DPUPortal - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Bilgi Portalı
Orhan Elmacı

Prof. Dr. Orhan Elmacı

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

  • Profil
  • Kişisel
  • Eğitim Bilgileri
  • Görevler / İş Deneyimi
  • ÜAK Temel Alan
  • Dersler
  • Projeler
  • Yönetilen Tezler
  • Yayınlar
  • Tasarım/ Patent/ Ödül
  • Sanatsal Faaliyetler
  • Bilgi Paylaşımlarım
  • Galeri
  • İletişim

Kandilin Ötesinde: Görünen Dindarlık, Görünmeyen Hesap... Ayna Başkasına Değil, Önce Nefse Tutulur... Geri

Prof. Dr. Orhan Elmacı  -  24 Ağustos 2026


Tüm Kadim Değerlere Bağlı İnsanların ve Türk Dünyasının Mevlid Kandili Mübarek Olsun!

Dualarınız kabul, gönülleriniz huzurlu olsun.

İlk Söz

Çoğunun “Allah korkusu” dediği şey,
hâl ile değil, çoğu zaman mahal ile ilgilidir.

Mahal değişince de
geriye ne kadarının kaldığı sorgulanmalıdır.

Çünkü imtihana girmemiş her fazilet, haritadaki bir menzilden ibarettir.

Ne yolu anlatır,
ne yolculuğu...

İnsanın kalbini,
din bilgisini,
imanını ve kulluk hâlini
dışarıdan bakarak bütünüyle bilemezsiniz.

Öyleyse insanın başka bir insanın kulluk miracını kendi ölçüsüyle yargılaması, ne menem bir hadsizliktir?

Belki asıl soru şudur:

“Salih amel nedir?”

Bunun cevabını yalnızca büyük ibadetlerde aramak eksik kalır.

Resûlullah’ın şu ölçüsü, insan ilişkilerinin ahlâkî temelini son derece açık biçimde ortaya koyar:

“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”
(Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64-65)

Salih amel, en yalın anlamıyla; iyi, güzel, faydalı ve Allah’ın rızasına uygun iştir.

Kur’an-ı Kerim’de iman ile salih amel çoğu zaman birlikte zikredilir:

“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”
(Asr, 103/1-3)

Yine:

“İman edip salih amel işleyenleri müjdele: Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.”
(Bakara, 2/25)

Buradaki dikkat çekici nokta şudur:

İman, yalnızca zihinsel bir kabul değildir; davranışa, ahlâka ve hayata yansıyan bir sorumluluktur.

Salih amelin merkezinde ise ihlas vardır.

Yani yapılan işin gösteriş için değil, Allah’ın rızası gözetilerek yapılması...

Çünkü insanın yaptığı iş kadar, o işi hangi niyetle yaptığı da önemlidir.

Biz kimiz ki?

Kullar içinde ednâ bir kuluz.

Bu yüzden başkasının imanını tartmak, kulluğunu ölçmek, kalbine hüküm vermek bize düşmez.

Bize düşen, kendi hesabımıza bakmaktır.

Belki de salih amelin en yalın ölçülerinden biri şudur:

İnsanlar senin elinden ve dilinden emin mi?

Çünkü insanların Allah’ın kulları olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.

Onların hakkına girmemek,
gıybetlerini yapmamak,
iftira etmemek,
haset etmemek,
canlarına ve mallarına zarar vermemek,
emanete ihanet etmemek,
haksızlık karşısında susmamak...

Bunların tamamı kulluk ahlâkının parçalarıdır.

Hukukullah ve hukukukul

İslam düşüncesinde hukukullah, Allah’a karşı kulluk ve sorumluluk alanını; hukukukul ise insanların birbirleri üzerindeki haklarını ifade eden önemli bir ayrımdır.

İnsan bazen ibadetlerini çoğaltırken başkasının hakkını kolayca ihlal edebiliyor.

Oysa bir insanın alnı secdeden kalkarken, dili başka bir insanın hakkına saldırıyorsa burada ciddi bir ahlâkî çelişki vardır.

