ve Bölgelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (SEGE) 2011’ çalışmasının sonuçlarına göre bölgeni hızlı bir biçimde geliştiği raporlanmıştır. Bu durum işletme eğitimi almış nitelikli işgücüne gereksinimini artacağı anlamına gelmektedir. Bu gereksinim ise Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine dönüştürülmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Bu dönüşüm faaliyetlerinden birisi de “İşletme Fakültesi’nin” kurulmasıdır. “İşletme Fakültesi” kurulması, bölümün 45 yıldır yürüttüğü çalışmaların daha kurumsal bir yapı ile devam etmesi, öğrenci sayısının artması, TR33 ve ülke bazında nitelikli istihdamın artması anlamına gelecektir. Yukarıda sayılan gerekçeler dikkate alınarak AACSB (The Association to Advance Collegiate Schools of Business) akredite edilmesini kolaylaşacak ve mezunlarının uluslararası unvan almalarını kolaylaştıracaktır. Bu gerekçelerle İşletme Bölümünün bir an önce fakülteye dönüştürülmesi öngörülmekte ve Yüksek Öğretim Kurumlar Teşkilatı Kanunun’da değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin hazırlanması gerekmektedir. İşletme Fakültesi Bölümleri  İnsan Kaynakları Yönetimi Enformatik (Yönetim Bilişim Sistemleri) İşletme (İngilizce) Konaklama İşletmeciliği Sağlık Yönetimi İşletme Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi   DÜNYA ÇAPINDA İŞLETME EĞİTİMİ İÇİN AKREDİTASYON (https://www.aacsb.edu/ ) Dünyada işletme okullarının akredite olduğu, başka akreditasyon kuruluşları da olmasına karşın, üye okulların %86’sına göre; AACSB dünya üzerindeki en fazla bilinen kuruluş olup;diğer akreditasyon kuruluşlarıyla kıyaslandığında çok daha sıkı kural ve süreçleri içermektedir. AACSB akreditasyonu sürecine dahil olmanın öğrenci ve mezunlara yönelik etkileri şöyle sıralanabilir:  AACSB, üniversitelerin işletme ve muhasebe programlarında lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde uluslararası tanınmışlık sağlamaktadır.  AACSB Akreditasyon Standartları, bu programlarda eğitim alan öğrencilere kendilerini geliştirmeleri ve daha iyi bir eğitim almaları konusunda katkı sağlamaktadır.  AACSB’ye akredite olan okullar, öğrencilere parlak bir eğitim hayatı yanında, akredite olmayan diğer okullarda bulunmayan eğitim ve kariyer olanaklarını sunmaktadır.  AACSB’ye akredite olan okullar, akredite olmayan okullar ile kıyaslandığında, işverenler tarafından daha fazla talep edilen mezunlar yetiştirmektedir.  AACSB resmi öğrenci sitesi bestbizschools öğrencilere çeşitli olanaklar sunmaktadır.  AACSB’ye akredite olan okullarının öğrencileri Beta Gamma Sigma Onur Topluluğu’na üye olabilirler. Beta Gamma Sigma AACSB akreditasyonuna sahip programlar için hizmet eden uluslararası bir onur topluluğudur. Beta Gamma Sigma üyeliği, AACSB akreditasyonuna sahip bir yönetim bilimleri programında öğretim gören bir öğrencinin sahip olabileceği en yüksek tasdiknamedir. AACSB akreditasyonu sürecine dahil olmanın akademisyenlere yönelik etkileri ise aşağıdaki gibidir:  Akademisyenler, akredite olmuş bir kurumun çalışanı olarak, tanınma, kendini geliştirme, evrensel eğitim kuralları ve müfredatı uygulayabilme olanaklarına sahip olmaktadırlar.  Akademisyenler; 90 farklı ülkede 1.400 fakülteyi bünyesinde barındıran ve 33.000’den fazla akademisyenin üye olduğu ‘AACSB Exchange modülüne kayıt olarak diğer akademisyenlerle tanışıp işbirliği geliştirme ve iyi uygulamaları paylaşma fırsatı elde etmektedirler.  MyAACSB platformu ise diğer fakültelerin paylaşılan ders müfredatlarına, projelere, konferans ve seminer materyallerine ulaşabilme olanağı sağlamaktadır. Ayrıca, akademisyenler ve öğrenciler, kariyerlerini yurtdışında devam ettirmek istemeleri halinde ‘BizSchoolJobs” linkinden dünya genelinde AACSB ile işbirliği halinde bulunan üniversitelerin akademik ilanlarına ve diğer işletmelerin eleman arayışlarına kolayca başvuruda bulunabilirler ve istihdam olanaklarına ulaşabilmektedir. Çünkü Bloomberg, Dow Jones Company, Grant Thornton, Financial Times gibi dünya çapında ünlü şirketler AACSB’ye şirketler bünyesinde üye olup iş birliği halindeler.   MÜFREDATIN GÜNCELLENMESİ İşletme bölümü eğitim sisteminin en önemli sorunu; müfredatın paydaşların istediği nitelikte öğrenci profilini sağlayamamasıdır. Uluslararası perspektifinde yeni bir paradigma (zihin haritası) çerçevesinde işletme eğitim modelini ortaya koymak için stratejik yol haritasının kilometre taşları:  Öncelikle mevcut durum analizi yapılmalıdır.  Uzun vadeli konumunun ne olacağı belirlenmelidir.  Arama konferanslarından çıkan sonuçlar ile hem eğitim müfredatı, hem eğitim       kadroları  belirlenmelidir.  Hedef olarak belirlenen standartlara eriştirecek öğrenci yetiştirmek için evrensel değerleri merkez alan eğitim programının hazırlanması sağlanmalıdır. Bölümlerin lisans, yüksek lisans ve doktora ders müfredatlarının günümüz değişen koşullarına ve sanayinin ve diğer paydaşların gereksinmelerine göre yeniden güncellenmesi ve güncellemesinin üniversitemizin tümüne yayılması gerekmektedir. Hocaya göre ders değil öğrencinin geleceğe hazırlanması için ders planının oluşturulması gerekmektedir. YURTİÇİ / YURTDIŞI BİLİMSEL ETKİNLİKLERE KATILIMIN DESTEKLENMESİ Üniversitemiz nitelikli akademik çalışma ve yayın sayısının artırılabilmesi için akademisyenlere verilen yurt içi ve yurt dışı bilimsel etkinliklere katılımın desteklenmesi, destek sayı ve çeşitlerinin artırılması, ekonomide yaşanan gelişmeler dikkate alınarak ödenen tutarların güncellenmesi ve yönergenin güncellenmesine gereksinim bulunmaktadır.Akademisyenlerin düşen motivasyonlarının tekrar canlandırılabilmesi için de; teşvik,motivasyon ve ödül sisteminin kurulup işletilmesi kalite düzeyinin artmasında önemli kilometre taşı olacaktır. ÖĞRENCİLERİN ÜNİVERSİTE DIŞI ETKİNLİKLERE KATILIMININ DESTEKLENMESİ Üniversitemizin tanıtımı ve tercih sayısının artması açısından, üniversite dışı etkinliklere katılacak öğrencilerin desteklenmesi ve katılmaları için motive edilmelerine gereksinim bulunmaktadır. AİDİYETİN ARTIRILMASI "Üniversite" kavramının tarihsel geçmişine bakıldığında; üniversite ve akademisyenlikte "aidiyet" kavramı çok önem kazanmaktadır. Üniversitede; “kurumsallaşmaya” önem verilmesi,“liyakatın en önde” tutulması, “etik dışı davranışlara” fırsat verilmemesi ifade edilmiştir"Üniversite sadece bilim için değildir, aynı zamanda Hak, Hukuk, Adalet ve Cumhuriyet için de üniversite gereklidir. Üniversite Cumhuriyet'in sahipliğindedir”. "Memleket işlerinde, millet işlerinde, gerçek işlerde, duyguya, hatıra, kardeşliğe ve dostluğa bakılmaz.” KADRO SORUNU Ülkemizde, “akademik ilerlemede” sorunlar giderileceğine, sürekli değiştirilip ağırlaştırılmaktadır. “Üretim için”; akademisyenlerin “özlük hakları” dahil, “akademik yükselmeleri de” otomatik olmalı ve “akademisyen bilim/sanata yönelmelidir.” İlk 500 üniversite içine girmek, ancak kafasında kadro problemi yaşamayan ve sürekli olarak akademik çalışma için teşvik edilen ve özendirilen personel ile mümkün olabilecektir. AKADEMİK BAŞARI ÖDÜLLERİ Üniversitemizin akademik yayın ve başarı sayısının artırılabilmesi için akademik teşvik yönetmeliği dışında üniversitemiz özelinde bir akademik teşvik ve ödül sistemine gereksinim bulunmaktadır. ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ GEREKSİNİMİ İşletme bölümünde akademik ve idari faaliyetlerin yürütülebilmesi için Anabilim Dalı bazında her ABD için en az 2 araştırma görevlisine ihtiyaç bulunmaktadır. İŞLETME BÖLÜMÜ İÇİN BİLGİSAYAR İŞLETMENİ KADROSU VE TEKNİK PERSONEL GEREKSİNİMİ İşletme bölümündeki bilgi, işleme ve kağıt okuma işlerinin yürütülebilmesi, ayrıca akademik ve idari personelin teknolojik gereksinmelerinin karşılanabilmesi ve sorunların giderilmesi, laboratuvarın ve sınıflardaki bilgi teknolojilerinin bakımı için 1 adet teknik personele ve 1 adet bilgisayar işletmeni kadrosuna gereksinim bulunmaktadır. ERP LABORATUVARI Laboratuvarın temel amacı, öğrenci ve akademisyenlere kurumsal kaynak planlaması yazılımlarının kurulumu, işletilmesi, programlanması ve bakımı gibi konularda uygulamalı eğitim olanağı sunmak ve konu ile ilgili uygulamalar geliştirebilmek için gerekli alt yapıyı sağlamaktır.Öğrencilerimizin lisans yıllarında programı ile tanışmaları ve güncel uygulama örnekleri üzerinde çalışma olanağı bulmalarının, kariyerlerinde büyük avantajlar sağlayacağına ve geleceğe daha güvenle bakmalarında yardımcı olacağına inanıyoruz. ERP laboratuvarının öncelikle bölümde seçmeli ders olarak öğrencilerin tercihine sunulması planlanmaktadır. Gelecek yıldan itibaren müfredata da alınması planlanan ERP laboratuvarı,teneffüs ve boş vakitlerde de öğrencilerin kullanımına açık olacaktır. Laboratuvar için talep edilenler;  30 adet masaüstü bilgisayar ve masası  Hepsi için internet bağlantısı.  Laboratuvardaki bilgisayarlarda ERP, SAP lisanslı yazılım paketleri (İşbirliği ile sağlanacaktır.)  Akıllı tahta  Projektör   BİLGİSAYAR LABORATUVARININ VE DERS ARAÇ GEREÇLERİN YENİLENMESİ Teknolojide yaşanan gelişmelere ve güncellemelere ayak uydurabilmek ve öğrencilerimizi uygulama dersleri ile geleceğe hazırlayabilmek için mevcut laboratuvardaki bilgisayarların ve yazılımların güncellenmesi gerekmektedir. AKADEMİK YIL AÇILIŞ VE KAPANIŞ KOKTEYLERİ Üniversite personelinin kaynaşması ve motivasyonlarının artırılması için akademik yıl açılış ve kapanış kokteyllerinin ve çeşitli etkinliklerin düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. PEYZAJ, BANK VE OTURMA ALANI Öğrencilerin okulda kalma sürelerini uzatmak, okula ve derse devamlarını artırmak, okulu daha yaşanabilir bir kampüs haline getirmek için peyzaj, bank, oturma alanları, alternatif yiyecekiçecek alanlarına ihtiyaç bulunmaktadır. OTOBÜS SAAT VE SAYILARININ DÜZENLENMESİ Fakültemiz ve bölümümüzde derslerin hafta içi ve sonu gece 23’e kadar sürmesi nedeniyle öğrenciler gece otobüs bulamamakta ve bu da öğretim elemanlarında dersi daha erken bitirme taleplerine neden olmaktadır. Bunu engellemek ve öğrencilerimizin mağduriyetini gidermek amacıyla otobüs saat ve sayılarında belediye ile yapılacak görüşmelerle düzenlemeye gidilmesine gerekmektedir. -------------------------       Hangi üniversitede olursanız olun bu ilham verici ve yol gösterici ilk dersi dinleyin. Online Eğitim Platformu Udemy'nin Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı, Carbon Health'in Kurucusu ve CEO'su Sayın Eren Bali ile İlk Dersi  işletme bölümümüzün ilk dersi olsun... öğrencilere önemli mesajları var. https://bit.ly/3d51XGv   Yurtdışında yüksek lisans ve doktora için YLSY Burs başvuruları başladı! https://yyegm.meb.gov.tr/www/2020-ylsy-burs-basvurulari-hakkinda-duyuru/icerik/483…

Bayram Sevindiğiniz Kadar Değil, Sevindirdiğiniz Kadar Bayram !...

