Tüm Bilgi Paylaşımlarım

International Journal of Organizational Leadership

International Journal of #Organizational #Leadership: Emotional burnout syndrome is seen as a non-constructive mechanism of psychological protection, which worsens the psycho-emotional state and complicates professional and social adaptation.  Please keep reading here: http://mvnt.us/m1221880   Digitalization of Leadership Practices at Organizations for Post Covid19 Outbreak: Comprehensive Approaches to Management Studies Digitalization processes in the Covid19 outbreak were critical for both public and private organizations since individuals could not work at their workplaces due to health conditions. For this reason, such processes resulted in changing the nature of work since many organizations adopted the understanding of digital workplace, leadership and managerial activities. Thus, the leadership shift from conventional to digital comes from the compulsory digitalization of the workplace. This situation creates a need to understand the role of digitalization and how it shapes leadership practices and employee behaviors in organizations. For this reason, this special issue aims to create a collection that contributes to comprehensive approaches to management studies by considering the changing nature of leadership, employee behaviors, and the workplace in organizations.       Main Themes: Digital Workplace and leadership New Normal Leadership and digitalization Digital transformation and virtual teams Digital leadership and its challenges and benefits Leadership and employee performance Qualitative approaches in digital leadership Quantitative approaches in digital leadership Leadership and Digitalization Relevant Dates (EXTENDED) Submission Deadline: October 30, 2022 Review Result: November 30, 2022 Publication Date: December 2022 (Upon acceptance) Submission Guideline: Follow the guidelines given by the Publication Manual of the American Psychological Association (APA) manual (7th ed.): A useful resource for APA 7th Edition and APA''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''s Checklist for Manuscript Submission. Manuscripts need to be approximately 8000 words in length with, title, abstract, notes, tables, appendix, and references included. Longer or shorter manuscripts might also be considered depending on the quality of content and the contribution to the field. Please submit a separate title page with the author name(s) and affiliations and the mailing address of corresponding author. Please submit the main manuscript as a blinded manuscript without any author names and affiliations in the text or the title page. Double Publication is NOT accepted. All manuscripts submitted should be original work and must not be under consideration by other publications. The language of the journal is English. Manuscripts should meet high academic writing standards.  All manuscripts should be sent to hvafadar@cikd.ca Inquiries and submissions may be sent to: hvafadar@cikd.ca MORE INFO: http://mvnt.us/m1194347   Canadian Institute for Knowledge Development (CIKD) https://cikd.ca/ International Journal of Organizational Leadership https://ijol.cikd.ca/ https://cikd.ca/former_associations/orhan-elmaci/

2022-2023 Güz Dönemi Maliyet Muhasebesi Ayrıntılı Ders Planı (Syllabus)

  Bazı öğretim üyeleri pek önemsemese de İlk günden öğrenciye syllabus,yani ayrıntılı ders planı dağıtılmasının çok önemli olduğuna inananlardanım.. İlgilenenler için; 2022-2023 Güz Dönemi Maliyet Muhasebesi Dersi Ayrıntılı Planı (syllabus)                                                                                                     T.C.                                                   KÜTAHYA DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ                                                 İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ                                                                           İŞLETME BÖLÜMÜ                                                                          MALİYET MUHASEBESİ                                                                              GÜZ 2022-2023   Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Orhan ELMACI Dersin Yeri & Zamanı: N.Ö.  Salı 1400 -1700 A3   İ.