DPUPortal - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Bilgi Portalı
Orhan Elmacı

Prof. Dr. Orhan Elmacı

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

  • Profil
  • Kişisel
  • Eğitim Bilgileri
  • Görevler / İş Deneyimi
  • ÜAK Temel Alan
  • Dersler
  • Projeler
  • Yönetilen Tezler
  • Yayınlar
  • Tasarım/ Patent/ Ödül
  • Sanatsal Faaliyetler
  • Bilgi Paylaşımlarım
  • Galeri
  • İletişim

“En Büyük Eserim Türkiye Cumhuriyetidir “ Geri

Prof. Dr. Orhan Elmacı  -  29 Ekim 2025


Etnik ve tarihsel haritalar üzerinden geriye dönük hükümler üretmek, yazılı kaynaklara dayanıyor olsa bile son derece zordur ve çoğu zaman yanıltıcıdır. Çünkü tarih yalnızca olayların kronolojisi değildir; bir halkın hafızası, onuru, ortak bilinci ve destanıdır. Ne var ki bu coğrafyada tarih ya kutsallaştırılarak dogmatik bir alana hapsedilmekte ya da siyasal hesaplarla politize edilerek gündelik polemiklerin seviyesine indirgenmektedir. Her iki yaklaşım da hakikati örter, toplumsal belleği zedeler.

Türkler Anadolu’nun kapısını çalarken ne bir çilingire ne de bir kapıcıya ihtiyaç duymuştur. Bu millet yeri geldiğinde gökkubbenin altını otağı yapmış, yeri geldiğinde çöllerde devlet yaşatmış; var olma iradesini coğrafyaya sığdırmadan taşımıştır. Alparslan’ın Malazgirt’te kazandığı zafer yalnızca bir askerî başarı değil, bir medeniyetin istikametini belirleyen tarihsel bir dönüm noktasıdır. Kürt’üyle, Türkmen’iyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla bu yürüyüş zaten birlikte yapılmıştır. “Bu toprakların kapısını kim açtı?” tartışması ise hakikati ıskalayan, yapay ve ayrıştırıcı bir gündemden ibarettir.

Bu topraklara gelen, burada kalan ve burayı yurt edinen herkes tarihsel öznenin bir parçasıdır. Ancak Türkleri kapının önünde bekleyen, içeri alınmayı umut eden gariban bir misafir gibi göstermeye çalışmak; bin yıllık devlet aklını ve iradesini “yardımla gelmişlik” söylemine indirgemek hem bilgisizliktir hem de art niyettir. Bu çarpık tarih anlayışı kavimleri futbol takımı gibi karşı karşıya getirir, tarihi “o mu açtı bu mu soktu?” gibi sığ bir dile mahkûm eder ve en tehlikelisi, tarihsel kardeşliği düşmanlığa dönüştürür. Oysa tarih bir milletin yürüyüşüdür; Türk milleti bu yürüyüşü nice dostla birlikte yapmış, fakat her daim öncü olmuş ve yön vermiştir.

Tarihi aşındırmanın, ulusal bilinci zayıflatmanın ve bir milleti reflekslerinden koparmanın da denenmiş yöntemleri vardır. Ünlü fizyolog Pavlov’un şartlı refleks deneyleri bu açıdan öğreticidir. Pavlov, köpeklerine et verirken zil çaldığında, zamanla zil sesi tek başına salya akıtmak için yeterli hâle gelmiştir. Ancak ağır travmalar sonrasında bu şartlı reflekslerin ortadan kalktığını gözlemlemiştir. Hayvan, en ilkel hâline geri dönmüştür. Bu bilimsel gerçek, toplumsal psikoloji açısından da ibret vericidir. Sürekli travmaya maruz bırakılan toplumlarda, milli refleksler, tarihsel hassasiyetler ve ortak bilinç zamanla kırılır.

Bugün yaşadığımız süreç de bundan bağımsız değildir. Psikolojik harp ve asimetrik savaş yöntemleriyle, ulusların tarihleri tartışmaya açılmakta, kimlikleri sorgulanmakta, benlikleri aşındırılmaktadır. Bunun temel taktiği, bir ulusun tarihsel varlığını tartışmalı hâle getirmektir. “Demokratlık” ve “tartışma kültürü” adı altında, eşit olmayan masalarda yürütülen bu süreçte, gerçek değil algı üretilir. Yalan, yeterince yüksek sesle ve yeterince çok ağızdan söylendiğinde, gerçeği bastırır. Ulusal gururu ve tarihsel bilinci güçlü insanlar bile bir süre sonra “acaba” demeye başlar. İşte ulusal benlikte ilk kırılma tam da burada yaşanır.