Bayram gibi yaşanılan bayramlara hasret.olmadan.. Herkese iyi bayramlar olsun.... Bu bayramda on milyonlarca hem küçükler için hem de büyükler için sevdiklerini akılda ve kalpte tutarak yaşansın, "iyi ki var, çok şükür" duygusunu katmerlendirecek bir bayram olsun...…. Bayram sevindiğin kadar değil, sevindirdiğin kadar bayram!... Bu bayramın; Ülkemize ve Türk Dünyası’na huzur dolu, güzel günler getirmesi dileği ile… Ramazan  Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım…   Bayram Duası !... (Birlikte okuyalım) Kainatın Yaratacısı,  Yerin ve Göğün Tek Sahibi Yüce Rabbim; Hiçbir zaman , hiçbir koşulda senden başka  hiç kimseye kulluk etmeyeceğime...!  Rağbeti sadece sana olan kul olacağıma!... Tüm insanlığı ve Türk Ulusunu her türlü  afetlerden koruman için!... Bizleri, gurur, kibir,  ihtirastan uzak tutman için,  kıskançlık marazına yakalanmışlar dan olmamak için!...  Gerçeği örten nankörlerden / inkârcılardan / riyakarlardan/  münafıklardan / haram ile helal farkı gözetmeyenlerden.... kul hakkı /yetim hakkı yiyenlerden olmamak için!... haksız yere hiç kimsenin ahını almamak için!.. haksızlık karşısında susanlardan olmamak için!..  emanetleri ehline vermiyenlerden sakınmak için!... adaletle hükmetmeyenlerin şerrinden korunmak için!... ahde vefa/ salih amele sahip olmayanlardan uzak durmak için…  adaletten dönüp heva (tutkuları)na uyananlardan olmamak için!... kapalı kapılar altında her türlü fitne ve fesatlık  yapanların şerrinden korunmak ve onlardan olmamak için!... iftira atanların şerrinden korunmak için!... emanet lafz-ı bî-medlûllardan uzak durmak için!..  Sevgiyi paylaşmak için!... dostluğu yaşatmak için!... Bayramlar vardır kutlamak  ve af dilemek için!..  bu duygular içinde kutlayacağım!.. Tüm yıl içinde  yaptığınız dualarınızı ve ibadetlerinizi” Yüce Rabbim Kabul eylesin!... Her yaşanan günde bir Şeb-i Arûs var.. Ama bugünlerde daha çok var..   İyi bayramlar..    

Kadir Gecesi Tüm İnsanlığa ve Türk Dünyasına Hayırlara Vesile Olsun ! ...

Kadir Gecesi Tüm İnsanlığa ve Türk Dünyasına Hayırlara Vesile Olsun !..    İlk söz:: İslam anlayışında kalp,kişinin yoldan çıkması ve kötülük yapmaya devam etmesiyle katılaşır. Alınan bir dizi kötü karar sonucu kişinin rehberlik hizmetinden zaman içinde mahrum kalmasını anlatır. Yani kalp birden katılaşmaz. Yüce Yaradanın nurunun  kalplerde sönmesi ile oluşur. Yüce Yaradının kalplerde ki nurunun adı da vicdan. Vicdansız olunca,  orada bir boşluk olur.... nefretle  dolar orası,  vicdana sığmaz.. Kalp kaskatı olur.. Kalp kasakatı olunca da üzerine inşa edeceğiniz bir din kalmaz..  O nedenledir ki neler yapıp ettiğini bizimle  birlikte bilen, mahremimizi gören, iç şahittir... Gözleri hep açıktır. Asla uyumayandır vicdan.. Bilinmese de haddizatında mevcut kalandır vicdan...  Katılaşmış kalp için huzur vehim..... Günü beklemek gerek,. bir kandil yananana dek geceleri onlar için ta ki güneş doğup gönülerini aydınlatana dek... Her karanlığı aydınlatan... bütün sözlere, bütün eylemlere hakan...... O doğmayan ve doğurmayanın ağzından.. Onu okumak... anlamak…. ve özümsemek  Salih amellere ulaşabilmek… için  eleştirel düşünme ve sentez yapabilme becerisi ve birikimi şart... Temel sağlam değilse bina her zaman eğreti durur... Hatta durmaz bile... Temel sağlamsa  o zaman kimse sizi Kuran ile aldatamaz... Aksi bir düşünce, hüsnü zandır belki  ama zandır, kesin... İslam dini, yaratan ile yaratılanların arasındaki Korelasyon ilişkisini doğruluk, hak ve adalet üzerine kurmuş ve korelasyon katsayısını da bire eşitlemiş. Bu ilişki bir ya da bire yakın değil, kesin bir. Kur’an’a göre hak ve adalet kişisel ilişkilerden, kurumsal yönetime, devlet yönetimine kadar her alanda hassasiyetle gözetilmesi gereken bir ilke olduğunu yazıyor kitaplar!.. İngilizcede “soul searching” diye bir deyim var. “Ruh taraması,” olarak çevrilebilir, belki. Kişinin, bir konuda, vicdanında, güdü, inanç ve tavırlarını keskin bir incelemeye tabi tutması anlamında... Bir haksızlık yapıp , haksızlık karşısında susmak böyle derin ruh taramalarına temel çıkış noktası. Adil olmak, adaletten ayrılmamak, adaleti korumak Allah’ın emri. Adaletin olmadığı yerde: barış, güven, huzur, başarı, mutluluk olmacağı kesin Kur’an, takva sahibi olabilmek için adil  olmak şart. İslam’ın, ilahi nizamın temel direği adalet, denge, doğruluk. Adaletin karşıt anlamı zulüm, baskı, sömürü. haksızlık... ["İlahi, tam ve mutlak adalet ahiret günü yüce Allah’ın huzurunda sağlanacak.. Herkes duysun ki, Allah`ın laneti zalimler üstünedir. ’’ (Hud/18) “Zulmedenlere eğilim göstermeyin! Yoksa ateş sizi sarmalar.. ” (Hud /113) Maide 8. ayet: ‘‘Adil olun, bu takvaya en yakın yoldur’’ buyurulmuş.(Kasas/ 59).  ‘‘Biz medeniyetleri-ülkeleri zülme sapmadıkça, adaletten ayrılmadıkça yok etmeyiz’’ Adaletten ayrılan, zulme sapan toplumların yok edilecekleri bildirilmekte. (En’am/ 115). ise: ‘‘(Kur’an, ilahi sistem, varoluş) adalet ve doğrulukla tamamlanmıştır’’] İlahi sistem; adaletle, doğrulukla, belli bir denge ve ölçü ile kurulan ve işleyen bir sistem. İlahi sitemin kurallarında keyfi ve subjektif değişim yok.. İşleyişinde olasılıklara, paradokslara yer yok. Hiç kimsenin "Kulluk Miracını"kendince yargılamaya hakkı yok . Kendince ekleme çıkarma hakkı yok .. ( Âl-i İmrân /78.) Kendilerini tartışılmaz konumda görüp  Kendilerini sözüm ona dine eşitleyenlerde.. Bunların söyledikleri “safsata” “Ad hominem” dedikleri.. Adalete aykırı davranışlar; Kur’an’a, ilahi sistemin kurallarına, dengelerine ve işleyişine aykırı davranışlar. Adaletten ayrılmak, Allah’a ve ilahi sisteme karşı gelmek, sistemin dengelerine, işleyişine aykırı düşünce ve davranışlar. (Maide/ 107).  ‘‘hiçbir haksızlık yapmadık. Aksi halde mutlaka zalimlerden olurduk. ” ifadesiyle haksızlık adaletsizlik yapmanın-adaletin karşıt anlamının zalimlik olduğu bildirilmiş. "Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz." Saf tutuyoruz, Cancağızım! Cin olup adam çarpanlarla kırılmaz cam olanların mücadelesine seyirci kalanlar müdahil olana dek oynanacak bu oyun. Cıvıklığın neşe, hadsizliğin özgüven, kabalığın doğallık, kibrin karizma, patavatsızlığın dobra olmak, ahlaksızlığın özgürlük, narsizmin kendini sevme zannedildiği bir yerde; büyük sıkıntı var, oldukça büyük bir sıkıntı.. Dünyanın güneşten yüzünü çevirmesine karanlık diyoruz.... çevremizdeki ve çehremizdeki karanlıklar, "...mış gibi" yüce yaradana çevrilmiş yüzlerin ışıksızlığından olsa gerek... Gece dünyanın gölgesi. Dünya karanlığa sebep... Kimileri gelecekten bahsediyor ama kastettikleri geçmiş aslında. Ebedi rücu... Bugünün güzel sözü: “Kadir”. “El-kadr” mastırından türetildiğini. yazıyor kitaplar… i- plân/kanun, ii- değer, iii- ölçü, iv-güç, v- mübarek/şeref/ azamet, vi- daraltmak/ eksiltmek, Fiil olarak i-“ Kâinata ki her işin plânlaması, ii- “isteklerin değerlendirilmesi”, İii-“ Kâinatın belirli ölçüde yaratılması” "Onların bir tek Allah’ından bu kadar güzel sözler çıkarken, sizin üçyüz tanrınızın dili mi tutuldu? " Çağrı Dört kutsal kitabın ve yüzlerce sayfalık İlahi mesajların ortak paydası, iman ve ahlâk esaslarıdır. Bütün Hak dinlerin ortak paydası ise,  “Ahlak”dır. İmanın hakikatine ulaşamayan ve  ahlâklı yaşamayan insanlar, giderek yozlaşır ve özüne yabancılaşır. Böylece, görünüşte dinleri, kavimleri, ülkeleri, partileri, kültür ve gelenekleri farklı da olsa, gerçekte düşünce yapıları ve değer yargıları aynı olan  “yozlaşmış insan tipi” ortaya çıkmaktadır.  Kur’an’ın “cahili insan” diye tanımladığı bu tiplerin hayat felsefeleri ortaktır; Dünya merkezli, servet, şöhret ve şehvet eksenli bir yapıları vardır. Dünya’nın neresinde, hangi dönemde ve hangi seviyede ve statüde bulunursa bulunsunlar; bu tiplerin amaçları, arzuları ve ahlâkları aynıdır:  Dünya nimetlerinden azami derecede yararlanmak... Hayatın tadını çıkarmak... Başkalarından farklı ve üstün olmaya çalışmak... Ve bütün bunlara kavuşmak için de kanunlardan ve i nsanların fark edip kınamasından emin olabildikleri sürece, her türlü hile ve haksızlığı mübah saymak!.. Kimsenin kalbini, din bilgisini, inancını, bilemezsiniz. Kur'an'da, mânevî hayattan soyutlanıp hakîkate kapıları kapanan, mühürlü ve kilitli kalbe sahip olur. O mührü ancak unuttuğu Allah açar. O, hakîkattir. Kalp, ancak, "karanlıkta" olabilir. Günümüzde "İkonalara, seremonilere ve ritüellere boğulmuş bir din var.. Bu din benim dinim değil. Amerikano İslam', 'Euro İslam' ne derseniz deyin, kesinlikle bu ferdi planda vicdanlara, içtimai planda mabetlere hapsedilmeye çalışılan din, yüce yaradanın emrettiği din  değil." “İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya başladık sanki” Okul, televizyon, gazetelerin ramazan sayfalarından öğrenilen Müslümanlıkla ancak bu kadar olurdu zaten. İşte onun için gidip terör örgütlü cemaatlere/tarikatlara kapaklanıyorlar,  Bu iş sadece bunlardan ibaret de değil. Bu durum kırsaldaki okumamışlarla ilgili bir sorun değil, akademik kariyer sahibi olup “Akaid”, “Siyer”, “Kelam” ne demek bilmeyen bir çok  genç var!? Amentü diye okuyup durduğumuz bir metin var ya, orada bir cümle de şöyle der: “Ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi minellahu teala”.. Hayır ve şer’in Allah’ın iradesi içinde olduğuna iman ederim. Bakın biz “Allah’ın rızası”na talibiz! Ama hayır’ı da, şerri’de yaratan Allah’tır. Bir topluluk Allah’ın ipini bırakmıştır, Allah da onların ipini bırakır. Onları Allah’ın elinden alacak kimse yoktur!   