Ö. Pazartesi 17 -2000 A3 Öğretim Üyesi Oda No: İşletme Binası - 308 Görüşme Saati: Her gün 1100 -1300 ve randevu almak koşuluyla herhangi bir zaman Oda tel no: 265 21 93 - 2004 E-posta: oelmaci@gmail.com orhan.elmaci@dpu.edu.tr Web Adresi: http://www.orhanelmaci.com Dersin Tanımı: Üretim işletmelerinde birim ve toplam üretim maliyetlerinin maliyet muhasebesi sistemleri ile hesaplanması, kayıt altına alınması ve raporlanmasıdır. Dersin Amacı: Genelde: Birim – Toplam üretim/ürün maliyetini hesaplamak Özelde: üretim işletmelerinde gelirin doğru bir şekilde nasıl ölçümleneceğini, maliyetlerin nasıl azaltılacağını ve planlama/karar almada maliyetlerin etkin bir şekilde nasıl kullanılacağını ortaya koymaktır. Dersin İşlenme Esasları: Ders, “öğretim elemanının tamamen aktif olduğu” metotla ders konuları öğrencilere teorik ve uygulamalı olarak anlatılır. Öğrencinin Yükümlülükleri: İşlenecek tüm konular birbirine bağımlı olması nedeniyle, öğrencilerin dersleri düzenli olarak takip etmeleri zorunludur. Derse ilişkin konuların daha iyi anlaşılması ve kavranması özümsenmesi için, öğrencilerin dersten önce konuya hazırlanmaları gerekir. Ders sonunda özümsenmiş olan konular, kitaptaki problem örneklerinin çözümlenmesi ile daha da pekişmesi sağlanmış olacaktır. Öğrenciler, öğretim elemanının vermiş olduğu haftalık ödevleri yapmaları da konuların daha da pekişmesine yardımcı olacaktır. KAYNAKÇA   1. Temel Kaynaklar   Kitap ELMACI, Orhan, (2015), Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği’ne Göre Maliyet Muhasebesi, Gazi kitabevi, Yayın No: 20, Ankara http://www.gazikitabevi.com.tr/TR/belge/1-25200/maliyet-muhasebesi.html       Makaleler - 2. Yardımcı Kaynaklar   Kitaplar ÜSTÜN, Rıfat; (1994), Maliyet Muhasebesi, Bilim Teknik Yayınevi, ESKİŞEHİR ÜSTÜN, Rıfat; (1994), İmalat İşletmelerinde Çözümlü Maliyet Muhasebesi Problemleri, Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 13, ESKİŞEHİR AKDOĞAN, Nalan; (1994), Tekdüzen Muhasebe Sisteminde Maliyet Muhasebesi Uygulamaları, İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Yayınları, ANKARA KARAKAYA, Mevlüt; (2007), Maliyet Muhasebesi, Gazi Kitabevi, ANKARA YÜKÇÜ, Süleyman; (1999), Yönetim Açısından Maliyet Muhasebesi, Cem Ofset, İZMİR BASIK, Feryal Orhan, vd.; (2006), Maliyet Muhasebesi Çözümlü Problemler ve Test Soruları, Nobel Yayını, No:964, ANKARA BÜYÜKMİRZA, Kamil; (1998), Maliyet ve Yönetim Muhasebesi, Barış Yayınevi, ANKARA CİVELEK, Muzaffer; (2000), Maliyet Muhasebesi, (A) Ajans, KAYSERİ Makaleler -             HAFTALIK KONULAR VE İLGİLİ ÖN HAZIRLIK İÇİN DERS KİTABINDAKİ SAYFALAR Hafta Konular Hazırlık Sayfa 1 Maliyet Muhasebesinin Temel Kavramları ELMACI 1-16, ÜSTÜN 1-26, ÜSTÜN-Problem 1-12, AKDOĞAN 1-25, KARAKAYA 7-22, YÜKÇÜ 39-72, BASIK 1-11, BÜYÜKMİRZA 3-64, CİVELEK 2-46 2 Maliyet Muh. Sistemleri / SMM / Gelir Tablosu /Bilanço ELMACI 19-22, ÜSTÜN 32-35, ÜSTÜN-Problem 13-32, AKDOĞAN 5-48, KARAKAYA 25-80, YÜKÇÜ 3-36, BASIK 1-47, BÜYÜKMİRZA 58-63, CİVELEK 16-46 3 Tekdüzen Muhasebe Sisteminde Maliyet Hesapları ve İşleyişi ELMACI 33-133, ÜSTÜN 86-101, ÜSTÜN-Problem 1-32, AKDOĞAN 53-75, KARAKAYA 83-130, YÜKÇÜ 3-36, BASIK 53-74, BÜYÜKMİRZA 69-111, CİVELEK 2-46 4 Direkt İlk Madde ve Malzeme Giderleri ELMACI 133-170, ÜSTÜN 116-165, ÜSTÜN-Problem 33-55, AKDOĞAN 197-273, KARAKAYA 133-178, YÜKÇÜ 75-130, BASIK 132-154, BÜYÜKMİRZA 113-122, CİVELEK 47-115 5 İlk Madde ve Malzeme Stok Değerleme Yöntemleri ELMACI 133-170, ÜSTÜN 116-165, ÜSTÜN-Problem 33-55, AKDOĞAN 197-273, KARAKAYA 133-178, YÜKÇÜ 75-130, BASIK 132-154, BÜYÜKMİRZA 113-122, CİVELEK 47-115 6 Direkt İşçilik Giderleri ve Özel Sorunların Çözümüne İlişkin Yaklaşımlar ELMACI 171-200, ÜSTÜN 166-219, AKDOĞAN 273-317, KARAKAYA 181-232, YÜKÇÜ 105-130, BASIK 155-176, BÜYÜKMİRZA 122-142, CİVELEK 89-118 7 Örnek Problem Çözümleri ELMACI 1-200, ÜSTÜN 1-75, BASIK 1-78 8 Genel Üretim Giderleri ELMACI 200-275, ÜSTÜN 220-309, ÜSTÜN-Problem 76-146, AKDOĞAN 353-484, KARAKAYA 363-427, YÜKÇÜ 163-216, BASIK 177-260, BÜYÜKMİRZA 143-182, CİVELEK 119-176 9 Genel Üretim Giderlerinin Dağıtım Yöntemleri ile Gider Merkezlerine Dağıtımı ELMACI 200-275, ÜSTÜN 220-309, ÜSTÜN-Problem 76-146, AKDOĞAN 353-484, KARAKAYA 363-427, YÜKÇÜ 163-216, BASIK 177-260, BÜYÜKMİRZA 143-182, CİVELEK 119-176 10 Genel Üretim Giderlerinin Hizmet Gider Merkezlerinden Esas Üretim Gider Merkezlerin Yüklenmesi ELMACI 200-275, ÜSTÜN 220-309, ÜSTÜN-Problem 76-146, AKDOĞAN 353-484, KARAKAYA 363-427, YÜKÇÜ 163-216, BASIK 177-260, BÜYÜKMİRZA 143-182, CİVELEK 119-176 11 Genel Üretim Giderlerinin Ürünlere Yüklenmesi ve Sipariş Maliyet Sistemi ELMACI 257-283, ÜSTÜN 266-348, ÜSTÜN-Problem 147-201, AKDOĞAN 353-484, KARAKAYA 462-526, YÜKÇÜ 219-284, BASIK 261-290, BÜYÜKMİRZA 183-199, CİVELEK 227-278 12 Safha (Evre) Maliyet Sistemi ve İşleyişi (Tek Safha) ELMACI 291-315, ÜSTÜN 349-390, ÜSTÜN-Problem 201-249, AKDOĞAN 