Bu yöntemler yalnızca geçmişe dönük değildir; doğrudan bugünü ve geleceği hedef alır. Mondros sonrası İstanbul’un işgalinde milyonların sessizce izleyici hâline getirilmesi tesadüf değildir. İlk adım her zaman işgali izlettirmektir. Ardından masa kurulur ve “tartışın” denir. Bugün de benzer bir süreç yaşanmaktadır. Tartışma alanı her geçen gün genişletilmekte, Cumhuriyet’in genetik kodları hedef alınmaktadır. Ulusal önderler yıpratılmakta, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk bir lider değil, tartışılması gereken bir figür hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bu açık bir psikolojik harp yöntemidir.

Oysa Cumhuriyet, Türk milletinin var olma ve bu topraklara sahip olma mücadelesinin kurumsal ifadesidir. Cumhuriyet’in ilanı mücadelenin sonu değil, yeni bir safhasıdır. Milli Mücadele, Cumhuriyet sonrasında da eğitimde, hukukta, ekonomide, kültürde ve toplumsal yaşamın her alanında devam etmiştir. Büyük Önder, kısa sayılabilecek bir sürede; din ve devlet işlerini ayırmış, eğitimi çağdaş temellere oturtmuş, hukukun altyapısını kurmuş, ekonomik bağımsızlığın temellerini atmış, sanayileşme ve tarımsal üretimi devlet aklıyla yapılandırmıştır. Bütün bu devrimler bir bütünün parçalarıdır.

Cumhuriyet’in sürdürülebilirliği; güçlü bir eğitim sistemine, güçlü bir hukuk düzenine, kadim değerlerle barışık ama akıl ve bilimle ilerleyen bir toplumsal yapıya bağlıdır. Cumhuriyet bir fazilettir. Fazilet, insanın ahlaki olarak iyiye yönelmesi ve ruhsal yetkinliğe ulaşmasıdır. Cumhuriyet’i bir yaşam biçimi olarak içselleştirebilenler, Atatürk Cumhuriyet’ini yaşatabilir.

Bu noktada 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’na dair sıkça çarpıtılan bir gerçeğin de altı çizilmelidir. Bu kanun, hukuken bir şahsı değil; Türk milletinin kurucusuna duyduğu ortak saygıyı ve toplumsal hafızayı korumayı amaçlar. Korunan, bir kişi değil; bir ulusun ortak değeri ve tarihsel bilincidir.

Sonuç olarak, tarih çilingire değil; adalete, irfana ve hakikate muhtaçtır. Cumhuriyet’i koruyup yüceltebildiğimiz, ulusal egemenliği gerçekten içselleştirebildiğimiz ölçüde 29 Ekim anlam kazanır. Aksi hâlde, yalnızca balkonlara asılan bayraklarla yetinilen kısa bir tatil gününe indirgenir. Oysa Cumhuriyet; bilinçtir, sorumluluktur ve gelecek kuşaklara bırakılan en büyük mirastır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.
Günleriniz aydınlık, yüreğinizde sevgi daim olsun.
Yüreği “Berkehan ve Bilgehan Deniz” kadar temiz olanların…

BU MAKALEYİ İLK OYLAYAN SİZ OLUN! Makaleyi oylamak için oturum açınız.

Prof. Dr. Orhan Elmacı

Tweet

29 Ekim 2025 - 3182 defa görüntülendi

Geri
DPU

T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi

DPUPortal Platformu

DPUPortal Nedir?

DPUPortal, Üniversitemiz ailesine mensup akademik ve idari tüm personelimizin kişisel bilgilerinin yer aldığı bir sistemidir.

Ayrıca değerli akademisyenlerimizin alanları ile ilgili güncel akademik yazılarına ulaşabileceğiniz önemli bir akademik kaynaktır.

Hızlı Erişimler

  • Kütahya Dumlupınar Üniversitesi
  • Merkez Kütüphane
  • Öğrenci Bilgi Sistemi
  • Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı
  • Bilgi İşlem Daire Başkanlığı

Uygulamalar

DPUMobil uygulamasını telefonunuza kurarak üniversitemiz hakkındaki herşeye cep telefonunuzdan ulaşabilirsiniz.

AppStore Android
© 2024 T.C. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi - Dijital Dönüşüm ve Yazılım Ofisi Koordinatörlüğü , Tüm hakları saklıdır.
  • Kullanım Koşulları