Arabesk bir şarkıdaki gibi “Tanrım beni baştan yarat” şeklinde Allah’a haşa akıl öğreten bir bakış açısı bir Müslümana yakışmaz. Siyasilerin de katıldığı toplu dualara bakıyorum, kimi Allah’a akıl öğretiyor, kimi ikna etmeye çalışıyor. Allah’a açık açık neyi nasıl yaratması gerektiği söyleniyor sanki. Araya birtakım aracılar konularak ısrarla, tekrar tekrar istenen şeylerin gerçekleşmesi isteniyor. Hani bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilirdi. Yüce yaradan peygamberlerini bile, nimetlerini artırarak ve eksilterek, hatta korku ile imtihan edeceğini söylerken, biz Allah’tan bizi bu imtihanlardan muaf tutmasını istiyoruz sanki. En iyi bildiğimizi sandığımız şey dua, ama onu da bilmiyoruz. Evet, tamam “Dualarımız olmasaydı ne işe yarardık ki!” de “Kabul olmayan duadan Allah’a sığınırım” diyen Peygamber ne demek istedi aceba!?. Sadece istemekle o şey olacak mı. Ya da sadece onu dua kalıbında söylemediğimiz için mi olmuyor bazı şeyler? Mesela bütün Müslümanlar aynı zamanda “ Mescidi Aksa’nın kurtuluşu için dua etsek” niye etmiyoruz, sadece tek başına dua yeterli olacaksa. (İsra /11)’de, “İnsan iyiliğin gelmesine dua ettiği gibi, kötülüğün gelmesine de dua eder. Esasen insanoğlu acelecidir” deniyor. Bu ayet bize ne söylüyor? “İblis bir günah işleyeceği zaman işe önce günahı kutsallık zırhına sarmakla başlar!” Allah’ın indinde makamınızı görmek isterseniz, sizi neyle meşgul ediyor ona bakın. “İman ettik” demekle yakamız bırakılıvermeyecek! “Bizden öncekilerin başına gelenler, bizim başımıza gelmeden cennete girdirilevermeyeceğiz”. “Allah bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek cennete girdirilivermeyeceğiz.” “Kimsenin kimseye hiçbir faydasının olmadığını, annelerin evlatlarından kaçtığı o gün” yalnız başımıza imtihan olacağız ve hiçbir koruyucu ve yardımcımız olmadığı halde. Allah yaptıklarımızı, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızı, söylediklerimizi ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizi, kapalı kapılar arkasında fısıldaştıklarımızı görmekte, duymakta, bilmektedir. İbadet ve hayırlarını günahlarına perde yapanlar bilsinler ki, “Habitat ağmalüküm” yani amelleri boşa gitmişti. “Vay o namaz kılanların haline ki” denilenler arasında isimleri yazılanların vay haline! Kitapta 28 peygamberin adı yazılıdır. 4 peygambere kitap verilmiştir. Bunlardan Tevrat Hz. Musa’ya (a.s.), Zebur Hz. Davud’a (a.s.), İncil Hz. İsa’ya (a.s.) ve Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed’e (a.s.)  indirilmiştir. Ayrıca 10 suhuf Hz. Âdem’e (a.s.), 50 suhuf Hz. Şit’e (a.s.), 10 suhuf Hz. İbrahim’e (a.s.), 30 suhuf Hz. İdris’e (a.s.) gönderilmiştir ki bu “suhuf”ların toplamı 100 sayfa yapmaktadır.. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen 30’a yakın peygamberin başına gelenler, onların duaları, İlahi uyarılar kısa kısa bize anlatılır. Bunun sebebi işte onların yaptıkları ve söylediklerinde bizim için işaretler vardır.  Dikkatinizi çekti ise, bazı sure adları bu peygamberlerin adını taşımaktadır ya da onların başından geçen olayları anlatan bir isimle anılmaktadır. Mesela Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’nın adı 136 defa geçmektedir. Evet, bu pencereden baktığınızda, nerede durduğunuzu göreceksiniz. Asıl önemli olan nerede olduğunuzdan çok, nerede olmak istediğiniz ve o yolda ne yaptığınız ile ilgili. Bu arada;"Allah sizi satmaz. Allah sizi arkanızdan vurmaz. Allah sizin kuyunuzu kazmaz. Allah size zulmetmez. Allah size yalan söylemez. Allah size ihanet etmez. * Allah'a yönelirseniz o sizin elinizi bırakmaz. Çünkü; 'Allah'tan başka sığınacak kimse bulamazsın..' * (Kehf/27). Kainatın yaratacısı, yerin ve göğün tek sahibi Yüce Rabbim; Hiçbir zaman , hiçbir koşulda senden başka  hiç kimseye kulluk etmeyeceğime...!  Tüm insanlığı ve Türk Ulusunu her türlü  afetlerden koruman için!... Bizleri, gurur, kibir,  ihtirastan uzak tutman için,  kıskançlık marazına yakalanmışlar dan olmamak için!...  Gerçeği örten nankörlerden / inkârcılardan / riyakarlardan/  münafıklardan / haram ile helal farkı gözetmeyenlerden.... kul hakkı /yetim hakkı yiyenlerden,  haksızlık karşısında susanlardan olmamak için!..  emanetleri ehline vermiyenlerden sakınmak için!... adaletle hükmetmeyenlerin şerrinden korunmak için!... ahde vefa/ salih amele sahip olmayanlardan uzak durmak için…  adaletten dönüp heva (tutkuları)na uyananlardan olmamak için!... kapalı kapılar altında her türlü fitne ve fesatlık  yapanların şerrinden korunmak ve onlardan olmamak için!... iftira atanların şerrinden korunmak için!... emanet lafz-ı bî-medlûllardan uzak durmak için!..  Yaşanan her günde Şeb-i Arûs var.. Ama bugünlerde daha çok var.. Elinden, dilinden zarar görmediğimiz, canımızı , malımızı emanet edebildiğimiz inanan ve salih ameller taşıyanların ... nice kadir gecelerine sağlıklı ve mutlu ulaşmaları dileği ile Tüm Salih Ameller Taşıyanların Duaları Kabul. Yüce Allah'ımızın Lütfettiği Nimetler Nasip  Olsun... Kadir geceniz hayırlara vesile olsun!...           Ahlaki Boyutdan Yoksun, İçselleştirilememiş Bir İbadet. Ne İçin?...   5,0     04.08.2013 13:02:36 A+ A- Hz Ömer dizisini izlediniz mi bilmiyorum ,ama bu dizi gerçekten güzel bir dizi!...  Aslında dizi haline getirilmiş İslamiyetin doğuşunu ve gelişimini anlatan bir filim…  İslamiyet’in doğuşunu, insanların Hz Muhammed’den etkilenmesini, Hz. Ömer’in Müslümanlığı nasıl seçtiği anlatılmakta.. Tabii ki inananların uğradıkları zulümler , inananların çektikleri çileler de.. Özellikle de İslamiyetin ilk zamanların da!... Peki İslamiyet ne vaat etti de, Allah’ın Resulü ne söyledi de insanların gözleri kamaştı.. Adalet dedi.. Adillik dedi…Eşitlik dedi.. İnsanların eşit olduğunu söyledi.. Haksızlığa göz yumulmamalı dedi.. Zulme karşı çıktı.. Kibrin, kıskançlığın, dedikodunun, fitneliğin, fesatlığın ,yalancılığın,hasetliğin,nankörlüğün, kulla kulluk etmenin  kötü bir şey olduğunu anlattı..Kısacası kadim değerlere sahip çıkılması gerektiğini anlattı… Birbirlerini sevmelerini, birbirlerinin kuyusunu kazmamalarını ,müslüman olmasa bile onların ötekileştirilmemesini istedi. İnsanlar etkilendi, ilk Müslümanlar bu sözlerin büyüsüne kapılarak Peygamber’in peşinden gitti.. İlk yıllarda dinin ahlak boyutu ön planda.. Ahlak boyutu etkileyici, Kadim değerler bağlılık cazipt, baş döndürücü, sürükleyici.. İyi insan olmanın, hakkaniyetli insan olmanın, adil insan olmanın, başkasının hakkını yememenin yolu gösterilmekte..  Kimse kimseden üstün değil..  Herkes Allah’ın kulu.. “Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından payları açlık ve susuzluktur. Ve yine nice ayakta duranlar / namaz kılanlar var ki, namazından elde ettiği şey yorgunluktur." (İbn Hanbel, 2/373) Ayet öyle diyor: Şeytan sizi Allah’la kandırmasın. İblis size sağınızdan, solunuzdan, önünüzden arkanızdan, aşağıdan ve yukarıdan gelir. Açık bir kapı bulursa içinize girer ve damarlarınızda dolaşır. Kanın gittiği her yere gider. Unutmayın, İblisin varlığı günah işlemenizin bahanesi, gerekçesi olamaz. Derler ki, “Kedi aç kalır ve yavrusunu yemeye karar verirse, onu fareye benzetirmiş.” Dindar biri yalan söylememeli, haram yememeli, zina etmemeli, içki içmemeli, adam öldürmemeli. Evet bu doğru. Ama Müslüman adam bunları yapmaz diye bir şey yok. Yaptı diye de dinden çıkmaz. Bunları yapmasa da, bunları meşru görürse, dinden çıkar. İblis peşine düştü mü bir insanın ve o da ona kapıyı bir açtı mı, artık onun işi zor.  İblisin peşinden yürümeye devam eder. Kim bunlar derseniz, onları görmek için çevrenize bakın bakalım, yok oldular değil mi? Onların gittikleri mekanlara bakın bakalım, eğer yolunuz düşerse tabii, kimlerle dost olmuşlar, kimlerle beraberler, kibir var mı? Eski dostları ile ilişkisi nasıl. Aile, çocuk, eş-dost ilişkileri ne durumda. Bunlar inandıkları gibi yaşamaktan uzaklaşınca yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar..   Kimimiz ilmimizle kibirlendik, kimimiz makamımızla, kimimin paramızla, kimimiz şöhretimizle. Kimimiz bunlara ulaşmak için İblisin yalan vaadlerine kandı, kimimiz bunları elde ettikten sonra sapıttı. İnsanoğlu neyi ihtirasla ister ya da neye sahip olur ve onunla kibirlenirse, Allah onları o şeylerle imtihan eder. O şeyler, “dua ile istenen bela”ya dönüşür. Mahkeme kadıya mülk değildir. Bize  İlahlık ve Rablik taslayanlara, yani bizim üzerimize hüküm koymaya ve bizi kendi heva ve heveslerine göre terbiye etmeye kalkanların emri vakilerine her zaman karşı durmalıyız. Ağuyu altın tas içre, bala karıştırıp sunanların, yani helale haram katanların yaldızlı sözlerine ve işlerine de kanmayalım bu arada. Hani onlar, ‘Biz ıslah edicileriz’ diyorlardı da, Kur’an onlar için ‘Onlar bozguncuların ta kendileridir’ diyordu ya! “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Dünü unutmadan, ham vaadlere kanmadan. Adil şahidler olmak.. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalimlere karşı olmak ne kadar güzel bir haslet. Kafanızı kimseye kiraya vermeden, ne lidere, ne örgüte, ne de şeyhe. Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinmeden. " Haksıza karşı, haklıdan yana durarak o her kimse ve işi ehline vererek. Aksi zulümdür ve Allah, cahil, zalim, fasık ve müfsit kişi ve topluluklara yardım etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır. Kazandıkları, para makam ve şöhret, dua ile istenen bela olur onlar için. Yunusun dediği gibi: "........................ Okudum bildim deme Çok taat kıldım deme Eğer Hak bilmez isen Abes yere gelmektir Dört kitabın mânâsı Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır. .........................."      Yukarıda çok kısa ve çarpıcı bir biçimde ifade edilen düşünceler  toplumun içinde debelendiği,.kısır döngüyü betimlemekte..Toplumları, aileleri, bireyleri sarsan dinin ibadet boyutu ahlaki boyutuyla entegre edilmiş. Bütünleştirilmiş...Gayri müslümler bile ötekileştirilmemiş.Onların inaçlarına;haklarına, hukuklarına ,canlarına,mallarına ve namuslarına helal getirilmemesi için mücadale verilmiş… Müslümanlığın,İslamiyetin  hızla yayılmasının sebebi de bu..  Hz. Ömer dizisi bu boyutu çapıcı biçimde anlatıyor..  Bugüne gelelim..  