DPUPortal - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Bilgi Portalı
Orhan Elmacı

Prof. Dr. Orhan Elmacı

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

  • Profil
  • Kişisel
  • Eğitim Bilgileri
  • Görevler / İş Deneyimi
  • ÜAK Temel Alan
  • Dersler
  • Projeler
  • Yönetilen Tezler
  • Yayınlar
  • Tasarım/ Patent/ Ödül
  • Sanatsal Faaliyetler
  • Bilgi Paylaşımlarım
  • Galeri
  • İletişim

“Ne Ders Olsa Veririz” Akademisyenin Vasıfsız İnsan Kaynağına Dönüşümü Geri

Prof. Dr. Orhan Elmacı  -  02 Mayıs 2016


İlk Söz: Vasatın egemenliği yersiz iltifatla kurulur...

"Tmes2016|35. Türkiye Muhasebe Eğitimi Sempozyumu " nda bir öğretim üyesinin
kulakları çınlasın...
"Hangi muhasebe dersi olsa verirmiş"
"Bir Sempozyum" geride kalırken...
Üniversitelerin geldiği nokta...

Bu  öğretim üyesi ile konuşurken aklımdan

“Ne Ders Olsa Veririz (Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü)" kitabı geldi...

Bu kitaptan uzunca alıntıladığım bu paragrafı birlikte okuyalım:

“Görüşmecilerimizin kimlikleri ve bağlı bulundukları bölümler ve kurumlar,

bu çalışmada da sözü edilen güvensiz akademik ortam ve işten çıkarılma

tehditleri nedeniyle her zaman bizde gizli kalacaktır.

Günün birinde hepimizin korkmadan ve tehditlere maruz kalmadan

fikirlerimizi söyleyebileceğimiz, eleştiri yapabileceğimiz

ve deneyimleri paylaşabileceğimiz bir akademik ortam oluşana kadar,

şimdilik sadece kendi kimliğimizi açıklamakla ve kendimizi olası baskı

ve işten çıkarılma gibi tehditlere açık hale getirmekle yetiniyoruz.”

Entelektüel donanımın inşa edildiği, bilimsel çalışmaların sürdürüldüğü

bir yerden aktarılacak tecrübeler öncesinde, uyarı amaçlı bunları okumak

tabii ki de manidar.

Rehin alınmış bir zümreden bahsediliyor sanki…

Diplomanın satın alınan bir şeye, öğrencinin ise müşteriye dönüşmesi

vakıf üniversitelerinin “piyasaya” girmesiyle başlıyor.

Haliyle öğrencilere velinimet gözüyle bakılıyor.

Akademisyenlerin ise kafası karışık. İşçiler mi? Ya da İngilizcede belirsiz/ muğlak

anlamında kullanılan precarious ile proletaryadan türeyen 

prekarya denilen tanımlamanın mı içindeler?

Emeğin güvencesizleştirilmesi ve vasıfsızlaştırılması konuşulurken

akademik dünya bundan azadeymiş gibi davranılır.

Neden bu camia arasında da “kol kırılır yen içinde kalır?”

İnsan hakları, toplumsal adaletsizlik gibi konularda duyarlı

olduğu düşünülen akademisyenlerin, kendi uğradıkları

haksızlıklar karşısında gösterdikleri suskunluk neye bağlanabilir?

“Ne Ders Olsa Veririz” kitabı bu soruyu yanıtlıyor: 

“Akademik mitlerin muhtemelen en yaygın kabul görmüş

ve kemikleşmiş olanı ‘manevi tatmin’e dair olanıdır.

Buna göre, akademisyenlik, bir işten öte, kişinin yalnızca

kişisel zevkleri veya siyasi/ moral değerleri doğrultusunda seçmiş olduğu

bir yaşam biçimidir.

Akademik kariyeri seçen bir kişinin, mesleki olarak,

yaptığı işin içeriğinden aldığı hazdan öte

hiçbir beklentisi yoktur veya olmamalıdır.”

Ülkemizde kafa karışıklığı son sürat devam ediyor.