454-484, KARAKAYA 503-576, YÜKÇÜ 287-377, BASIK 291-354, BÜYÜKMİRZA 199-217, CİVELEK 276-410 13 Safha (Evre) Maliyet Sistemi ve İşleyişi (Birden Fazla Safha) ELMACI 291-315, ÜSTÜN 349-390, ÜSTÜN-Problem 201-249, AKDOĞAN 454-484, KARAKAYA 503-576, YÜKÇÜ 287-377, BASIK 291-354, BÜYÜKMİRZA 199-217, CİVELEK 276-410 14 Üretim Kayıpları (Fire) / Bozuk / Kusurlu Mamul / Yan Mamul / Birleşik Mamul ELMACI 373-381, ÜSTÜN 391-425, ÜSTÜN-Problem 251-343, AKDOĞAN 413-430, KARAKAYA 421-457, YÜKÇÜ 421-457, BASIK 355-379, BÜYÜKMİRZA 444-456, CİVELEK 361-410               Ölçme ve Değerlendirme Sınavın Türü Değerlendirme Şekli Yüzdesi Tarih Ara Sınav Klasik Sınav % 40 31Ekim-05 Kasım.2022 (Tahmini) Yüz Yüze Final Sınavı Klasik Sınav       % 60 02—10 Ocak 2023 Yüz Yüze                                                                                                                                                                 

2023 Yılının Ülkemize, Dünyamıza Sağlık, Barış, Huzur ve Mutluluk Getirmesi Dileğiyle

  2022 yılını çok şükür geride bırakıyoruz. Bu yılda kaybettiklerimize Yüce Yaradandan rahmet diliyorum. Şimdi yeni bir yılı karşılayacağız. 2023 yılı tüm insanlığa  ve Türk Dünyası'na sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.2023 yılı sevdiklerimizle doyasıya kucaklaşacağımız, tüm olumsuzluklarını bize unutturabilen, hep birlikte umut ve dayanışmayı büyüten yıl olsun....Yüreği temiz tüm insanların, her şey gönüllerince olsun. Umutlarımızın gerçekleştiği bir yıl olsun... Yeni Yılınız Kutlu olsun… Kadrajıma takılanlardan.... Kuruluştan Kurtuluşa Ateşte Açan Şehrin Saat kulesi https://bit.ly/3GyiAek Yarının bugünden farklı olması için zerre sebep yok. Tüm dünya bunu biliyor, ama herkes her yıl aynı anda daha iyisi için umudunu haykırıyor. Yarınları daha iyi kılan da o umut.. Umut binbir ayaklı, umut güneşte saklı. Umut edenler haklı, umut insanın hakkı.” Umut şart! Eski Türkler, "kaç yaşındasın yerine, kaç bahar gördün?" derlermiş. Özünde “Yaş” olan kelimeler, hayat, can ve yeşerme anlamı taşımakta .Bu sebeple canlılığı devam eden, yaş alan insana “Yaşlı”, canlı bitki rengine de “Yaşıl” yani "Yeşil" denmekte… Her yıl ömrümüzün bir başka baharına erer, yeşeririz...Bizim ne kadar yeşerdik derseniz yeşerttiklerimize bakmanızı öneririm … Hani modern Türk şiirinin önde gelen şairinin dediği gibi: "adı, soyadı / açılır parantez / doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/.../ parantezin içindeki çizgi / ne varsa orda." Benim parantez ne zaman kapanır bilmem ama, o kısa çizgide; yapacak, yapmak istediğim, Vatanıma, Milletime faydalı olabilecek çok şeyim var gibi geliyor... Doğduğum gün sanki söz verdim dünyaya: öylesine yaşıyormuş gibi olmayacağım. “Önemli olan hayatımdaki Yıllar değil, yıllarımdaki Hayat" ilkesi ile yoldayım ve öğreniyorum hala... Amacım dokunduğum her yere, her kişide güzel, yararlı izler bırakmak, yer değiştirdiğimde ise "her daim hatırlanmak". Nedenine gelince "Hatırlanma şeklinizi karşınızdakiler değil, yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek" cümlesinin anlamına inanmış olmak. Bir Bilge kişi, bir zamanlar şöyle yazmıştı: "Herkes, yüreğini verdiği şeyin değeri kadar değerlidir.” Benim değerlerim; Vatanım, Bayrağım, Atatürk'üm Ve Adaletli Bir Yaşam... Ölünceye kadar da bu değerlere bağlı yaşayacağım... 2023 yılının tüm dostlarıma, bana artı değerler katan güzel insanlara, aileme, öğrencilerime, , bahçedeki çiçeklere, börtü böceğe, uçan kuşa, sağlıklı, mutlu, üretken ve huzurlu bir yıl olmasını diliyorum. Aklınızda hayalinizde, kalbinizde ne varsa ömrünüze yazılsın. Sağlık ve dostlukla kalın. https://bit.ly/38UGheO     Yeni Yıla Girerken Pagan Kültürü...(*) İlk Söz: 1964’te Nobel Edebiyat ödülünü kapitalist ve Burjuva işi diye reddeden yazarın dediği gibi; ‘insan kendinden ne yaratırsa, ondan ibaret’.Aslında ne giden yılda kusur var, ne gelen yılda marifet! Meselenin özü bizde.Bugün, yarın, gelecek yıl bu değişmez....Umarım hoşgelir 2021... Bu arada söylemeden edemiyeciğim: Maalesef bizde zaman ve mekan kavramı çok zayıftır. Dünya haritası sübliminal mesajlarla doludur. Mesela birçok insan “Rumi takvim”in ya da Şemsi ve Kameri takvimlerin özelliklerini bilmez. Bilmediğini de bilmez. Mesela hicri ayların isimlerini birçok insan bilir, ama bu defa da bildiğini bilmez. Ocak, şubat diye saymasını bilir ama bunlardan kaç tanesi Türkçe desen, onun üzerinde de düşünmemiştir. Mesela Tanrı Kral, Roma imparatoru Agustus neden bizim aylarımızdan birinin adıdır? Mesela Ankara’da Hacıbayram Camii’nin yanındaki tarihi eser kalıntısı, Agustus