Dinin ahlaki boyutu bazı kesimlerce  unuttulmuş, konuşulmaz olmuş.. Her şeyde olduğu gibi, ibadette de herkes gösteriş peşinde…. "İnsanın olduğu yerde hiçbir şeye şaşma!" diyen özdeyişi doğrulamak için umarsız bir  tutkuyla haksızlığın, adaletsizliğin, kıskanmanın,  pusu kurmanın, arkadan vurmanın, bende olmayan başkasında da olmasın, ben önde olayım da başkası nerede olursa olsun algısının etkisi altında…. Eksiğimizi ve yanlışımızı bize anlatan gerçek dostları değil de; önyargımıza, yerleşik doğrumuza, kalıp düşüncelerimize, kör inançlarımıza, saplantılarımıza, ezberlerimize uygun sözler ederek, kendi bataklığımıza daha fazla saplanmamızı yol açan dalkavuklukları kendimize daha  yakın bulma çabası… Hayatın gerçeği yerine, kendi öz gerçeğini öne çıkarmak isteyenlerin kendilerini anlatırken kullandıkları "kutsal şalların gizlediği gerçeği" görme isteğinde ki azalma ya da yok olması; kör olması....Gerçek yerine  yanılsamaların arkasına takılma… Herkesi kusurlu, kendimizi kusursuz görme…. "Akla nazar değmez" gerçeğini unutup, insanların yüzlerine söyleyemediklerimizi, arkalarından ağzımızı doldurarak anlatmaktan hoşlanmak…. Kendi icadımız olan varsayımlarla oluşturduğumuz düşünce çerçevesini  "mutlak doğru" algılamasına kadar taşıma. "Kutsal kitabımız “Kuranı Kerim”i analatik olarak içselleştirmek yerine ,anlamını bilmeden ,başkalarının anlattıklarına körü körüne bağlanma isteği  "Kutsal kitabı anlama çabasında kendinden çok başkalarını aracı etme. Onların  söylediklerini asıl refarans  kaynağı olan kutsal kitabımızdan  teyit etmeden”mutlak doğru”olarak Kabul etmek. Bunun için insanlık bu kadar cana mal olan bir serüven yaşamak zorunda mı? Bu coğrafya da yaşadığı acılar yetmedi mi? Yoksa bunlar  sonsuzluğa kadar sürecek bir oyunun parçası mı? "Topluluktan topluma geçiş" sürecini tamamlayamamızın gerekçileri bunlar mı?... Hayatın "nesnesi" olmayı aşıp "öznesi" olma konusunda hızlı bir ilerleyememenin  handikapları bunlar mı?... Ahlaki boyutunu içselleştirmeden, konuşulmadan ibadet boyutunu hep ön planda tutulması ne kadar doğru. Ya da doğru mu? ..  Bilemem..  Tamam, doğru ibadet önemli de; ibadetin asıl amacı ne? İslamiyet sadece ibadet mi demek? Kesinlikle hayır!... Bizce “ibadet sorunu  yok ,ibadetle entegre edilmemiş ahlak sorunu var” …. Zaten ibadet sorunu hiç olmadı.. Gidin herhangi bir camiye herkes gayet düzgün biçimde namazını kılmakta….. Ben daha saçmalayanı, çuvallayanı, ne yapacağını bilemeyeni görmedim..  Duymadım da.. İnsanlar vecibelerini yanlışsız yerine getiriyor..  Ne kadar mükemmel!....  Bi sorun yok..  Yok da.. Ben kendimi bildim bileli varmış gibi davranılıyor.. Din denilince, İslam denilince, Müslümanlık denilince işin hep ahlakla bütünleştirilememiş ibadet boyutu…..  Okullarda da..  Camilerde de üzerinde durulan bu.. Dinin ibadet boyutu..  Sadece iktidarlar değil, aileler de dinin sadece ibadet kısmıyla ilgileniyor.. Gerisine bakmıyor.. İbadetin nasıl yapılacağını bir an evvel öğretmek..  Bu telaşı görünce, zannedersin ki.. Memlekette ibadet sorunu var..  Yok..  Ama bi sorun var..  Ahlak sorunu var.. İslam dininin bu kısmının konuşulmaması sorunu var.. İbadetten daha önemli görülmemesi sorunu var.. Hayata geçirilmemesi sorunu var..  Dini ibadetle sınırlama sorunu var.. Şu gerçek; çoğu kişi camide başka, cami dışında başka.. İbadet anında başka, ibadet dışında başka..  Adam namazında niyazında.. İbadetini eksiksiz yapıyor, kusursuz yapıyor.. Gelgelelim çalıyor, çırpıyor, önce cebini düşünüyor, kazık atıyor, dedikodu yapıyor, başkasının hakkını yiyor,başkasının namusuna göz dikiyor ,haram yiyor, haksız kazanç sağlıyor, Yalan söylüyor, kula kulluk yapıyor…uzatmayalım dinin yapma dediklerini, uzak dur dediklerini  yapıyor..   Dinin ahlak kısmını dikkate almıyor..  Niye mi? Çünkü ona ibadet kısmı öğretilmiş.. Ahlak kısmından haberi yok..İbadetin ahlakla içselleştirilerek yapılması gerektiğinden bi haber. Müslümanlığa , İslama  ne kadar zarar vereceğini düşünmeden, ötekeliştirme eğilimi daha kolay ve yaygın…  Dinin, ibadetle sınırlı olduğunu zannetmekte.. O ibadetin “ahlaklı bir insan olma yolunda yapılan ritüeller olduğunu”düşünmekten uzak. Kendince, en iyi ibadeti, o yapıyor!..Yukarıda anlatılanları teyit eden ibretlik bir hikaye.Birlikte okuyalım:       Efendim delilerin-velilerin çok olduğu o eski zamanlardan birinde, meczubun biri camiye girer, belli ki namaz kılacak..Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır..Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..      Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar..Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.        Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan..Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..       İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:      “Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”     Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar:      “Âdetiniz böyle değil mi?”       “Ne âdeti?!” der Hoca.. Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra.. Demiş ki meczub bu kez: “Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der.. “Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”.. Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır.. Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır: “Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı.. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; “ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!     Aynen doğrudur dedikleri çünkü; Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği..Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır. “Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca.. O da der ki:“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda.. “Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”      Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet..     Ya işte böyle ... Bu kadardır ol hikaye..       Bize düşen ibret almak. Gelin hepimiz düşünelim bakalım, namazdayken sırtımızda neler var? Neleri sırtlıyoruz, neyin hamalıyız? Namaz ki bir gök yolculuğu.. Sevgiliyle buluşma, konuşma ânı.. Hiç insan sevgilisiyle olduğunda aklına başka şey gelir mi? Hem de nerde?! O huzurda.. Sırtımızda ne var?       Kısacası,gücümüzün sınırlarını bilmenin, gücü kullanma zamanını iyi kollamanın ve gücü kullandıktan sonra bize nasıl geri döneceğini hesaplamanın bizi  "insanlaştıran" ilkelerden biri olduğunu yüksek sesle  birbirimize anlatamadığımızdan.    Öğrenmenin  bizi " ilim sahibi" yapacağını; ama "ilkeli yaşamayı" bir  "davranış biçimi ve  yaşam tarzı" haline getirmeden "irfan sahibi" olamayacağımızı  kendimize anımsatamadığımızdan. Dürüst, kul hakkı yemeyen, Peygamberimizin ahlakına yakın bir ahlak seviyesine ulaşmış ama ibadette kusurlu, ibadette eksik insan mı makbuldür..  Beş vakit namaz kılan, din vecibelerini yerine getiren ama hileye hurdaya göz yuman, fitnelik,fesatlık,yalancılık.nankörlük,kıskançlık,haksızlık karşısında susan mı? Camide başka, cami kapısının dışında başka olan mı? Sorumuz net.. Hangisi? ibadet kısmıyla ilgileniyor.. Gerisine bakmıyor.. İslamiyetin ahlaki kısmı yok sayanlar!.. Görmek istemediğiniz kötülükleri, kapalı kapılar ardında fitne fesatlık yaparak sahneye koyuyorlar. Kendi yandaşlarına her türlü menfaat ve çıkarı sağlama peşindeler. O kişinin ehil olup olmadığına bakmadan; İşleri yandaşlarına vermek için yarış içindeler. Diğerlerini ötekileştirenler boş durmuyorlar. Ramazan ayı bile bunları durdurmaya Yetmiyor!.... Çünkü bakmayın onların” Müslamanım” diye ortalıkta gezinmelerine . Tek kelime ile "Münafıklar" siz bakmayınca yok olmuyorlar. Siz, çoğu kez korkudan, bazen yapacak daha mühim işleriniz olduğundan, belki 'makbul bir vatandaş' olmanız sebebiyle o kötülüğün size uğrama olasılığını hiç kondurmadığınızdan, bazen de sözcüklerle yeniden hayat verirseniz ruhunuzun altüst olacağını sezdiğinizden bakmıyorsunuz. Görmek istemiyorsunuz. Bakmayan her göz, karartılan her vicdanla o kötülük utanç verici bir vahşete dönüşüyor. Sadece o kişiler değil, toplum her katmanında tiksindirici bir meşruiyet içinde debelenip duruyorlar!... İbretlik bir hikaye... Evvel zaman da bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü gösterişten uzak, varlıktan vazgeçecektir. Usule uygun hareket eder derviş, soluğu berber dükkanında alır. "Vur usturayı berber efendi." der. Berber kazımaya başlar dervişin saçlarını, derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam da diğer tarafa usturayı vuracakken, hışımla bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak; "Kalk bakalım kabak derviş, kalk da tıraşımızı olalım." diye kükrer. Dervişlik bu... Sövene dilsiz, dövene elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Sesini çıkarmaz, kalkar usulca yerinden, geçer kenara. Berber mahcup fakat korkmuştur. Belli ki belalı, elinde silah astığı astık, kestiği kestik bir kabadayı. Kendini bilmez bir aciz... Ses çıkaramaz. Üzgün, suskun işine başlar. Kabadayı, koltuğa yerleşir, küstahça konuşmaya devam eder. Tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. " Kabak aşağı, kabak yukarı!" konuşur durur. Derviş suskun, bakar önüne, bir tarafı tıraşlı, bir tarafı saçlı... Nihayet biter tıraş, kabadayı çıkar dükkandan. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, geminden boşanmış bir at arabası peyda olur, yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkın, kalakalır yol ortasında. Kaçamaz bir yere. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Oracıkta can verir kabadayı, defteri dürülmüş, ömür saati son tik takını yapmıştır. Ölmüştür... Görenler basar çığlığı, eyvah! Berber ise şaşkın; bir manzaraya bakar bir de dervişe. Gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?" Derviş mahzun, derviş üzgün, derviş düşünceli, cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona, hakkımı da helal etmişim oysa. Gel gör ki bu kabağın da bir sahibi var, o gücenmiş olmalı!" Hatta bir büyük bu hikayeyi dinlediğinde şöyle bir yorumda bulunur. Eğer o derviş efendi, kabadayıya kızdığını ifade edip, açıkça söylenseydi belki de kabadayının sonu bu şekilde olmazdı, kim bilir. Çünkü mazlum olduğu halde hiçbir şey söylememiş, susmuş, nefsine yenilmemiş, cevap vermemiş. İşin sonunu belli ki kabağın sahibine bırakmış. İbretlik... Öyle ya kabağın da kelin de, körün de, mahzunun da bir sahibi var. Kimse canının istediğini yapamaz bir başkasına, ne olursa olsun. Yaratılmış her mahluk değerlidir, hele ki insan. En kıymetlisi de odur belki de, eşrefi mahlukat olan insan böbürlenmemeli, kibirle dost olmamalıdır. Edebe riayet edebilmeli, saygıda kusur etmemelidir. Her şeyden önce insan olabilmenin, insan kalabilmenin değerini anlayabilmelidir. Hepimize yeter olan bu dünyada, tüm insanların hakkı da var hukuku da. Kendini bilen insan önce çuvaldızı batırsın kendine, koysun fesini önüne de düşünsün. Ben kimim, neyim, ne için yaşıyorum diye. La Fontaine'nin dediği gibi:" Ah, böyledir işte dünya;  hep küçükler yanar, büyükler azıtınca." Durup düşünüp dert üretmek olmasın işimiz, severek, huzuru ve mutluluğu yanımızda hissederek, yaşamımıza anlam  vererek bu dünyadaki gölgeliğimizde vakit tamam olana dek hayranlıkla ikamet edebilmek olsun. Ne kimseden incinelim ne de incitelim kimseyi. Hayatta görmek istediğini görür insan. Eğer çirkinlik ararsa bol miktarda bulabilir. Amaç çevredeki insanlarda, işinde ve de genel olarak dünyada kusur bulmaksa, kesinlikle bu konuda başarılı olur. Oysaki olağan şeylerdeki olağanüstülüğü ararsa insan,  olayları bu şekilde görmeyi de öğrenebilir. Dünya'mızdaki mevcut olan olağanüstü uyumu, evrendeki oluşumların kusursuz birleşimini, doğanın muhteşem derecedeki güzelliğini ve insanın yaşamındaki inanılmaz mucizeyi görebiliyor musunuz? O halde doyasıya yaşıyorsunuz, her türlü olumsuzluğa, sıkıntıya rağmen görünenin ardına bakabilmeyi öğrenebilmişsiniz demektir. İşin sırrı niyettedir. Şükür edilecek, hayran olunacak o kadar çok şey var ki... Yaşam kıymetlidir, bize verilmiş en güzel armağan. Bu insanlar, Müslüman ve Hz. Muhammet’in ümmetinden iseler, tıpkı Peygamber’in ömrü boyunca yaptığı gibi, Kuran’da dile getirilen ilkelere uymalı, kişisel ve kamusal işlerini başkalarına sövüp sayarak değil, danışarak yürütmelidirler. Çünkü İslam’da danışma, şûra, farzdır. “(…) Zira onlar, büyük günahlardan ve utançlardan kaçınırlar, öfkelendikleri zaman bile bağışlayıcıdırlar (…) Birbirlerine danışarak işlerini yürütürler (Şûra Sûresi, 42/36-39).  Önceki akşam Hz Ömer dizisini izlerken bunları bir kere daha düşündüm.. Müslüman’ım diyen herkes bir iki dakika düşünse!.. Son Söz: İyi insan demek vatanını seven, vatanı için doğruları ve yanlışları tarafsız ve objektif bir şekilde insanlarına anlatan demektir. Dini sahiplenirken ona hangi manayı atfettiğiniz, mensup olduğunuz inancı nasıl özümsediğiniz, sizi diğer din mensuplarından farklı kılar. Üstelik bu kadim bir hadisedir.“İnsanlar bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar.” Oysa ahlaktan arındırılmış bir din yorumunun kimseye faydası olmadığı gibi çokça zararı vardır. Hz Muhammed, “La ilahe illallah”, “Allah’tan başka ilah yoktur” dedi. Devesinden indi, asasını havaya kaldırdı. Önündeki ilk puta darbe indirdi. Kendilerinden marifet beklenen Hübel, Lat, Menat, Uzza... Yüzlerce put birer birer yıkıldı. Ancak “put yapma” da “put yıkma” da bitmedi. Put, aksi sanılsa da bir heykel değildi. Üzerine iktidar elbisesi giydirilmiş, büyüdükçe de insandan uzaklaşmış bir hikâyeydi. Kimi zaman taştan topraktan, kimi zaman etten kandan, kimi zaman paradan ya da güçten putlar yaratılmaya devam etti. Eksik olmasınlar, her devrimci de eylemine “putları yıkıyoruz” diye başladı.Onun için din dahil mensup olduğumuz tüm kimlikleri sahiplenirken önce kendimizle ve toplumumuzla yüzleşmemiz gerek. Bu kimlikleri bir rütbe, ikbal için mi taşıyoruz; yoksa gerçekten o kimliklerde gördüğümüz değerleri yaşamak için mi? Önce burada anlaşalım. Sağlıcakla kalın! Günleriniz hep aydınlık olsun!  Yüreklerindeki sevgi daim olsun!  Yüreği "Berkehan"  ve "Bilgehan Deniz" Kadar temiz olan tüm insanların!  OE -04.08.2013 ---------------------------------- Ünlü işadamına “Ramazan nasıl gidiyor?” diye soracak oldum, “Ramazan iyi gidiyor ama, iftar konusunda dertliyim” dedi ve de anlattı... ”Bizim aile Anadolu kökenli. Bizim örf ve âdetlerimize göre iftar önemlidir. Aile iftar sofrasında bir araya gelerek oruç açar. İhtiyaç sahiplerine iftariyelik gönderilir. İftar saati iş saatine rastlıyor ise, işyerinde çalışanlar için iftar masası hazırlanır. Şimdilerde İstanbul’da bir iftar daveti modası çıktı ki... İnanılmaz. Şirketler, işa...damları, politikacılar otellerde, lokantalarda iftar daveti düzenliyorlar. Herhalde belli bir işadamları ve önde gelen kişiler listesi var ki, bu listede isimleri yazılı tanıdık, tanımadık, niyetli, niyetsiz genelde hep aynı kişiler iftarlara davetli. Benim de işim dolayısıyla, ismimin öne çıkması nedeniyle listede ismim olmalı ki, hemen her gece bir veya birden fazla iftara davetliyim. Evde, çoluğum çocuğum ile iftar sofrası başına oturamaz oldum. Gitme diyeceksiniz. Gitme demek kolay... Az çok ilişkimiz var. Gönül koyuyorlar.” Faturayı kim ödüyor “Bir başka sorunum daha var. Davette oruç açarken günaha girdiğimi düşünüyorum. Çünkü paranın davet sahibinin helal kazancı ile mi ödendiğini, yoksa faturaların davet sahiplerinin şirketlerinin veya görevli oldukları kurumların hesabına masraf yazılarak vergiden mi düşüldüğünü bilemiyorum.” Ünlü işadamımızın “iftar sofrasının masrafının, helal kazançtan karşılanması” uyarısı çok önemli. Ne yapalım, hayat bu. Öylesi de var, böylesi de... Bir okunma: Orhan ELMACI   EK:1 Veda Hutbesi (Özet)   Veda Haccı'nda Hz. Muhammed (sav)'in Yaptığı  Konuşmanın Özet Metni Allah'a hamd olsun. O'nu över, O'na şükrederiz. O'ndan medet umarız. O'ndan bağışlanma dileriz, tevbe ederek O'na ita­ate yöneliriz. Nefislerimizin kötülük telkin­lerinden ve kötü ameller işlemesinden Al­lah'a sığınırız. Allah kime doğruyu göste­rirse, kimse onu hak yoldan uzaklaştıra­maz. Kimin de hak yoldan uzaklaşmasına özgürlük tanırsa, kimse ona doğruyu gös­teremez. Tek Allah'tan başka tanrı olma­dığını, ilahlığında, otoritesinde, mülkün­de, tasarruflarında ortağı bulunmadığını kabul ve tasdik ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğunu kabul ve tasdik ederim. (1) Benim sözlerimi iyi dinleyin , Sakın haksızlık yapmayın ve zulmetmeyin. Sakın baskı, zulüm ve işkenceye alet olmayın. Sakın zulme boyun eğmeyin. Haksızlığa rı­za göstermeyin. Ey İnsanlar, Allah'a sığının, emirlerine yapışın, azabından korunun. İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, mallarını kötülemeyin, haksız rekabet yap­mayın, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını zayi etmeyin, zayiine sebep olmayın. Ül­kede, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmakta ve küfürde ileri git­meyin. (7) Ey İnsanlar, yalan yere Allah'ın adını anarak yemin etmeyin. Yalan yere Allah adına yemin edenin yalanını Allah açığa çıkarır. (19) Müslümanın kim olduğunu size anlata­yım mı? Müslümanların, dilinden ve elin­den zarar görmediği kişidir. Müminin kim olduğunu size anlatayım mı? İnsanların mallarına ve canlarına za­rarı dokunmuyacağından emin olduğu ki­şidir. Muhacirin kim olduğunu size anlatayım mı? Kötülükleri ve günah işlemeyi terk eden kişidir. Mücahidin kim olduğunu size söyleye­yim mi? Allah'a itaat yolunda nefsiyle mücadele eden kişidir.  Ey İnsanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri kesinlikle dinde aşırılık­ları helak etmiştir.  (31)    -Şahit ol ya Rabbi, şahit ol ya Rabbi, şahit ol ya Rabbi...   1) M.   Hamidullah.  Mecmûatü´l-Vesaikü´s-Siyasiyye (Vesaik) 360; İbn Abdirabbih 4/53-55. 2) Vesaik, 360. 3) Yakubî, 2/110;Vesaik, 360; Beyhaki, Sünen-i Kübra, 10/180; Sahih-i İbn Huzeyme, 4/255;Kur`ân-ı Kerim, 7/158. 4) Vesaik, 361; Buharî, “Hac” 132; “Megazi 78;“Tevhid” 24,  “Edahi”  5,  “Fiten” 8;  “Edeb” 42;Müslim, “Hac” 283; Müsned-i Ahmed, 7/ 307. 5) Müsned-i Ahmed. 7/307. 6) Müslim,“Kasame” 26; Müsned-i  Ahmed, 7/307; İbn Sa´d, 2/186. 7) Yakubî, 2/109-110; Kur`ân-ı Kerim, 11/ 85. 8) Vesaik, 361, 364; İbn Mace, “Sadaka” 9;Kur´ân-ı Kerim, 2/283. 9) Yakubî, 2/109-110. 10) Vesaik, 361; Darimî. “Büyü” 3. 11) Yakubî, 2/109-110. 12) Darimî,“Menasik” 84; Müsned-i Ahmed, 7/330. 13) Müslim, “Hac” 132. 14) Vesaik, 361; Darimî, “Menasik” 34; Müsned-i Ahmed, 7/376. 15) Vesaik, 361. 16) Vesaik, 361; Yakubî, 2/110. 17) Tirmizî, “Tefsiru´l-Kur´ân” 10. 18) Vesaik, 361. 19) Vesaik, 367;  Taberanî. Mucemu´l-Kebîr, 8/229. 20) Vesaik, 361, 365. 21) Vesaik, 361-362; İbn Mace,“Menasik” 84;  Müsned-i Ahmed, 7/376; Tirmizî, “Tefsîru´l-Kur´ân” 10; Kur`ân-ı Kerim, 4/34. 22) Yakubî, 2/109-110; Kur´ân-ı Kerim 23) Vesaik, 364-367; Tirmizî, “Tefsiru´l-Kur´ân” 10; Yakubî, 2/110 Kur`ân-ı Kerim, 49/12-13. 24) Yakubî ,2/110; Vesaik, 363; Buharî “Cizye” 5; “İkrah” 2; Müslim,“Cihad” 20. 25) Vesaik, 362, 365; Tirmizî, “Menakıb” 32; Müslim, “Kasame” 26; Buharî, “Hudud” 10; Yakubî, 2/110; Muvatta, “Kader” 3; Ebû Davud, “Talâk”   40; Darimî, “Mukaddime” 24; “Talak” 10; Müsned-i Ahmed, 1/75, 3/212, 286, 4/206, 5/30. 26) Vesaik, 362; Müsned-i  Ahmed, 9/127;Yakubî 2/110. 27) Nesaî, Sünen-i Kübra, 4/431 (7815. hadis); Müsned-i Ebî Avâne, 4/402. 28) Taberanî, Mucemu´l-Kebîr, 8/141; Vesaik, 367. 29) İbn Mace, “Menasik” 76. 30) Vesaik, 362;  Müsned-i Ahmed, 6/207; Yakubî, 2/110; İbn  Hişam, 4/219. 31) Ebû Davud,  “Menasik” 77; Nesaî,  “Menasık” 217; İbn Mace  “Menasik” 63; Müsned-i Ahmed, 1/215, 347, 7/376. 32) Darimî,  “Mukaddime” 24. 33) Vesaik, 365; Taberanî, Mucemu´l - Kebîr, 8/115, 136, 138, 303; Kur´ân-ı Kerim, 21/ 92, 23/52. 34) Ebû Davud, “Menasik” 56.   4 Ağustos 2012  · Ek:2 -Elif ( ا ) Mübarek Ramazan ayının neredeyse yarısına ulaştık. Bu ayda özellikle de oruç tutan “inananlara” Allah sabırlar versin diye sözlerime başlamak isterim!... Elif: Arapca da ilk harf. Düz bir çizgi. Sayı değeri bir. Anlamı: Tanıdık, dost, doğruluk, dürüstlük, dümdüz olan, eğrilmesi kırılması olmayan, ince sade bir sızı, ışık saçan, hatta güzel bir kız, vs. kısacası, Elif demek hayatımızın anlamı. Elif in noktasi üstüne yatık 9 gibi olan "ötüre" ile yapilir ki, bu mesar!!.. gibidir. Veya Elif in yanina bi nokta konursa bunun okumasi: " Ahhh" diye olur.  