Yalan söylememek takvadır; doğruyu söylemek salih ameldir.

Haksızlıktan kaçınmak takvadır; hakkı sahibine teslim etmek salih ameldir.

Kul hakkından korkmak takvadır; kulun hakkını gözetmek salih ameldir.

İbadet ile ahlâkı birbirinden koparmak, dinin ruhunu parçalamaktır.

Mevlid: Doğumdan Hatırlamaya

“Mevlid” kelimesi Arapça w-l-d kökünden gelir ve doğum, doğum zamanı veya doğum yeri anlamlarıyla ilişkilidir.

Bizde ise Mevlid, zamanla yalnızca bir “doğum hatırlaması” olmaktan çıkmış; Hz. Muhammed’in hayatını, ahlâkını, nübüvvetini ve insanlığa getirdiği mesajı yeniden düşünmenin kültürel ve dinî bir vesilesine dönüşmüştür.

Bu geleneğin Türk kültüründeki en güçlü temsilcilerinden biri hiç kuşkusuz Bursalı Süleyman Çelebi’nin 1409 yılında kaleme aldığı Vesîletü’n-Necât — Kurtuluş Vesilesi adlı eseridir.

Süleyman Çelebi’nin Bursa Ulu Camii imamı olması da ayrıca anlamlıdır.

Çünkü bu eser, yalnızca edebî bir metin değil, yüzyıllar boyunca toplumun ortak hafızasında Hz. Peygamber sevgisinin şiir, musiki ve söz aracılığıyla taşınmasına vesile olmuş büyük bir kültür mirasıdır.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Bir geleneğin varlığı ile onun dinî açıdan zorunlu olması aynı şey değildir.

Bizde kandiller, zaman içerisinde Müslüman toplumların dinî duyarlılıklarını canlı tutan kültürel vesileler hâline gelmiştir.

Bu gecelerin değerini belirleyen şey ise yalnızca takvimdeki yerleri değil, insanın hayatında neyi değiştirdiğidir.

Kandil mi, Gösteri mi?

Bir ibadetin veya dinî merasimin özü kaybolup biçimi öne çıktığında, insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir:

Ben gerçekten neyi yaşıyorum; yoksa yalnızca neyi gösteriyorum?

Mevlid okunabilir.

Kur’an okunabilir.

Salavat getirilebilir.

Vaaz dinlenebilir.

Dua edilebilir.

Bunların her biri güzeldir.

Ama bütün bunların insanın ahlâkına, adalet duygusuna, merhametine, kul hakkına bakışına ve gündelik hayatına hiçbir etkisi yoksa, mesele yeniden düşünülmelidir.

Çünkü din, yalnızca merasimlerden ibaret değildir.

Merasim, hakikate açılan bir kapı olabilir.

Fakat kapının önünde ömür tüketip içeri girmemek de mümkündür.

Vahiy ve Perdenin Kalkması

“Vahiy” kavramını düşünürken İngilizcedeki revelation kelimesinin taşıdığı “açığa çıkarma, örtüyü kaldırma” çağrışımı da insanı düşündürüyor.

Burada etimolojik bir özdeşlik kurmaktan çok, kavramsal bir benzerlik dikkat çekicidir:

Hakikat bazen yeni bir şey icat etmekten ziyade, üzerindeki perdeyi kaldırmaktır.

Belki de vahyin insana yaptığı en büyük çağrılardan biri budur:

Bak.
Düşün.
Anla.
Kendini sorgula.
Ve gördüğün hakikat karşısında sorumluluk al.

Kimileri gelecekten söz ediyor.

Oysa bazen anlattıkları gelecek değil,
geçmişin farklı bir kılıkla geri dönüşüdür.

Ebedî rücû...

Kur’an, Sünnet ve Geleneği Birbirine Karıştırmadan Düşünmek

İslam dünyasında zaman içerisinde Kur’an, sünnet, hadis, fıkıh, mezhep, tasavvuf ve kültürel gelenek birbirleriyle iç içe geçmiş geniş bir düşünce dünyası oluşturmuştur.