tapınağına aittir. Ne güzel (!?) mi, kendini Tanrı kabul eden bir sapkının adına “yerli ve milli” bir ayımız var!? Aralık, Ocak, Ekim dışında bir tane Türkçe ay adı yok. Yeni yıl deyince en çok bilinen isim, “Noel baba”, ama ne gariptir ki, o zatı ne sevenler ve ne de ona karşı çıkanlar, gerçek kimliği ile tanımlıyorlar. Noel Baba artık bir tüketim pazarında iş tutan Coca Cola’nın ürettiği bir tüketim ajanı! Öz yurdunda garip bir ademoğlu. Dünyanın en iyi bilinen markası hakkında maalesef bu ülkenin insanlarının yeterli bilgisi yok. Siyaset, bürokrasi, iş dünyası, akademi, sivil toplum, medya da konuyu ucuz bir magazin konusu ya da sekülerleşme / batılılaşma aracı olarak kullanıyorlar.  Neyse sözü fazla uzatmadan, Noel; çocukların başına oyuncak dağıtanların değil, bombalar yağdıran küresel oyun kurucuların ürünü.. Bu da böyle biline...  Bu notumuz şimdilik burada kalsın... Bu yıla girerken de "küresel devşirme, eğlence ve afaziliğin" simgesi haline gelen "havai fişek" gösterilerini izleme olanağını bulacağız. Kutlayanlar medenileşmiş ,sosyal! Kutlamayanlar ise, “asosyal” ya da bazılarının anlamını bile bilmediği, kaba bir deyimle “denyo”… Yeni yıl dolayısıyla meydanlarda düzenlenen geleneksel Kutlamalarda her zaman olduğu gibi katılanlar saat 24.00'e bir dakika kala insanların çoğu hep birlikte geriye doğru sayacak ve yeni yıla girildiğinde, çığlıklar atarak, ışıl ışıl yanan rengarenk yılbaşı kristal toplarının yüksekten düşer ken çıkardıkları renk ve ışık gösterileri ile masallar dünyasında hayallere dalacak. Hem de ne hayaller! "Çalışmadan, üretmeden, emek harcamadan ulaşabileceklerini sandıkları rahat /refah yaşam düzeyleri! Hani sözlerini büyük Türk şairin yazdığı, Cemal Reşit Rey tarafından bestelenmiş, Türk tiyatrosunun klasik eserlerinden birisi olmuş Şişli'de bir Apartıman” ya da diğer adıyla “Lüks Hayat” şarkısının sözleri gibi… “Hey lüküs hayat, lüküs hayat Bak keyfine Yan gel de yat Ne güzel şey, Oh ne rahat Yoktur eşin lüküs hayat” Bu “halet-i ruh” haliyle gösterileri izlerken, Türk-İş tarafından yapılan "açlık ve yoksulluk sınırı" araştırmasını da umarım ıskalamazlar! Yılbaşını kutlamamak… Dinsel anlamda mı? Yoksa eğlence anlamında mı? Yoksa yozlaşmış, tüm kadim değerlerini kaybetmiş, afazi olarak mı? Yoksa da eşik altı büyücülerin zihinsel Subliminal stratejileri sonucu mu? Bir ritüel yapılıyorsa içeriğini de bilmek gerekir. Yoksa tam bir afazi hale geldiğinizin resmidir! Hıristiyanlığın otantik ve kutsal bir figürü olmayan Noel Baba'nın popülerleşmesi ile kapitalist tüketim kalıplarının yerleştirilmesi ve yaygınlaştırılması arasında sıkı bir ilişki var… Batı dillerinde Santa Claus, bizde Aziz Nikola denen Noel Baba’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa nerede ve ne zaman yaşadığı, onu önemli kılan özelliklerinin neler olduğu gibi sorulara henüz bilimsel açıdan doyurucu yanıtlar verilemedi ama Noel Baba’nın gündelik hayata girişi ilk kez, 1863 yılında Thomas Nast adlı bir grafikçinin, yoksullara, gereksinim sahiplerine yardım eden bir Hıristiyan azizinden esinlenerek hayali bir beyaz sakallı tonton bir dede resmi çizmesi ile başladı… Ve bu resim Harper’s Weekly adlı bir derginin 3 Ocak 1863 tarihli kapağında yayımlandı. 1924 yılında da siyah-beyaz Noel Baba figürü, kapitalist tüketimin sembol içeceği Coca-Cola için reklamlar tasarlayan İsveçli grafikçi Haddon Sundlom; Noel Baba’sını, kırmızı-beyaz elbiseli güleç yüzüyle sekiz atlı bir rengeyiğinin çektiği kızağa bindirmek suretiyle renklendirdi. Neden renklendirdi acaba? Tabi ki Coca-Cola’nın kış aylarında da tüketilmesini sağlamak. Ürünü çocuklar dünyasına sokmak ve bu ürünün içeriğinin iyi olduğunu bilinçaltına işlemek… Artık ‘kızakla dolaşan neşeli Noel Baba’ figürü 1939’da, Denver Gillen’in çizgileri ve Robert May’in şiirinden oluşan bir broşür o yıl tam 2.4 milyon basılıp dağıtıldı. Neden dağıtılmış dersiniz? Tabi ki kapitalist tüketim kalıplarının yerleştirilmek ve yaygınlaştırmak için… Artık 1947 Noel Baba’nın tam olarak popüler hale geldiği yıl olmuş… Rusya 1918 yılında, yunanistan 1923 yılında, Türkiye 1926 yılında “Gregoryen Takvimi” resmi takvim olarak kullanır olmuş. Açık anlatımıyla 1 Ocak günü, 1926 yılından bu yana Türkler için yeni bir yılın başlangıcı olmuş.. Türkiye’nin Noel Baba ile tanışması ise, Demokrat Parti’nin Türkiye’yi ‘Küçük Amerika’ yapmaya soyunduğu 1950’lerin başında... Bu tarihten sonra yıllardır hasetle seyredilen Beyoğlu eğlenceleri hızla yurda yayılmış. Dergiler, özel yılbaşı sayıları çıkarmaya, gazinolar balolar düzenlemeye, ‘Tayyare Piyangosu’ özel çekilişleri yapılmaya başlanmıştı bile… Sadece büyük şehirlerde değil, Anadolu'da , her gelir grubundan aileler, yılbaşında bir sofra etrafında toplanarak yeni yıl yemeği yemeyi, radyo dinlemeyi, gece yarısı Milli Piyango çekilişini izlemeyi âdet edinmiş. Televizyon yayını başladıktan sonra da gece saat 24.00’te “Zeki Müren konser verecek mi? Dansöz (oryantal)  çıkacak mı?” havasına girilmiş. Kuruyemiş, tombala bu gecenin sembolü haline gelmiş. Gelirdeki farklılaşmaya ve değişime bağlı olarak yılbaşı eğlenceleri gazinolara, lokallere, otellere taşınmış. E ne de olsa o tarihlerde siyasilerin belirlediği hedefe ulaşılmış… ve medenileşmiştik! Nasıl bir medenileşmek ise?! Gerçi ‘medenileşme’ projemiz 1935’te ‘bütün medeni milletlerce’ tatil günü olarak kabul edilen 31 Aralık öğleden sonrasıyla 1 Ocak günlerinin uygulanmakta olan tatil günlerine eklenmesi’ teklifi kabul edildiğinde olmuş! 1951-1955 arasında Noel Baba figürlü posta pullarının basılmasıyla başlamış bu furya… Artık Türkiye Radyoları’nın hazırladığı özel yılbaşı programları, şöhretli sanatçıların rol aldığı skeçler, şarkılar ve türkülerden oluşan konserler, oyun havaları ve Milli Piyango çekilişi yılbaşı kutlamalarının tipik unsurları olmuş…   30 Aralık 1958 tarihinde Tercüman gazetesinde Ayhan Hünalp tarafından çizilen Noel Baba portresi ile doruk noktasına ulaşmış … Hünalp’in Noel Baba’sı, 342 yılında Fethiye yakınlarında bir antik kent olan Patara’da doğmuş. Çeşitli mucizeler göstererek (örneğin vaftiz edildiği leğenden ayağa kalkarak Allah’a şükretmiş, Hıristiyanların oruç günlerinde ve her cuma annesinin sütünü emmeyerek perhiz yapmış) azizlik mertebesine ulaşmıştı. Daha sonra darda kalanlara yardım etmeyi gelenek haline getirmiş olan Aziz Nikola, ömrünün son yıllarını Demre’de (Antalya’nın Kale ilçesinin antik adı) piskopos olarak geçirmiş. Noel Baba adını alması, hayırseverlik işini iki kez üst üste 26 Aralık’ta yapmış... 1960’lardan itibaren açılan ‘Amerikan Pazarları’ Amerikan malları, otomobilleri, dergileri, Amerika’nın Sesi Radyosu (VOA), Hollywood filmleri ve ‘Barış Gönüllüleri’ ile Amerikan kültürünün topluma nüfuz etmesiyle 1970’li yıllara gelindiğinde büyük otellerde ve çocuk yuvalarında Noel Baba’lı kutlamalar başlamış. Kimse de Antalya gibi sıcak bir yerden nasıl olup da rengeyiğinin çektiği kar kızağında hediyeler dağıtan bir Noel Baba çıktığını sorgulamamış! Patara ile Demre bir süre Noel Baba için yarıştılarsa da Noel Baba’nın Patara’da doğduğu, Demre’de yaşadığı şeklindeki formülde uzlaşılmış ve böylece iki şehrimizin de bu kutlu olayın meyvelerini toplaması mümkün olmuş. Batı kültürü artık iyiden iyiye tüm ülkeye nüfuz etmiş... 1960’lar, 1970’lerde Hilton, Park ve Divan otellerinde serpantinli ve konfetili yılbaşı kutlamaları giderek yaygınlaşmış. 1980’lerde yılbaşını kış tatili ile birleştirip ‘ bir yerlere kaçma’ modası başlamış. 1990’larda Noel Baba’ya Noel Anne ve Noel Köpekleri eklenmiş… 2000’li yıllarda ise Noel Baba artık ailemizden biri olmuş…  Öyle ki bir Noel Baba’yı anlatan 2009 tarihli ‘Neşeli Hayat’ adlı filmi, kısa sürede bir milyonu aşkın izleyicinin ilgisini çekmeyi başarmış...  2014 yılına geldiğimiz bu günlerde, Türkiye'de Asgari Ücret 16 yaş altı ve üstü uygulamasına son verilirken ilk altı ay için aylık brüt 1071 TL, net 846TL.  İkinci altı ayın brüt 1131 TL, net 891 TL olarak belirlenmiş. Bir karşılaştırma olarak, "5 yıldızlı" otellerde yeni yılı karşılamanın bedeli kişi başı 900 lira! Milyoner'le zilyoner arasındaki uçurumun ne kadar derinleştiğini gösteren bir karşılaştırma... Buzdağına çarpan Titanic'in güvertesinde keman çalmaya devam edenlerle, güverte altında üçüncü sınıf yolcusu olarak seyahat edenler gibi! Bu  notumuz şimdilik burada kalsın... Her neyse "5 yıldızlı" otellerde... Yeni yılı karşılamanın bedeli kişi başı 900 lira dedik ya! Buna limitsiz yerli içki dahil! Masa üzerinde (Amuse Bouche/Meze Fransızca) Zeytinyağlı yaprak ve midye dolma, dometes carpaccio Sebzeli Crostini, peynir tabağı pastırmalı mutabbel Menü İstakoz madalyonları, Andiv yaprakları, Tabuleh salata ve siyah havyar ile Bloody Mary çorbası, yeşil kereviz ve tava edilmiş Tarak balığı ile Kaz ciğeri, Akdeniz yeşilliği, karamelize tarçın ve kestaneli ayva sotesi ve Balsamik şurubu ile Balmoral steak, Ratatouuille sebze, Fondina peynirli polenta ve çikolata aromalı sosu ile The Maria sorbe Çikolatalı ve Citrus Meyveli Kestaneli Terrin Çay/kahve Mevsim meyveleri tabağı, karışık kuru meyveler, çikolatalı dondurma topları, zencefilli kek...   