
İlk Söz: Soru şu: Tüm resmi bayramlarda herkes bağımsızlıktan, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadeleden söz ediyor !
Bu çok güzel !
Yalnız bağımsızlık, laiklik, özgürlüğe sahip çıkma kararlılığı bir günle sınırlı mı kalmalı, yoksa bir ulusun “karekteri” mi olmalı ?
Resmî bayramlarda sıklıkla dile getirilen bağımsızlık, özgürlük ve egemenlik vurguları önemli bir ortak hafıza üretir. Ancak temel soru şudur: Bu değerler yalnızca takvimsel ritüellere mi sıkışmalıdır, yoksa bir ulusun tarihsel karakterine mi dönüşmelidir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin 19 Mayıs 1919’dan itibaren şekillenen bağımsızlık ve varoluş mücadelesi, yalnızca bir askerî direniş değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve kurumsal bir yeniden kuruluş sürecidir. Bu sürecin mimarı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Samsun’da başlattığı tarihsel yürüyüşü Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleriyle ulusal iradeye dayalı bir çerçeveye taşımış; nihayetinde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla egemenliği millete mal eden yeni bir siyasal düzenin temellerini atmıştır.
19 Mayıs 1919 Samsun’a Çıkış, bu anlamda yalnızca bir başlangıç değil; aynı zamanda bir siyasal bilinç inşasının da adıdır. Bu bilinç, esareti reddeden, kendi kaderini tayin etme iradesini merkeze alan bir tarihsel kırılmayı temsil eder.
Atatürk’ün şu ifadesi, bu sürecin entelektüel derinliğini açık biçimde ortaya koyar:
“Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa yürümekteyiz...”
Bu ışık, yalnızca askerî bir zaferin değil; aynı zamanda toplumsal bir yeniden kuruluşun metaforudur.
Kurtuluş Savaşı, imkânsızlıklar içinde örgütlenen kolektif bir iradenin ürünüdür. Bu yönüyle, klasik bir askerî çatışmanın ötesinde; yurttaşlık bilinci, temsil, meşruiyet ve kurumsallaşma açısından modern bir devlet inşası deneyimidir. Nitekim Misak-ı Millî çerçevesi ve TBMM’nin kuruluşu, bu sürecin hukuki ve siyasal omurgasını oluşturmuştur.
Bu bağlamda 19 Mayıs, yalnızca geçmişe ait bir tarih değil; aynı zamanda süreklilik taşıyan bir siyasal ve ahlaki referanstır. Çünkü bağımsızlık, bir defa kazanılıp tamamlanan bir olgu değil; sürekli yeniden üretilen bir tarihsel bilinçtir.
Dünya tarihi açısından bakıldığında, modernleşme süreçleri farklı coğrafyalarda farklı biçimler almıştır. Fransız Devrimi aristokratik yapıları; Sovyet Devrimi feodal ve oligarşik ilişkileri dönüştürürken, Anadolu coğrafyasındaki Kurtuluş Mücadelesi, emperyalist işgal koşullarına karşı bir ulusal bağımsızlık hareketi olarak şekillenmiştir. Bu yönüyle Türk Devrimi, yalnızca bir rejim değişikliği değil; aynı zamanda egemenlik ilkesinin yeniden tanımlanmasıdır.
Ancak bu tarihsel okuma, basitleştirilmiş karşıtlıklar üzerinden değil; daha geniş bir uluslararası sistem analizi içinde değerlendirilmelidir. Zira 20. yüzyılın başında olduğu gibi bugün de devletler, ekonomik, politik ve kültürel etkileşim ağları içinde varlıklarını sürdürmektedir. Bu nedenle bağımsızlık kavramı, yalnızca askerî değil; aynı zamanda ekonomik ve kurumsal kapasiteyle de doğrudan ilişkilidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş felsefesi, tam da bu noktada belirleyicidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Bu tarihsel mirasın en kritik boyutu ise yurttaşlık bilincidir. Atatürk’ün liderliğinde yürütülen süreç, etnik, dinsel veya sınıfsal ayrımları aşan bir ulusal birlik tahayyülüne dayanmıştır. Bu yönüyle Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; aynı zamanda birlikte yaşama iradesinin kurumsallaşmış halidir.
Bugün 19 Mayıs, bu nedenle yalnızca bir anma günü değil; aynı zamanda bir düşünme günüdür: Bağımsızlık nasıl korunur, yurttaşlık nasıl güçlendirilir, ortak gelecek nasıl inşa edilir?
Bu sorular, geçmişin romantizasyonundan ziyade, bugünün sorumluluk alanına işaret eder.
Bu eşik, yalnızca geçmişi değil; geleceği de tanımlar.
Cumhuriyet, demokrasi ve hukukun üstünlüğü; bu tarihsel mirasın en kalıcı kurumsal çerçevesidir. Bu çerçeve, yalnızca korunması gereken bir yapı değil; sürekli geliştirilmesi gereken bir siyasal akıldır.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Mücadelesi’nin tüm kahramanlarını saygı ve minnetle anıyor; 19 Mayıs’ın taşıdığı tarihsel anlamı, bugünün sorumluluğuyla birlikte yeniden hatırlıyoruz.
19 Mayıs, bir gün değil; bir bilinçtir.
Büyük Önder, 19 Mayıs'ta başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın kuşaklarca süreceğini, muasır medeniyet seviyesine gelmeyenin bir şekilde müstemleke olacağını, bu mücadelede daima gençlerden taze kuvvet, fikir ve dinamizm gerekeceğini bilerek, tam da o günü gençlere armağan etmeyi seçmiştir.
Son Söz : Vatan , Şehitlerimizin bize emanetidir. Vatan,Oğuzhandır, Vatan Atilla'dır, Vatan Sultan Alparslan'dır. Vatan, Sultan Mehmet Han'dır. Vatan, Mustafa Kemal Atatürk'tür... Aklı, bilimi ve ahlaki değerleri rehber edinerek yaşatan bizi biz yapan, o muhteşem değerlerimizin önünde saygıyla eğiliyor ve diyorum ki; Allah bize yar olsun, Türk’ün özü var olsun..Tarihte Atatürk’e düşman olup da Türk’e dost olan çıkmamıştır! Çünkü Atatürk, Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleketin ve büyük Türk Milleti'nin MAVİ GÖZLÜ BOZKURTUDUR!
ve
Son olarak Duvarımda ve masamda her zaman resmini eksik etmediğim Büyük Önder ; ben de koltuğumda büyük adam gibi oturan torunlarım da sana minnettar. İnşallah onların çocukları da seni saygıyla, sevgiyle ve minnetle anacaklar. Ululaştırarak ve masal kahramanı haline getirerek değil, kalpten severek ve teşekkür ederek, Atatürk diyecekler... Saygıyla...
Sağlıcakla kalın...
Yüreği
"Berkehan
ve Bilgehan Deniz"
kadar temiz tüm insanların,
günleri hep aydınlık olsun!
Yüreklerindeki sevgi daim olsun!
Not:
İlgilenenler için......
Büyük Nutkun 10 adet video ile anlatımı ..
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/1.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/2.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/3.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/4.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/5.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/6.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/7.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/8.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/9.mp4
http://feritgezgil.com/SesliNutuk/10.mp4