Burada sağlıklı olan, bunların hiçbirini toptan reddetmek veya birbirinin yerine koymak değil; hangi hükmün doğrudan Kur’an’da bulunduğunu, hangisinin sünnetle, hangisinin fıkhî yorumla, hangisinin tarihsel gelenekle ilişkili olduğunu ayırt edebilmektir.

Çünkü gelenek ile din aynı şey değildir.

Gelenek değerlidir.

Fakat gelenek, sorgulanamaz hâle geldiğinde düşüncenin önünü kapatabilir.

Aynı şekilde modernlik de sorgulanamaz bir otorite değildir.

Asıl mesele, hakikati hangi çağın söylediğine göre değil, neyin hakikate uygun olduğuna göre aramaktır.

Bu nedenle Kur’an’ın açık hükümleri ile tarih içerisinde oluşmuş yorumları birbirinden ayırmak gerekir.

Nitekim Kur’an’da açıkça yer almayan bir uygulamayı Kur’an’ın emriymiş gibi sunmak ne kadar problemliyse, tarihsel ve ilmî bir geleneği sırf Kur’an’da aynı ifadeyle geçmiyor diye bütünüyle değersiz saymak da o kadar sorunludur.

Sorgulamak inkâr değildir.

Düşünmek isyan değildir.

Araştırmak imansızlık değildir.

Tam tersine, hakikati arama sorumluluğunun bir parçasıdır.

Asıl Mesele: İnandığımız Gibi Yaşamak

Bugün bizi asıl düşündürmesi gereken meselelerden biri de şudur:

İnandığımız gibi mi yaşıyoruz, yoksa yaşadığımız gibi inanmaya mı başladık?

Dinî semboller çoğalırken ahlâk azalabilir mi?

Tesettür görünürken mahremiyet kaybolabilir mi?

İbadet artarken adalet duygusu zayıflayabilir mi?

Dini ifadeler çoğalırken kul hakkı unutulabilir mi?

Elbette olabilir.

Çünkü dindarlığın görüntüsü ile ahlâkın hakikati aynı şey değildir.

Bugün dinî hassasiyetin tüketim kültürüyle iç içe geçtiği örnekleri görmek mümkün.

“Helal” etiketi altında yalnızca ürünler değil, bazen bütün bir tüketim biçimi pazarlanabiliyor.

Dinî düğün organizasyonları, gösterişli iftarlar, “helal eğlence” konseptleri, lüks hac ve umre paketleri, sosyal medyada sergilenen dinî hayat görüntüleri...

Burada sorun, bir ürünün veya organizasyonun teknik olarak “helal” olup olmamasından daha derindir.

Sorulması gereken soru şudur:

Din, insanın ahlâkını mı dönüştürüyor; yoksa tüketimin diline mi dönüşüyor?

İsraf, gösteriş ve statü tutkusu hangi etiketle sunulursa sunulsun, üzerinde yeniden düşünülmesi gereken bir meseledir.

Çünkü haram para cüzdanda durduğu gibi durmaz.

İnsanın davranışına, ilişkilerine ve nihayetinde karakterine sirayet eder.

Başörtüsünü aksesuarlaştırmak kadar, dini de bir statü göstergesine dönüştürmek tehlikelidir.

Namazı yalnızca bir ritüele,

orucu yalnızca bir diyete,

haccı yalnızca turistik bir deneyime,

Mevlid’i yalnızca bir organizasyona,

dindarlığı ise yalnızca görünür sembollere indirgemek...

Bunların hepsi üzerinde düşünülmesi gereken dönüşümlerdir.

Biçim korunurken öz kaybolabilir.

Ve belki de çağımızın en büyük sınavlarından biri tam burada başlamaktadır.

Son Söz: Kandilin Ölçüsü Ertesi Gündür

Mevlid Kandili’nin anlamını belirleyecek olan, o gece kaç kandil yaktığımız değil; ertesi gün nasıl bir insan olduğumuzdur.

Daha adil miyiz?

Daha merhametli miyiz?

Daha dürüst müyüz?

Kul hakkından daha fazla mı sakınıyoruz?