Gece yarısından sonra işkembe çorbası ikramı…  Ve filmin koptuğu..... Nirvana’ya ulaşıldığı an!... Kafada püskülü sauka/katyon,, Ağzında kaynana dilli ile gece ısınacak ve DJ müziği eşliğinde gönüllerince dans edilecek. Yılbaşının vazgeçilmez muhteşem oryantal şovun da sunulacak galada, misafirlere gece için özenle hazırlanan Türk ve Dünya mutfağından farklı lezzetleri tatma olanağı da bulacak.  Parası olana, 900 lira çerez parası olana sözümüz yok! Adamın parası var harcıyor! Parası olan için, lüksün sınırı yok. Adam köpeğine kürk giydirir, pırlanta kolye takar! Altın banyo muslukları yaptırır! Pırlantalı şarap kadehleri, iPhone kılıflarını çeşitli mücevherler ile süsler! Aslında zenginliğin, lüksün ve bir anlamda şımarıklığın sonu yok! Amerikan gazeteleri yazıyordu üç dört sene evvel... Havadan para kazananlar   Wall Street Restoranların da kedi dışkısıyla filtre edilmiş kahvenin(**) fincanına 100 dolar, bir burger’e 175 dolar öder.... Köftesi Kobe bifteğinden Trüf mantarı ve kaz ciğeri sosuyla tepesinde altın yaprağıyla servis ediliyormuş. Dedik ya! Parası olana ne sözümüz olabilir. Var harcıyor! İsrafta, lüks düşkünlüğünde, çar çur'da üstlerine yok ama… Egoları altın varaklı. Kültürleri teneke.  Ama "aç tavuk olup da kendini buğday ambarında" sananlara ne demeli?! Bunlara özenenlere, içten içe iç geçirenlere ve yapanlara ne demeli?! Herhalde Kerizlikte Nirvana! Farkında mısınız? Bu Prototiplerin çoğu "Hem kel, hem fodul" olanlar. Yaşamımızın çoğunu başkaları ne der diye düşünerek inşa edenler. Yani kendilerinden, örf ve adetlerinden git gide uzaklaşanlar!. Umut başka, kendini kandırma başka.. Umut gerçekleşmedikçe yara halini alıyor. Çirkin kalın bir yara...    Bilimsel olarak ifade edecek olursak topluma ve kendine" yabancılaşanlar" "..mış gibi yaşayanlar" Ama burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta: Bu âdetin sadece eğlence tarafını almış olmamız.. Zira bizdekinin Hıristiyanlardaki gibi dinle alakası yok… Hayır ve hasenat işlemekle de hele bir hafta evvel gelen Noel’le de! Tuhafı şudur ki, tek geleneğimize dayanmayan bu yeni âdete, yani yılbaşı sabahlamasına, bütün âdet ve bayramlarımızdan fazla gayretle, dört elle sarılmış haldeyiz! son söz olarak  size güzel iki hikaye…   Birinci hikaye:    Adamın biri köyüne doğru yola koyulmuş, heybesine iki tane karpuz koymuş evine götürmeye. Eski zaman tabii yollar uzun, güneş yakıcı... Yolda yorulmuş adamcağız, heybesinden çıkardığı karpuzun birini kesmiş, yemiş. Kabuklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp, "Desinler ki bunu bir ağa yemiş." deyip, kabukları bir kenara bırakmış. Sonra yan gelip yatmış. Biraz sonra kalkıp, kabuklardaki kırmızı kısımları iyice kazımış. Beyaz kabukları bırakırken, kendi kendine söylenmiş: "Desinler ki yanında bir de hizmetkârı varmış. " Yorgunluk kolay çıkmaz. Ağacın altında uzanmış kalmış. Bir de doğrulmuş ki vakit epeyce ilerlemiş. Bu arada terleyip susamış da. Yine kabuklara bakmış ve başlamış yemeye. Hem yiyip hem söylenmiş: "Desinler ki bir de eşeği varmış."  İkinci hikaye:   Adamın biri aç mı aç, sefil mi sefil, zavallı mı zavallı...   Ev kirasını ödese, bakkalı ödeyemeyecek, bakkalı öderse, ev kirasını...    Tutmuş kira için ayırdığı parayla at yarışlarında oynamaya kalkmış. Ola ki kazanırım, ola ki benim de cebim para görür, ola ki çoluğuma çocuğuma birer kat elbise alırım, bir eğlence yerine götürürüm onları, borçlarımı öderim...  Ve oynamış. Kaybetmiş bütün parayı.   “Çekiver kuyruğunu,” demiş adam, “şu dünyanın” ve akşam saatlerinde sokaklardan el etek çekilince, şehrin en yüksek köprüsünün korkuluklarını aşarak, suya atlamaya hazırlanmış.    Bir el dokunmuş omzuna. Saçları yapış yapış, burnu çenesine değen bir kocakarı: - Ne yapıyorsun evladım? demiş. - Hiç, ne yapacağım, kuyruğunu çekmeye hazırlanıyorum dünyanın. - Bir sıkıntı mı var ? - Bir sıkıntı olsa mesele yok. Ne ev kirasını ödedik, ne bakkal borcunu, alacaklıların suratları, karının dırdırı, çocukların yalvaran bakışları... Sıkıldım yaşamaktan. Kocakarı: - Ben cadıyım, demiş. Vazgeç bu işten. Ev kirası bankaya yattı, bakkalın borcu ödendi, karın neşeyle seni bekliyor. Adam: - Ne olacak, demiş, bir dahaki aya yine aynı hikâye değil mi? Kocakarı: -Peki, açıktan bir de yüz bin liralık çek bulacaksın masa örtüsünün altında, demiş. Şimdi tamam mı? Adam duraklamış, korkuluğun ön tarafına geçmiş: - Niye yapıyorsun bunu bana? - Hiç, gençsin, yaşamak hakkın, onun için. Yalnız bir tek şey rica ediyorum senden, bu geceni benimle geçireceksin. Kabul etmiş adam ve gitmişler kocakarının kulübesine...    