Bunu yeni mezun milenyum kuşağı genç akademisyenler

kadar pek çok diğer akademisyenlerde  görüyoruz.

Olabilir, insanın bilmediği konuda düşünceleri net olmayabilir.

Bunda sorun yok. Sorun şurada; bilmediği alanda insanlar

büyük büyük laflar etmemeli.

Bir kavram ne zaman tehlikeli olur?

İçeriği bulanık olduğu halde, herkes bu kavramı bildiğini sanınca."

Bizim gördüğümüz; i- çok bilenler, ii- bilmediğini bilenler mütevazı.

iii-İkisi arasındaki büyük ve kuru kalabalık oldukça küstah ve ukala.

"Hiçleşmenin Sistamatik Arka Planı"

Akademik emeğin ve bilginin metalaşması
Serbest piyasa ekonomisi,  kârı sürekli maksimize etmek için,

mümkün olan her şeyi piyasaya sürme

 Türkiye malesef halen "gelişmekte" olan ülkeler kategorisinde.

Yüzyıllardır büyüyen açığı kapatmaya çalışıyoruz.

Ama işimiz kolay değil.

Nedenlerinden bir tanesi; bir çok alanda literature

bir şey katamadığımiz gibi var olan kavramları da

ya dilimize tam çeviremiyoruz veya

ne anlama geldiklerini bilmiyoruz.

İş dünyasındaki her Japon 'reengineering'in ne olduğunu bilir,

doğru kullanır ama üzerinde bir de 'kaizen' eklemiştir.

Sağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için öncelikle sözcükleri gerçek

anlamında kullanmamız, kişisel anlamlar yüklemememiz,

anlamını bilmediğimiz kelimeleri kullanmamamız dolayısı ile

ortak bir dil geliştirmemiz gerekir.

Bir çok disiplin için geçerli bu kural özellikle Muhasebe

biliminde hayati önem taşıyor.

Çünkü markalarınız kadar büyük, işletmeleriniz

kadar güçlüdürsünüz. Muhasebe  bilimi,

işletmelerin sahip olduğu varlıklarını  en etkin,en etkili ve

en verimli  bir biçimde kullanılmasına yol gösteren bir bilim dalıdır..

Varlıklarını  en etkin, en etkili ve en verimli  bir biçimde

kullanmayan işletmelerde hiç bir zaman küresel olamaz.

Söz konusu bu model ve yöntemleri doğru uygulayabilmek

için herşeyden önce kavramların (terms) doğru anlaşılması

ve kullanılması gerekir.

Bugünün yeni normalinin, 20. yüzyılın son çeyreğinden beri, 

serbest piyasa ekonomisinin bu negatif seleksiyon etkisini 

nötür hale getirip pozif etkiye dönüştürecek olan alt yapının 

genetik kodları da mutasyona uğratığını çıkarsamasını

eski deyimle istihraçını  yapmak zor olmasa gerekir..

1980’ler de, serbest piyasa ekonomisin

alt yapısında yaşanan değişim ve dönüşümün  

arka .planında, serbest piyasa ekonomisinde

baş gösteren krizi aşmak için, emek esnekleştirilirken

yeni teknolojileri kullanmak suretiyle üretimi talebe endekslenmiştir.

 Üretimin talebe endekslenmesi, yani emeğin piyasaya tâbi kılınması,

ülke ekonomilerinin üst yapılarında ki kodlarında da değişme  neden olmuş.

Siyasi düzlemde, neoliberalizm sistemin üretim, örgütlenme

ve revize bağlamındaki katılıklarının aşılmasını sağlayacak olan

ve deregülasyon kisvesi altında sermayenin lehine

re-regülasyon yapan neoliberal devlet modeli hayata geçirilmek suretiyle,

sosyal devlet kazanımları aşama aşama geri çevrilmiştir.