Emanete daha mı sadığız?

İftiradan, gıybetten, hasetten, kibirden ve gösterişten biraz daha mı uzaklaştık?

Haksızlık karşısında biraz daha cesur muyuz?

İşte asıl mesele budur.

Çünkü kandiller vardır;

kutlamak için değil yalnızca, kendimize dönmek için.

Affedilmek için,

affetmek için.

Hatırlamak için,

hesaplaşmak için.

Ve en önemlisi:

Hakikate biraz daha yaklaşmak için.


Dua

Kâinatın Yaratanı,
Yerin ve göğün tek sahibi Yüce Rabbim;

Bizi hiçbir zaman ve hiçbir koşulda Senden başkasına kulluk edenlerden eyleme.

Rağbeti yalnızca Sana olan kullardan eyle.

Bizi gururdan, kibirden, ihtirastan ve hasetten uzak tut.

Gerçeği örtenlerden, nankörlerden, riyakârlardan ve münafıklardan eyleme.

Helal ile haram arasındaki hassasiyeti kaybedenlerden eyleme.

Kul hakkına, yetim hakkına ve emanetlere riayetsizlikten bizi koru.

Haksız yere hiç kimsenin ahını almaktan muhafaza eyle.

Haksızlık karşısında susanlardan olmamayı nasip eyle.

Emanetleri ehline vermeyi, adaletle hükmetmeyi ve ahde vefa göstermeyi bizlere nasip eyle.

Kapalı kapılar ardında fitne ve fesat üretenlerin şerrinden bizleri koru.

İftira atanların şerrinden, iftira atmaktan ve başkasının hakkına girmekten bizi muhafaza eyle.

Sevgiyi paylaşmayı, dostluğu yaşatmayı, gönül kırmamayı ve insanı insan olduğu için sevebilmeyi nasip eyle.

Bize ibadetin şeklini değil yalnızca, ruhunu da kavramayı nasip eyle.

Bizi inandığımız gibi yaşayanlardan eyle.

Yaşadığımızı inancımıza uydurmak yerine, hayatımızı hakikate uydurmayı nasip eyle.

Mevlid Kandili vesilesiyle ettiğimiz duaları ve yaptığımız ibadetleri kabul eyle.

Bu mübarek gecenin bütün salih amel sahiplerine, milletimize, Türk Dünyasına ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini nasip eyle.

Ülkemizi ve bütün insanlığı afetlerden, savaşlardan, zulümden, fitneden ve fesattan muhafaza eyle.

Adaleti, merhameti ve hakkaniyeti hayatımızın ölçüsü eyle.

Âmin.

Mevlid Kandiliniz mübarek olsun.

Tüm kadim değerlere bağlı insanlara, Türk Dünyasına ve insanlığa hayırlar getirmesi dileğiyle...


Kadrajımdan: Kütahya Ulu Camii

 

BU MAKALEYİ İLK OYLAYAN SİZ OLUN! Makaleyi oylamak için oturum açınız.

Prof. Dr. Orhan Elmacı

Tweet

24 Ağustos 2026 - 3521 defa görüntülendi

Geri
DPU

T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi

DPUPortal Platformu

DPUPortal Nedir?

DPUPortal, Üniversitemiz ailesine mensup akademik ve idari tüm personelimizin kişisel bilgilerinin yer aldığı bir sistemidir.

Ayrıca değerli akademisyenlerimizin alanları ile ilgili güncel akademik yazılarına ulaşabileceğiniz önemli bir akademik kaynaktır.

Hızlı Erişimler

  • Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
  • Merkez Kütüphane
  • Öğrenci Bilgi Sistemi
  • Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı
  • Bilgi İşlem Daire Başkanlığı

Uygulamalar

DPUMobil uygulamasını telefonunuza kurarak üniversitemiz hakkındaki herşeye cep telefonunuzdan ulaşabilirsiniz.

AppStore Android
© 2024 T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi - Dijital Dönüşüm ve Yazılım Ofisi Koordinatörlüğü , Tüm hakları saklıdır.
  • Kullanım Koşulları