Gece öyle geçmiş, sabahleyin kocakarı yatağın ortasında pörsük göğüslerini sallayarak, yağlı, yapışık saçlarını tarıyormuş. Adamın ise midesi bulanıyor, yüreğini tarif edilmez bir pişmanlıkla iğrenme duygusu sıkıştırdıkça sıkıştırıyormuş.    Olanları bitenleri şöyle bir hatırlamaya çalışmış. Bir teselli bulmak için: - Neyse, demiş, artık ev kirası da yok, bakkal borcu da; yüz bin liralık çek ise hazır. Kocakarı kahkahalarla gülmeye başlamış: - Ne, ne dedin bakayım? - Kurtuldum sayende sıkıntılardan, şimdi giyinecek, insan gibi, yaşamaya başlayacağım.   Kocakarı, saçlarının üzerinden traktör geçirir gibi hart diye çekmiş tarağı aşağıya: - İlahi evladım, diye sormuş, sen kaç yaşındasın? - Otuz sekiz civarı... - Bu yaşa gelmişsin bak. Hâlâ cadılara inanıyor musun?   Cadılara, Noel babalara inanmamak gerektiğini öğrenmeden göçüp gidiyoruz.... son söz:     Bir yıl dediğin nedir...? Güneş etrafında kat edilen 940 milyon kilometrecik!... Ne çabuk geçti değil mi ? Hiç bir şey anlamadık. Bi' de anlasaydık n'olurdu acaba?   Demek ki neymiş? Takvim zaman demek değilmiş. Bitiyor çünkü ve hiçbir şey olmuyor. Oysa zaman bitince varoluş kalmaz... Pagan kültüründen esinlenerek ortaya çıkarılan Noel kutlamalarının asıl önemi tarihsel mantığı değil, çok kazançlı bir iş olduğu…. Başka bir deyişle, ticari bir festival olarak icat edilmesi. Noel kutlamalarının  başından beri pazarlama amaçlı olduğu gerçeği.… Umut başka, kendini kandırmak başka... Umut, yarındır...  Sessizce kırlır: Kalp, umut, hayal... Sağlıcakla kalın.. Sağlıcakla Kalın! Yüreği "Berkehan" ve "Bilgehan  Deniz " Kadar temiz tüm insanların, günleri, gelecek yılları hep aydınlık olsun! Yüreklerindeki sevgi daim olsun! O.E. 30.12.2013 http://blog.radikal.com.tr/yasam/havai-fisek-gosterileri-altinda-kuresel-devsirme-eglence-ve-afazilik-9691  01.01. 2013  Not: Bir zamanlar Türkiye diye çokça  paylaşılan bu fotoğraf 8 Ocak 2002 tarihliymiş. Ne kadar güzel .. (*)(2013 'de yazılmış ancak günümüz için de geçerli yeni Yıla ilişkin bir deneme)...Yukarıda ki verileri güncellemek isteyenler için, 30.12.2013  1$ =2,119 ₺... Bu da böyle... (**) Endonezya'da bulunan Sumatra adası ve çevresindeki birkaç adada bulunan palmiye misk kedisinin kahveyi yemesi ve sonrasında dışkılaması sayesinde elde edilen ve yılda 380 kilo üretilebilen kopi luwak kahvesi 350 dolar ile 500 dolar arasında satılıyor

Canadian Institute for Knowledge Development (Cıkd)

  https://cikd.ca/ https://cikd.ca/publishing/ https://cikd.ca/former_associations/page/8/   Canadian Institute For Knowledge Development Canadian Institute for Knowledge Development (CIKD) is an international, multi-disciplinary research, publishing, consulting and training institute which is one of the most expert institutions of its kind. It is committed to organizing and developing educational events and conferences in different fields. It also encourages who wish to participate in academic conferences, and publish in peer-reviewed journals. CIKD also has in-depth activities related to publishing academics journals and proceedings.  This institute also develops quality business and finance research.  In this filed the institute aims to provide educators, business leaders, and public-sector decision-makers with applied and in-depth research in the fields of business trends in general and economy, finance, information technology and marketing and in particular. The research which is being conducted by CIKD specialists results in some certain outcomes which are very helpful for business leaders, state and local government agencies, public and private researchers, industrial organizations and chambers of commerce. CIKD’s journals include: International Journal of Organizational Leadership Marketing and Branding Research Management Issues in Healthcare System  Canadian Journal of Medicine This institute also holds series of courses with the highest academic and applied qualification available, especially in the fields of business, economy, finance, marketing, research methods and information technology.  