Sosyo-psikolojik düzlemde de, emeği kendi isteğiyle piyasanın

gerektirdiği sınırsız çalışma düzenine girecek hâle getirebilmek için,

çalışanın işle özdeşleşme derecesini azamiye çıkartacak

ve merkezsiz otorite konsepti üzerine kurulu yeni bir

işletme modeli hayata geçirilmiştir . Bu sayede, daha önce emeğin

tümden metalaşmasının önünde duran siyasi

ve psikolojik/zihinsel bariyerler, 25-30 yıllık bir süre zarfında

büyük ölçüde bertaraf edilmiştir. bilgi toplumuna geçişin

üretimin yapısında yol açtığı değişim ve 1980’lerin başından

beri küresel çapta uygulamaya konan neoliberal politikalar,

emeğin bütün türleri üzerinde aşındırıcı bir etki göstermiştir.

Bu noktada, daha önceki dönemde piyasaya sunulmamış olan

yaşamsal öğelerin de bugün artık metalaştığını söylerken,

bunun, aynı zamanda, ister istemez, o ürünü ortaya koyan

insan emeğini de serbest piyasa ekonomisinde ücretli emek

ilişkisine sokması, yani onu da piyasada satışa çıkarılacak

bir meta hâline gelmesine neden olmuştur. 

Dolayısıyla, insan yaşamının tüm yönlerini piyasa koşullarına

dâhil oluyorsa, insanın üretici gücü de o kadar çok alanda

sermayenin tahakkümüne girmiş ve kendisine yabancılaşmıştır.

Bu anlamda neolibaralizm, simgeler, bilgi, iletişim, duygulanım,

arzu gibi maddi olmayan (immaterial) ilişkisel öğeleri

serbest piyasa ekonomik süreçlerine sokarken, bunları üreten

ve yeniden üretilmelerini sağlayan maddi olmayan

emeği de (immaterial labor), ücretli emek ilişkisine sokmuştur. 

Buradaki yabancılaşmanın ikili bir boyutu olduğunu söylemek mümkün.

Birincisi, daha önce piyasa dışı ilişkilerin bir parçası olan hizmet,

bakım, duygulanım, iletişim vb. temel toplumsal fonksiyonların

metalaşmasıyla birlikte, artık bu işlevleri serbest piyasa ekonomi

koşulları içerisinde yerine getirmek durumunda kalan emek biçimleri,

aynı işlevleri, iş yaşamı dışında yerine getiremez hâle gelmesi

kaçınılmaz olmuştur. Bu durum, yalnızca birincil yakınlıktaki

ilişkilerin temel bazı işlevlerinden soyutlanarak erozyona

uğramasına neden olmakla kalmamış. Bunun yanında

ücretlendirilmemiş emeği, yani serbest piyasa ekonomisinin

gereksindiği emek gücünün yeniden üretimini sağlaması

bakımından sistem için elzem olan sistem-dışı bir mekanizmayı da

saf dışı bırakmıştır..Birincinin sonucu olan

ikinci bir yabancılaşma boyutu ise,

sözü edilen bu ücretlendirilmemiş hizmetlerin artık onlara 

gereksinim duyan kişiler tarafından bizzat yerine getirilememesi nedeniyle,

“dışarıdan” satın alınmak zorunda kalmasıdır.

Böylece, önceden gönüllülük, karşılıklılık

ve paylaşım esasına dayanarak ve (bireylerin, bu öğeleri

kendi gereksinmeleri doğrultusunda, kendileri için üretmeleri

anlamında) yabancılaşmamış bir emek tarafından gerçekleştirilen

bu hizmetler de artık birer sektör ve piyasa ürünü hâline gelmiştir.

İnsan yaşamının giderek daha fazla veçhesinin piyasaya

intikal etmesiyle kastedilen de budur. 1980’lerden başlayarak,

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin refah devleti kazanımlarbir bir

geri alınmak suretiyle, piyasa ilişkileri tüm toplumsal alanlara nüfuz ederken,

akademik/bilimsel üretim alanı da elbette bunun dışında  kal(a)mamıştır.

Arzu, merak gibi kişisel itkilerle yapılagelmiş olan bilgi üretiminin de,

aslen kolektif sorumluluğun alanına giren eğitimin de,

artık kullanım değeri yerine piyasa değeri üzerinden

tanımlanarak araçsallaştığı görülmektedir. Bu trend, sıklıkla,

artık gündelik sohbetlerde bile kullanılır hâle gelmiş olan üniversitenin

“şirketleşmesi” olgusu çerçevesinde ele alınır  olmuştur.