Dünyanın Güneşten Yüzünü Çevirmesine Karanlık Diyoruz...

  İlk Söz: Dünyanın güneşten yüzünü çevirmesine karanlık diyoruz.... Çehremizdeki karanlıklar,iyiliklere, güzelliklere, doğruluklara kısacası aydınlıklara çevrilmemiş yüzlerin ışıksızlığından olsa gerek...   Dört kutsal kitabın ve yüzlerce sayfalık İlahi mesajların ortak paydası, inanç ve ahlâk esaslarıdır. Bütün Hak dinlerin ortak paydası ise, “Ahlak”dır. İnancı  hakikatine ulaşamayan ve  ahlâklı yaşamayan insanlar, giderek yozlaşmakta ve özüne yabancılaşmakta.... Böylece, görünüşte dinleri, kavimleri, ülkeleri, partileri, kültür ve gelenekleri farklı da olsa, gerçekte düşünce yapıları ve değer yargıları aynı olan “yozlaşmış insan tipi” ortaya çıkmakta.. Kutsal kitapların “cahili insan” diye tanımladığı bu tiplerin hayat felsefeleri ortak; Dünya merkezli, servet, şöhret ve şehvet eksenli bir yapıları var. Dünya’nın neresinde, hangi dönemde ve hangi seviyede ve statüde bulunursa bulunsunlar; bu tiplerin amaçları, arzuları ve ahlâkları aynı: Dünya nimetlerinden azami derecede yararlanmak... Hayatın tadını çıkarmak... Başkalarından farklı ve üstün olmaya çalışmak... Ve bütün bunlara kavuşmak için de kanunlardan ve insanların fark edip kınamasından emin olabildikleri sürece, her türlü hile ve haksızlığı mübah saymak!. Bu bağlamda , “Ramazan” “ramda” mastarından “yanmak” manasına gelmekte... Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak ..... Günahların yanması...yok olması... Başka bir anlamı da ,güz mevsiminin başlangıcında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına gelmesi... “Ramadiyu” masdarından geldiğini yazmakta kitaplar.... Bu yağmur yeryüzünü yıkadığı gibi inanaları günahlardan yıkayıp kalplerini temizlediği için bu isim ile isimlendirilmiş.... Ne mutlu bu ayda kötülüklerden, günahlardan arınabilenlere..... Yalansız, riyasız nice Ramazanlar... Ramazan'ın gerçek ruhuna vâkıf olan herkese selam olsun....     Ahlaki Boyutdan Yoksun, İçselleştirilememiş Bir İbadet. Ne İçin?... 5,0 04.08.2013 13:02:36 A+ A- İlk Söz: Kuran-ı Kerimi okurum anlarım. Kimse beni kandıramaz. Aksi bir düşünce, hüsnü zandır belki  ama zandır, kesin... Bu bağlamda; okuma birikimi, eleştirel düşünme ve sentez yapabilme becerisi şart. Temel sağlam değilse bina eğreti duruyor. Hatta durmuyor... Kimileri gelecekten bahsediyor ama kastettikleri geçmiş aslında. Ebedi rücu..." “Sorumluluklarımızdan kaçınabiliriz, ama kaçınmanın sonuçlarından kaçamayız" Kelimeler gördüklerimizi kavrayamıyorsa ya da gördüklerimiz kelimelere sığmıyorsa konuşmak ne işe yarar? Kimsenin kalbini, din bilgisini, inancını, bilemezsiniz. Kur'an'da, mânevî hayattan soyutlanıp hakîkate kapıları kapanan, mühürlü ve kilitli kalbe sahip olur. O mührü ancak unuttuğu Allah açar. O, hakîkattir. Kalp, ancak, "karanlıkta" olabilir. Sakın Allah'ın adını alarak yalan söylemeyin, yalan yere yemin etmeyin. Adil şahitlik yapmıyanlardan  olmayın.. Başkalarına İlahlık ve Rablik taslayan mütrefinlerden, müstekbirlerden ve Sözde ilahiyatçıların toplumu germesine fırsat vermeyin. Yüce yaradanın karşısındaki "kulluk" miracını, Kendince yargılamak hiç bir kulun haddine değil... Din üzerinden, Kendine tartışılmazlık ve otorite alanı açanlar, İslam'ın başına gelebilecek en kötü şey onlar...... İlahiyatçıların bir kısmında ki handikap  şu : Evvela, İslamdan bahisle kendilerini tartışılmaz konumda görmek. Din eşittir onlar..... Kur'an okuyan, hıfzeden her insan kamil veya kamile olmadığı gibi, Onlardan uzak olmayı "bilimsellik" objektiflik sanmak da ahmaklık.... Hani bir hikaye var ya... O misâl... "Yahu ben bunun neresini düzelteyim? Hazreti Davut değil, Hazreti İbrahim; kız değil, erkek; Ayşe değil, İsmail; keçi değil, koç; Azrail değil, Cebrail!...." Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder derler ya!... Bende düzeltmekten vazgeçtim... Namaz kılmamak gaflet hali olabilir. Fasıklık alameti de olabilir... Çoğunun, "Allah korkusu" dediği, Hâl ile değil, mahalle ilgili. Mahal değişince de bir şey kalmıyor zaten... İmtihana girmemiş her fazilet, Haritadaki menzilden ibaret.... Ne yolu anlatıyor ne yolculuğu.... Menzile varmak için çabalayana selam olsun!... Ancak namaz kendi başına kişiyi insan yapmaz... Ramazan, dünya hazlarından uzaklaşarak, nefsi terbiye etmenin adı aslında. Dervişlerin “Çilehane”de nefsi terbiyesi ile övünürüz ama yapılanlara bakar mısınız, keyif verici iftarlar, teravihler ve cuma namazları(*) Nasıl oldu da “Huşu”nun yerini “Keyf” aldı. Nasıl böyle “Keyfi” davranır olduk. Ne kadar “Neşe” dolduk. Güzel camilerimiz, dinmeyen, gürül gürül, beş vakit okunan güzel sesli müezzinlerin ezan-ı Muhammedisi Müslümanca bir hayat için yeterli mi? Nefsimizi aşağılayacaktık, “kibrimiz”den yanımızdan geçilmez oldu ya hu! “Para” ve “Makam” ne kadar değiştirdi bizi. Güzel sesli hafızlarımız, iftar öncesi “kulaklarımızın pası”nı siliyor! Peki okunan ayetler, kulaktan öteye yol alıyor mu? Manasını anlıyor muyuz, işlerimiz o manaya uygun mu? Yoksa “kulak pası”nın silinmesi ile mi kalıyor. Yani okunan Kur’an-ı Kerim’in değeri ve hayatımızdaki karşılığı, hafızın sesini güzelliği ile mi sınırlı. Bakın alınıp, satılan hiçbir şey, dinin olmazsa olmazı değil. Hatta bir şey özünü kaybetmişse, onu büyük katılımlarla, törensel olarak kutlamak da bir şey ifade etmez. Eğer kıldığınız namaz sizi haramdan, zulümden, ifsad’dan, yetime sahip çıkmaktan alıkoymuyorsa “Vay o namaz kılanların haline”. Eğer Safa ile Merve arasında koşarken Hâcer’in ruh halini yaşamıyorsanız, Mekke’de jogging yapıyor olabilirsiniz. Kurban keserken İsmail’iniz yoksa, Kâbe’yi tavaf ederken İbrahimî bir sadakattan uzaksanız, o “ibadet” dediğiniz şey gerçek anlamda bir “ibadet” değil. Oruç sadece “aç kalmak” demek mi?. “Nice oruç tutanlar var ki, aç kalmaktan başka bir kazançları yoktur. Ve yine nice namaz kılanlar var ki, yorgunluktan başka namazından elde ettiği bir şey yoktur.” (İbn Mace, Sıyam,21) Sakın ola dininizi, para, makam ve ihtiraslarınız uğruna basamak yapmayın! Yapanlara meyletmeyin, sonra ateş size de dokunur. Kendi dışımızdakilerle, ötekilerle o kadar çok meşgul oluyoruz ki, kendi nefsimizle uğraşacak vaktimiz kalmıyor. Düşmanı bahane edip, kendi günahlarımızı perdelemeye çalışıyoruz. Sonuçta “kol kırılıyor, yen içinde kalıyor.” Onun için kollarımız ya çolak, ya da kangren olmuş. Nasıl olsa sorgulayan yok, inanan çok, salla gitsin! Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zaman.. Din giderek bireyleştiriliyor ve cemaat atomize oluyor. Nötralizasyon sürecinden sonrane olur söylemeye dilim varmıyor.. Din ciddi anlamda bir “Religio”laştırılıyor. Zaten “Din adamı: Ruhban” anlayışı fiilen var artık. Resmi olarak da var, gayri resmi olarak da. Eğitim kurumlarında din bir “kültür ve gelenek” olarak ele alınıyor. Ve moral, etik ile bezenmiş bir “Ahlak”tan söz ediliyor.. Hz Ömer dizisini izlediniz mi bilmiyorum ,ama bu dizi gerçekten güzel bir dizi!...  Aslında dizi haline getirilmiş İslamiyetin doğuşunu ve gelişimini anlatan bir filim…  İslamiyet’in doğuşunu, insanların Hz Muhammed’den etkilenmesini, Hz. Ömer’in Müslümanlığı nasıl seçtiği anlatılmakta.. Tabii ki inananların uğradıkları zulümler , inananların çektikleri çileler de.. Özellikle de İslamiyetin ilk zamanların da!... Peki İslamiyet ne vaat etti de, Allah’ın Resulü ne söyledi de insanların gözleri kamaştı.. Adalet dedi.. Adillik dedi… Eşitlik dedi.. İnsanların eşit olduğunu söyledi.. Haksızlığa göz yumulmamalı dedi..  Zulme karşı çıktı.. Kibrin, kıskançlığın, dedikodunun, fitneliğin, fesatlığın , yalancılığın, hasetliğin, nankörlüğün, kulla kulluk etmenin  kötü bir şey olduğunu anlattı.. kısacası kadim değerlere sahip çıkılması gerektiğini anlattı… Birbirlerini sevmelerini, birbirlerinin kuyusunu kazmamalarını , müslüman olmasa bile onların ötekileştirilmemesini istedi. İnsanlar etkilendi, ilk Müslümanlar bu sözlerin büyüsüne kapılarak Peygamberimizin peşinden gitti.. İlk yıllarda dinin ahlak boyutu ön planda.. Ahlak boyutu etkileyici, Kadim değerler bağlılık cazipt, baş döndürücü, sürükleyici.. İyi insan olmanın, hakkaniyetli insan olmanın, adil insan olmanın, başkasının hakkını yememenin yolu gösterildi..  Kimse kimseden üstün değil..  