We plan to provide solutions in our training programs which will allow learners the opportunity to learn how to solve the real -world problems and achieve new skills. – What we do in brief  Hold conferences and events  Conduct and provide research Organize professional trainings CIKD seeks to promote the quality of education by offering professional courses, holding related conferences and conducting research. Our brands in conferences consist of: INTERNATIONAL CONFERENCE ON NEW CHALLENGES IN MANAGEMENT AND BUSINESS (NCM) INTERNATIONAL CONFERENCE ON NEW TRENDS IN ENGLISH LANGUAGE TEACHING AND TESTING (NTELT) INTERNATIONAL CONFERENCE ON SOCIAL SCIENCE AND HUMANITY (SSH) INTERNATIONAL CONFERENCE ON NEW DIRECTIONS IN BUSINESS, MANAGEMENT, FINANCE AND ECONOMICS (ICNDBM) INTERNATIONAL CONFERENCE ON COMPUTER SCIENCE, COMMUNICATION AND INFORMATION TECHNOLOGY (CSCIT) INTERNATIONAL CONFERENCE ON INDUSTRIAL ENGINEERING AND OPERATION RESEARCH (IE)  Mission Our mission is to expand, deepen and spread knowledge, understanding, and expertise in different fields of science. We are committed to facilitate the required conditions for new knowledge dissemination, promote brilliant ideas, and provide high-quality services to expand the relationship between the researchers, technicians, businessmen, and entrepreneurs. Vision To achieve high global position in knowledge creation and expansion and to help the development of knowledge sharing as an effective tool for better future Aims and Objectives Canadian Institute for Knowledge Development aims: To identify new areas of study and research which is needed for development To offer the opportunity to create and expand network with other professionals and generate ideas to keep experts on a leading position in the competitive world To create a conductive environment for knowledge and experience sharing To offer efficient solutions for sharing scientific and experimental findings in various fields To conduct world class research and to offer holistic and realistic consultancy services To work effectively with universities, institutions and organizations, in order to conduct outstanding research and trainings; To provide comprehensive, holistic, high-quality and evidence-based trainings which nourishes strengths of learners in a diverse and inspiring environment.    

“Sarıkamış İçin Ölmeyi Bilmiyorsa Bir Adam Saruhanlı İçin Nasıl Yaşar?“

İlk Söz:  Dün olduğu gibi bugün de bütün bu acı ve yaralar, Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin bekası için… Yoksa birer yazgı olarak kalsın diye değil….…. Aziz Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsun ! .. Nurlarda Yatsınlar Cennet Ehli Onlar.... "Ana sana bu mektubu Allahuekber dağında yazıyorum. Galiba veda vakti geldi, hakkını helal et anam Elif kıza selamımı söyle. O cepheden bu cepheye atıldık, AŞK makamında bir türkümüz olmadı. Bu yüzden sevdamız gazi aşkımız şehittir. Bizim Elif kızın üstünden elim kalkmıştır gayrı hakkını helal etsin... Üzülme ana ağlama. Sarıhanlı nere Sarıkamış nere deme... Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam Sarıhanlı için nasıl yaşar? Her seher vakti secde aydınlığında ki ak alnını öptüğümü bil ama beni öldü bilme... Ne diyor Yunus ata Ölürse ten ölür canlar ölesi değil ana..." "Hele söyle kurban olduğum hele söyle, Efim efim donarken gecenin ayazında, Nefesin buhar olup çıkarken son defa, ... Çıkmamış bıyıklarından buz sarkarken yiğidim, Elin mi önce dondu, yoksa ayakların mı? Kim düştü önce toprağa sen mi, arkadaşın mı? Doksan bin can düşerken bir bir yere... Yükselirken sessiz çığlıklar tekbirlerle birlikte, Kim düştü önce aklına anan mı? Hele söyle kurban olduğum... Yoksa yoksa balan mı? Şimdi ne zaman aklıma düşsen, Gözümden yüreğime gözyaşlarım buz tutmuş. Ne zaman seni ansam, İçim yanar, dışım donar, İçim dışım çığ tutar. Sarıkamış yalandır, borandır Sarıkamış, Sarıkamış ayazdır, destandır Sarıkamış, Sarıkamış evlattır tam doksan bin... Evladı buz kesmiş, evladı toprak olmuş, Tam doksan bin anadır Sarıkamış, Doksan bin anadır Sarıkamış... Yaradır Sarıkamış, Borandır Sarıkamış, Destandır Sarıkamış. Bedirhan Gökçe Son Söz:  22 Aralık 1914. Binbaşılıktan Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisliği ve Harbiye Nazır'lığına yükseltilen, ehliyetsiz, liyakatsiz, kifayetsiz, "Damat" İsmail Enver Paşa'nın emriyle, 78.000 Anadolu çocuğu, ardında binlerce yetim ve öksüz bırakarak Donarak ve Hastalık'tan şehit oldu. Sessizlik… Evet… Bir şeyleri daha iyi anlatabilmek için bazen “susmak” gerekir. Çoğu zaman konuşmaktan daha çok şey söyler… "Sevdikleri için ölümü göze almayanların sevmeyede, ölmeyede hakları yoktur" "Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam Sarıhanlı için nasıl yaşar?" diyen Sarıkamış  şehitlerimize saygıyla ... Sonsöz:. Vatan: Şehitlerimizin bize emanetidir.  Malazgirt’le kapı açan Sultan Alparslan’dır, 1453’te çağı kapatan Fatih Sultan Mehmet Han’dır, Satıkamış'ta, Çanakkale’de ölüme koşan Mehmettir, 1923’te mührü vurulan Cumhuriyettir, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür, ceddimizin emanetidir... https://bit.ly/38lWnxq