Ancak “ticari üniversite”, “akademik kapitalizm” vb. slogan vari tanımlamalar,

meselenin boyutlarıyla ilgili yüzeysel

ve muğlak bir mefhum vermekten öteye gidemez.

Bilimsel üretim ve eğitim kurumlarının piyasa kurallarıyla işlemeye

başlamasını, yalnızca öğrencinin müşteri hâline gelmesinden

öte, emeğin ve bilginin eşzamanlı metalaşması çerçevesinde

ele alınması yadsınamz bir gerçektir.

Ülkemizde, sistemsizliğin boşluklardan yararlanma eğiliminin

hakim olması ciddi sorunlarımızdan sadece biri.

Ama esas sorumuz siyasette, bürokraside ve

iş dünyamızda kök nedenler üzerine eğilme yerine,

piyasa üst göstergelerine takla attıran,

herkesle iyi geçinmeyi hayatın gerçekliklerinden

daha önemli bulanların “vasatlık ortaklıklarıdır”.

İş insanlarımız, haber ve yorumlarına değer verdikleri

insanların geleceği inşa etmede kendilerine

ne kattıklarını sorgulamalı.

Sorgulama zor iştir; zoru başarmak da değerli olandır;

vasatlık rantını paylaşmak değildir…

Dünya üniversitesi olma ülküsüne yönelik olarak "Türk Ulusunu”

çağdaş uygarlığın en ön safhasına geçirme,bilimde, teknikte özgür

ve bağımsız olarak hareket edebilme,dünyanın en gelişmiş ülkesi olarak

diğer ülkelere liderlik edebilme

ve sürekli ilerlemenin bir düşünce-nesnesi olarak somut çıktılar elde edebilmek için

Ulusal irade seslenişi yeteneğini, diğer bir deyişle kolektif ruh/irade varlığını

çağdaş bilim ve akılcılıkla geliştirmek.Bu bağlamda; beşeri sermayemizin,

aydınlık yarınlarımızın umudu olan gençlerimizi ;

Fikri, Vicdanı ve İrfanı Hür olarak Kadim değerlere

(İnancına, Tarihine , Kültürüne )bağlı analitik düşünen, tartışan ,

üreten bireyler olarak yetiştirmek.

Sağlıcakla kalın...

Yüreği

"Berkehan

ve Bilgehan Deniz"

kadar temiz tüm insanların, 

günleri hep aydınlık olsun!

Yüreklerindeki sevgi daim olsun!

Referans:

Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın’ın

, İletişim Yayınları’ndan çıkan

“Ne Ders Olsa Veririz” (Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü) https://bit.ly/2DG85o4

BU MAKALEYİ İLK OYLAYAN SİZ OLUN! Makaleyi oylamak için oturum açınız.

Prof. Dr. Orhan Elmacı

Tweet

02 Mayıs 2016 - 3240 defa görüntülendi

Geri
DPU

T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi

DPUPortal Platformu

DPUPortal Nedir?

DPUPortal, Üniversitemiz ailesine mensup akademik ve idari tüm personelimizin kişisel bilgilerinin yer aldığı bir sistemidir.

Ayrıca değerli akademisyenlerimizin alanları ile ilgili güncel akademik yazılarına ulaşabileceğiniz önemli bir akademik kaynaktır.

Hızlı Erişimler

  • Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
  • Merkez Kütüphane
  • Öğrenci Bilgi Sistemi
  • Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı
  • Bilgi İşlem Daire Başkanlığı

Uygulamalar

DPUMobil uygulamasını telefonunuza kurarak üniversitemiz hakkındaki herşeye cep telefonunuzdan ulaşabilirsiniz.

AppStore Android
© 2024 T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi - Dijital Dönüşüm ve Yazılım Ofisi Koordinatörlüğü , Tüm hakları saklıdır.
  • Kullanım Koşulları