Herkes Rab'ın kulu idi.. “İslamcılık tevazu idi. Diğerkâmlıktı. Fedakârlıktı. Paylaşmaydı. Sabırdı. Küresel boyutta emperyalizme, yolsuzluğa, haksızlığa karşı çıkmaktı. İnsanlar arasındaki uçurumları bertaraf etmekti.” Ya şimdi? “Şimdi ele geçirme, sahip olma, başarma, daha çok tüketme, haz alma, cennete bu dünyada ulaşma hırsı...” “’Cumhuriyet projesi’ne ‘kostüm modernliği’ diye tanımlayanlar. şimdi ‘Kostüm Müslümanlığı’na soyunuyorlar. Şık kostümlerle, dev camilerle sanki bir gösteri alanı. Ama gösteridekiler, helal-haram kavramından, haktan, hukuktan tamamen uzaklaşmış halde... “Varolmaya değil, sahip olmaya doğru evrilen bir Müslümanlık... İslam’ın öngördüğü yaşam biçiminden koparak Amerika’nın ‘Dünyayı ye bitir’ ideolojisine eklemlenerek.” “İslam’la Müslüman arasındaki makas, hızla açılıyor.” Toplumsal bu çelişkiyi bizde hayretler içinde izliyoruz. genetiği değiştirilmiş (GDO) müslümanlığını!... “Nice oruç tutanlar var ki, oruçlarından payları açlık ve susuzluktur. Ve yine nice ayakta duranlar / namaz kılanlar var ki, namazından elde ettiği şey yorgunluktur." (İbn Hanbel, 2/373) Ayet öyle diyor: İblis sizi Allah’la kandırmasın. İblis size sağınızdan, solunuzdan, önünüzden arkanızdan, aşağıdan ve yukarıdan gelir. Açık bir kapı bulursa içinize girer ve damarlarınızda dolaşır. Kanın gittiği her yere gider. Unutmayın, İblisin varlığı günah işlemenizin bahanesi, gerekçesi olamaz. Derler ki, “Kedi aç kalır ve yavrusunu yemeye karar verirse, onu fareye benzetirmiş.” Dindar biri yalan söylememeli, haram yememeli, zina etmemeli, içki içmemeli, adam öldürmemeli. Evet bu doğru. Ama Müslüman adam bunları yapmaz diye bir şey yok. Yaptı diye de dinden çıkmaz. Bunları yapmasa da, bunları meşru görürse, dinden çıkar. İblis peşine düştü mü bir insanın ve o da ona kapıyı bir açtı mı, artık onun işi zor. İblisin peşinden yürümeye devam eder. Kim bunlar derseniz, onları görmek için çevrenize bakın bakalım, yok oldular değil mi? Onların gittikleri mekanlara bakın bakalım, eğer yolunuz düşerse tabii, kimlerle dost olmuşlar, kimlerle beraberler, kibir var mı? Eski dostları ile ilişkisi nasıl. Aile, çocuk, eş-dost ilişkileri ne durumda. Bunlar inandıkları gibi yaşamaktan uzaklaşınca yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar..  Kimimiz ilmimizle kibirlendik, kimimiz makamımızla, kimimin paramızla, kimimiz şöhretimizle. Kimimiz bunlara ulaşmak için İblisin yalan vaadlerine kandı, kimimiz bunları elde ettikten sonra sapıttı. İnsanoğlu neyi ihtirasla ister ya da neye sahip olur ve onunla kibirlenirse, Allah onları o şeylerle imtihan eder. O şeyler, “dua ile istenen bela”ya dönüşür. Din ve devlet büyüklerinizi İlah ve Rab edinmeyin. Haksıza karşı, haklıdan yana olalım o her kimse ve işi ehline verelim. Aksi zulümdür ve Allah, cahil, zalim, fasık ve müfsit kişi ve topluluklara yardım etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır. Kazandıkları, para makam ve şöhret, dua ile istenen bela olur onlar için. İblis  bir yolunu bulacaktır. iblisin şerrinden mutlak anlamda emin olan bir kul var mı! Bu dünya hayatı nasıl başladı.  Hz. İbrahim’den bile vazgeçmeyen bir lanet olası biri var. Ve onun en çok kullandığı üç alet, para/mal, kadın/fahşa, makam/güç. Buna zaafı olanlara dikkat! Bu işlerde harama açık kapı bıraktınız mı, İblis nefsinize taht kurar, o sizi, siz toplumu yönetirsiniz İns’in iblise dönüşürsünüz. Onun için “Rabbım beni bana bırakma” denilmiştir. “İhtirastan uzak dur, çünkü ihtirasla istediğinşey bir imtihana dönüşür de, dua ile istenen belanız olur” Yunusun dediği gibi: "........................ Okudum bildim deme Çok taat kıldım deme Eğer Hak bilmez isen Abes yere gelmektir   Dört kitabın mânâsı Bellidir bir elifte Sen elifi bilmezsin Bu nice okumaktır. .........................." Yukarıda çok kısa ve çarpıcı bir biçimde ifade edilen düşünceler  toplumun içinde debelendiği,.kısır döngüyü betimlemekte.. Toplumları, aileleri, bireyleri sarsan dinin ibadet boyutu ahlaki boyutuyla entegre edilmiş. Bütünleştirilmiş... Gayri müslümler bile ötekileştirilmemiş. Onların inaçlarına; haklarına, hukuklarına , canlarına,mallarına ve namuslarına helal getirilmemesi için mücadale verilmiş… Müslümanlığın,İslamiyetin  hızla yayılmasının nedini de  bu..  Hz. Ömer dizisi bu boyutu çapıcı biçimde anlatıyor..  Bugün;   Dinin ahlaki boyutu bazı kesimlerce  unuttulmuş, konuşulmaz olmuş.. Her şeyde olduğu gibi, ibadette de herkes gösteriş peşinde…. "İnsanın olduğu yerde hiçbir şeye şaşma!" diyen özdeyişi doğrulamak için umarsız bir  tutkuyla haksızlığın, adaletsizliğin, kıskanmanın, pusu kurmanın, arkadan vurmanın, bende olmayan başkasında da olmasın, ben önde olayım da başkası nerede olursa olsun algısının etkisi altında…. Eksiğimizi ve yanlışımızı bize anlatan gerçek dostları değil de; önyargımıza, yerleşik doğrumuza, kalıp düşüncelerimize, kör inançlarımıza, saplantılarımıza, ezberlerimize uygun sözler ederek, kendi bataklığımıza daha fazla saplanmamızı yol açan dalkavuklukları kendimize daha  yakın bulma çabası… Hayatın gerçeği yerine, kendi öz gerçeğini öne çıkarmak isteyenlerin kendilerini anlatırken kullandıkları "kutsal şalların gizlediği gerçeği" görme isteğinde ki azalma ya da yok olması; kör olması.... Gerçek yerine  yanılsamaların arkasına takılma… Herkesi kusurlu, kendimizi kusursuz görme…. "Akla nazar değmez" gerçeğini unutup, i nsanların yüzlerine söyleyemediklerimizi, arkalarından ağzımızı doldurarak anlatmak..…. Kendi icadımız olan varsayımlarla oluşturduğumuz düşünce çerçevesini "mutlak doğru" algılamasına kadar taşıma. "Kutsal kitabımız “Kuranı Kerim”i analatik olarak içselleştirmek yerine , anlamını bilmeden ,başkalarının anlattıklarına körü körüne bağlanma isteği  "Kutsal kitabı anlama çabasında kendinden çok başkalarını aracı etme. Onların  söylediklerini asıl refarans  kaynağı olan kutsal kitabımızdan  teyit etmeden "mutlak doğru” olarak Kabul etmek. Bunun için insanlık bu kadar cana mal olan bir serüven yaşamak zorunda mı? Bu coğrafya da yaşadığı acılar yetmedi mi? Yoksa bunlar  sonsuzluğa kadar sürecek bir oyunun parçası mı? "Topluluktan topluma geçiş" sürecini tamamlayamamızın gerekçileri bunlar mı?... Hayatın "nesnesi" olmayı aşıp "öznesi" olma konusunda hızlı bir ilerleyememenin  handikapları bunlar mı?... Ahlaki boyutunu içselleştirmeden, konuşulmadan ibadet boyutunu hep ön planda tutulması ne kadar doğru. Ya da doğru mu? ..  Bilemem..  Tamam, doğru ibadet önemli de; ibadetin asıl amacı ne? İslamiyet sadece ibadet mi demek? Kesinlikle hayır!... Bizce “ibadet sorunu  yok ,ibadetle entegre edilmemiş ahlak sorunu var” …. Zaten ibadet sorunu hiç olmadı.. Gidin herhangi bir camiye herkes gayet düzgün biçimde namazını kılmakta….. Ben daha saçmalayanı, çuvallayanı, ne yapacağını bilemeyeni görmedim..  Duymadım da.. İnsanlar vecibelerini yanlışsız yerine getiriyor..  Ne kadar mükemmel!....  Bi sorun yok..  Yok da.. Ben kendimi bildim bileli varmış gibi davranılıyor.. Din denilince, İslam denilince, Müslümanlık denilince işin hep ahlakla bütünleştirilememiş ibadet boyutu…..  Okullarda da..  Camilerde de üzerinde durulan bu.. Dinin ibadet boyutu..  Sadece iktidarlar değil, aileler de dinin sadece ibadet kısmıyla ilgileniyor.. Gerisine bakmıyor.. İbadetin nasıl yapılacağını bir an evvel öğretmek..  Bu telaşı görünce, zannedersin ki.. Memlekette ibadet sorunu var..  Yok..  Ama bi sorun var..  Ahlak sorunu var.. , İslam dininin bu kısmının konuşulmaması sorunu var.. İbadetten daha önemli görülmemesi sorunu var.. Hayata geçirilmemesi sorunu var..  Dini ibadetle sınırlama sorunu var.. Şu gerçek; çoğu kişi camide başka, cami dışında başka.. İbadet anında başka, ibadet dışında başka..  Adam namazında niyazında.. İbadetini eksiksiz yapıyor, kusursuz yapıyor.. Gelgelelim çalıyor, çırpıyor, önce cebini düşünüyor, kazık atıyor, dedikodu yapıyor, Kul  hakkı yiyor, başkasının namusuna göz dikiyor , haram yiyor, haksız kazanç sağlıyor, Yalan söylüyor, kula kulluk yapıyor… uzatmayalım dinin yapma dediklerini, uzak dur dediklerini  yapıyor.. Dinin ahlak kısmını dikkate almıyor..  Niye mi? Çünkü ona ibadet kısmı öğretilmiş.. Ahlak kısmından haberi yok..İ badetin ahlakla içselleştirilerek yapılması gerektiğinden bi haber. Müslümanlığa , İslama  ne kadar zarar vereceğini düşünmeden, ötekeliştirme eğilimi daha kolay ve yaygın…  Dinin, ibadetle sınırlı olduğunu zannetmekte.. O ibadetin “ahlaklı bir insan olma yolunda yapılan ritüeller olduğunu” düşünmekten uzak. Kendince, en iyi ibadeti, o yapıyor!.. Ya Yüce Yaradan'ın  huzurunda? Orası şüpheli.. Yukarıda anlatılanları teyit eden ibretlik bir hikaye. Birlikte okuyalım: Efendim delilerin-velilerin çok olduğu o eski zamanlardan birinde, meczubun biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.. Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır.. Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider.. Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar.. Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.  Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, t abii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan.. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar.. Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile.. İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar.. İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki: “Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın? Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?” Bunu duyan meczub melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar: “Âdetiniz böyle değil mi?”  “Ne âdeti?!” der Hoca.. Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra.. Demiş ki meczub bu kez: “Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil! Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der.. “Evet” der meczub, “Hepinizin sırtı yüklü!”.. Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına, bıyık altından gülüşmeler başlamıştır.. Meczub bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır: “Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı.. Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..” Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca; “ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar. O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!  Aynen doğrudur dedikleri çünkü; Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda, kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını, biri onaracağı kapıyı, diğeri lokantasında pişireceği yemeği.. Biri açtır aklında yiyeceği tavuk, birinin sırtında sevdiği kadın, diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır. “Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca.. O da der ki:“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı! Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda.. “Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”  Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet..  Ya işte böyle ... Bu kadardır ol hikaye.. Bize düşen ibret almak. Gelin hepimiz düşünelim bakalım, namazdayken sırtımızda neler var? Neleri sırtlıyoruz, neyin hamalıyız? Namaz ki bir gök yolculuğu.. Sevgiliyle buluşma, konuşma ânı.. Hiç insan sevgilisiyle olduğunda aklına başka şey gelir mi? Hem de nerde?! O huzurda.. Sırtımızda ne var? Kısacası,gücümüzün sınırlarını bilmenin, gücü kullanma zamanını iyi kollamanın ve gücü kullandıktan sonra bize nasıl geri döneceğini hesaplamanın bizi "insanlaştıran" ilkelerden biri olduğunu yüksek sesle birbirimize anlatamadığımızdan. Öğrenmenin  bizi " ilim sahibi" yapacağını; ama "ilkeli yaşamayı" bir "davranış biçimi ve  yaşam tarzı" haline getirmeden "irfan sahibi" olamayacağımızı kendimize anımsatamadığımızdan. Dürüst, kul hakkı yemeyen, Peygamberimizin ahlakına yakın bir ahlak seviyesine ulaşmış ama ibadette kusurlu, ibadette eksik insan mı makbuldür..  Beş vakit namaz kılan, din vecibelerini yerine getiren ama hileye hurdaya göz yuman, fitnelik,fesatlık, yalancılık.nankörlük,kıskançlık,haksızlık karşısında susan Camide başka, cami kapısının dışında başka olan mı? Sorumuz net.. Hangisi?)  Önceki akşam Hz Ömer dizisini izlerken bunları bir kere daha düşündüm.. Müslüman’ım diyen herkes bir iki dakika düşünse!.. Bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi, kadiri mutlak bir Yüce Yaradan var. Ne gam! Ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi minellahi teala. Elhamdülillahi rabbil alemiyn! Son Söz: Kul hakkı, yalan söz ve şahidlikle kendilerini helake attıklarını görmüyorlar. Oysa feraset sahibi herkes birçok şey hakkında, sınırlı da olsa bilgi ve kanaat sahibidir. Yarab bizi Hak’tan yana taraf kıl. Unutulmamaldır ki, hiç kimse dünyada olup-biten şeyleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Bizler Hakkın ve Halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacağız. Haksızlıklar karşısında susanlardan değil! Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayın, zalimlerden yana olmayın, sonra ateş size de dokunur. Gün gelecek Rab o birilerinin gizlediklerini bir şekilde ortaya çıkaracak ve onlara hak ettikleri cezayı verecek. Umutsuzluk haramdır. Kazananlardan olmak istiyorsak, HAK’tan yana taraf olmak en doğru yol. Fatiha’da günde 40 defa tekrarladığımız şey bu. Dilimizle söylediğinizi kalbimizle tasdik etmek gerekir. .”İnni küntü minezzalimiyn” dememekte inat eden ve “bana güven gerisini merak etme sen” diyenlere inanmayın. Unutmayalım; kazanılan savaşların hainleri, kaybedilmiş savaşların kahramanları da vardır. Fitneye sebeb olan haram işlere bulaşıp yollarına devam etmek isteyenlerle, bu ateşi tutuşturanları Rab  lanet etsin. Fitne ateşine odun taşıyanlara Allah lanet etsin. Gerçeği örtenlere, toplumu perişan eden haram işlere alet olup, yalanlarla hakikatı gizlemeye çalışanlara, onlara alkış dağıtanlara, onları eleştirenleri eleştirenlere Allah lanet etsin. Esselamü menittebeal Huda! Kendine makam verilince Zübde*i âlem sanan kerameti kendinden menkul sözüm ona ilahiyatçıdan ancak bu kadar!.. Giderek herkesin daha çok İslam'dan bahsettiği, Ancak daha az Müslüman olduğu bir âleme yolculuk faslındayız. Erdem dini eğilimlere göre değil fiili davranışlara bakılarak değerlendirilir. Hayırlı sahurlar... Sağlıcakla kalın! Günleriniz hep aydınlık olsun!  Yüreklerindeki sevgi,doğrulukve dürüstlük  daim olsun!  Yüreği "Berkehan ve Bilgehan Deniz" Kadar temiz olan tüm insanların!  OE -04.08.2013 Kadrajımdan:Kütahya Ulu Camii   -------------------------------------- (*)Ünlü işadamına “Ramazan nasıl gidiyor?” diye soracak oldum, “Ramazan iyi gidiyor ama, iftar konusunda dertliyim” dedi ve de anlattı... ”Bizim aile Anadolu kökenli. Bizim örf ve âdetlerimize göre iftar önemlidir. Aile iftar sofrasında bir araya gelerek oruç açar. İhtiyaç sahiplerine iftariyelik gönderilir. İftar saati iş saatine rastlıyor ise, işyerinde çalışanlar için iftar masası hazırlanır. Şimdilerde İstanbul’da bir iftar daveti modası çıktı ki... İnanılmaz. Şirketler, işadamları, politikacılar otellerde, lokantalarda iftar daveti düzenliyorlar. Herhalde belli bir işadamları ve önde gelen kişiler listesi var ki, bu listede isimleri yazılı tanıdık, tanımadık, niyetli, niyetsiz genelde hep aynı kişiler iftarlara davetli. Benim de işim dolayısıyla, ismimin öne çıkması nedeniyle listede ismim olmalı ki, hemen her gece bir veya birden fazla iftara davetliyim. Evde, çoluğum çocuğum ile iftar sofrası başına oturamaz oldum. Gitme diyeceksiniz. Gitme demek kolay... Az çok ilişkimiz var. Gönül koyuyorlar.” Faturayı kim ödüyor “Bir başka sorunum daha var. Davette oruç açarken günaha girdiğimi düşünüyorum. Çünkü paranın davet sahibinin helal kazancı ile mi ödendiğini, yoksa faturaların davet sahiplerinin şirketlerinin veya görevli oldukları kurumların hesabına masraf yazılarak vergiden mi düşüldüğünü bilemiyorum.” Ünlü işadamımızın “iftar sofrasının masrafının, helal kazançtan karşılanması” uyarısı çok önemli. (**) Dinin önüne ve sonuna çeşitli sıfatlar ekledik. Oysa kim Allah’ın kitabına bir şey ekler ya da ondan bir şey çıkarırsa, din aradan çekilir, kişi eklediği ya da çıkardığı ile baş başa kalırdı. O kadar çok İslam icad ettik ki; Folk İslam, Laik İslam, Euro İslam, Türk İslam, Arap İslam, Fars İslam, Demokrat İslam, Liberal İslam.  Siyaset ve para ilişkileri  Dini, biraz ritüel, biraz seremoni ve biraz bütçeye göre ikonaya dönüştürdü. Gerisi gönlünden ne koparsa(!).  Dinler arası fark bilgisayar markası, otomobil markası gibi bir şey. Herkes yerli, yaygın ve milli olanı seçiyor. Din, mezheb ve tarikatlar coğrafi markalar. Genelde İranlılar Şii, Türkler Sünni’dir. Suudiler Vehhabi. Zaten eğitim, media, siyaset, hukuk düzeni, toplumsal ilişkiler buna göre düzenlenmiş. “Semavi Dinler”, Musevilik, İsevilik ve İslam. Felsefi dinler, daha çok Asyetik, Budizm, Hinduizm, Şintoizm, Brahmanizm filan. Bunlar da iyilik, güzellik öğütlermiş. Sonunda yine bir şey değişmiyor. Doğuda oturanlar, Batıda oturanlar ona göre sınıflandırılıyor. Kimi tenasühe inanıyor, kimi yeniden başka bir dünyada yeni bir hayata başlamayı ümid ediyor. Bana kalırsa dinden soğumanın en büyük sebeblerinden biri aile, bir eğitim, biri Müslüman etiketli kişi ve kuruluşlar. Güzel örnek olamadı. Dahası, insanlar  ahlaki boyutdan yoksun, içselleştirilememiş  İbadetlere (!) bakıp dinden soğudular. Ne tarihini biliyoruz bu toprakların, ne toprağın altında ne var, üstünde var onu da bilmiyoruz. Birbirimizle uğraşıp duruyoruz. Birbirimizle uğraşıyoruz, ama yabancı siyaset, sermaye, sivil toplum, akademisyenlerin peşinden koşuyoruz. Herkes böyle değil elbette. Her zaman iyi, doğru, güzel insanlar var ama iki felaket sözkonusu; bilgili, dürüst ve cesur insanların devlet ve toplum nezdinde itibar görmemesi ve engellenmesi, ikincisi de kötülerin itibar, güç ve servet sahibi olmaları. İkisi de aynı yanlıştan besleniyor aslında. İşte o zaman “Kahtı rical” dönemi başlıyor. İşte o zaman “bana ne”cilik, “neme lazımcılık” başlıyor, meddahlar, yalaka tipler, münafıklara gün doğuyor. Haksız güç ve servet sahibi olanların kibirleri helaka giden yolu döşüyor. Bizler zor günlerden geçiyoruz. İnşallah aklımızı başımıza alırız. Yoksa gelecek günler geçen günleri aratabilir. İnşallah uyanırız da korkularımızdan emin oluruz. Hani hayatı dönüştürmek için güç ve servet istiyorduk, ama güç ve servetin önce kendine sahip olanları dönüştürdüğünü çok geç anladık. Anladığımızda ise çok geç olmuştu. Sanırım şimdi yeniden aklen ve ahlaken, ilmen tekamül etmemiz gerek. Aklımızla vicdanaımızla barıştırmamız gerek ki insan insanla barışsın. Bu iki barış gerçekleşsin ki, insanlar doğa ile barışsınlar, dağa ile savaştan vazgeçsinler. Zira bu üç barış bizi iyliklere ,güzelliklere ve doğruluklara kısacası "Aydınlığa"  götürecektir.